CIPOML 23. Konferansı karar metinleri

Batı Afrika ve Sahel’de askeri müdahaleler konusunda karar

– Emperyalist güçlerin (ABD, Fransa, Avrupa Birliği) Sahel bölgesi ve Batı Afrika’daki cihatçı terörizme karşı mücadele adı altında Serval, Barkhane ve G5 gibi operasyonlarla gerçekleştirdiği askeri müdahaleleri değerlendirildiğinde,

– Batı Afrika ve Sahel bölgesi ülkelerinin topraklarında emperyalist güçlerin saldırı aygıtı ve halklar açısından ise güvensizlik içinde yaşamanın kaynağı olan askeri birliklerin ve askeri üslerinin yerleştirilmesinin arttığı değerlendirildiğinde,

– Batı Afrika ülkelerinin ulusal egemenliği, toprak bütünlüğü ve maden ve tarımsal kaynaklarının emperyalist ve tekeller tarafından yağmalandığı göz önünde bulundurulduğunda,

– Batı Afrika’nın alt bölge ve Sahel bölgesinin denetimi için farklı emperyalist güçler arasındaki rekabet ve çelişki göz önünde bulundurulduğunda,

– Proletaryanın, hakların ve emekçi kesimlerin gençlerinin Sahel bölgesi ve Batı Afrika ülkelerine askeri müdahale ve işgaline karşı, ulusal egemenlik ve toprak bütünlüğü için yürüttükleri mücadeleler göz önünde bulundurulduğunda,

Kasım 2017’de Tunus’ta toplanan CIPOML,

– Emperyalist güçlerin Sahel ve Batı Afrika’daki askeri müdahalelerini teşhir ediyor;

– Sahel bölgesi ve Batı Afrika ülkelerindeki yabancı askeri birliklerin çekilmesi ve üslerin kapatılmasını talep ediyor;

– Halkların ulusal egemenlik, toprak bütünlüğü ve ulusal ve sosyal kurtuluş mücadeleleri ile dayanışma içerisinde olduğunu ilan ediyor.

Fransız emperyalizmi ve Ouattara iktidarına karşı mücadelesinde Fildişi halklarına destek kararı

Fransa’nın yeni sömürgesi olarak Fildişi Sahilleri, bu aralar siyasi ve sosyal açıdan keskin bir kriz durumu yaşıyor.

-Hükümetin anti sosyal politikaları temel ürün ve hizmetlerin fiyatlarında hızlı artışa neden oluyor, köylülerin gelirleri şiddetle düşüyor, büyük AVM’leri teşvik etmek amaçlı küçük esnafların yok ediliyor; yol kenarı ve güvencesiz pazarlara terk ediliyorlar. Uzun süreli işsizlik gençliğin önemli bir kısmını içine çekiyor.

-Ouattara iktidarı halkın kaygılarını çözme konusunda; memurların sosyal talepleriyle karşılama konusunda, mezhepler arası çatışmaları çözme konusunda, büyük çeteler ve gaspçılara karşı halkı koruma konusunda tamamen beceriksiz davranıyor.

-İktidara geldiğinden bu yana tüm siyasi ve sosyal taleplere karşı Ouattara iktidarının tek çözümü şiddete başvurmak oldu.

-Fransız emperyalizmi ise bu antidemokratik iktidara sınırsız destek veriyor.

-Fransız emperyalizminin Fildişi topraklarına yerleştirdiği 43.BİMA (Deniz piyade taburları) ulusal egemenliği ihlal eden bir işgal ordusudur.

-Siyasi tedirginliklerin yaşandığı günümüzde 43. BİMA’yı güçlendirme amaçlı 200 paraşütçü göndererek Fransız emperyalizmi ülkedeki etkisini artırmıştır

Uluslararası Marksist Leninist Parti ve Örgütler Konferansı (CIPOML) Fransız emperyalizmin Fildişi’nin iç işlerine karışmasını mahkum etmekte;

-Fişdişi topraklarında Fransa’nın tuttuğu askeri üssün derhal ve şartsız kapatılmasını

-Ouattara iktidarı özgürlük ve demokrasiye saygı göstermesini;

-Ouattara iktidarının derhal tüm siyasi tutsakları koşulsuz serbest bırakmasını;

-Uluslararası Ceza Mahkemesinde tutuklu olan Gbagbo Laurent’un derhal geri dönmesini talep etmektedir.

CIPOML, Fildişi halklarının ulusal egemenlik, özgürlük, demokrasi ve sosyal iyileşme mücadelesini desteklemektedir.

Fildişi Devrimci Komünist Partisinin önderliğindeki devrimci demokratik mücadeleyi desteklemektedir.

CIPOML’nin Arakanlı Rohingya halkıyla dayanışma kararı

2012’den bu yana Myanmar’ın Arakan eyaletinde yaşayan bir milyonu aşkın Rohingya halkı Bangladeş’e göçe zorlandı. Rohingyalar katledildi, tecavüze uğradı, vatansız kaldı, köyleri yakılıp yıkıldı. Bu sırada hiçbir insani yardım ulaştırılmadı.

Rohingyalara yönelik ulusal baskı 1982 tarihli Yurttaşlık Yasası’nda da görülmüş, bu yasada Myanmar’ın ‘ulusal ırklar’ listesinde onlara yer verilmeyerek, vatandaşlık haklarından mahrum bırakılmışlardır. Myanmar hükümeti, yüzlerce yıldır Arakan eyaletinde yaşıyor olmalarına rağmen, Rohingyaların Bangladeş’ten gelen “yasadışı göçmenler” olduğunu iddia ediyor.

2012’de askeri yönetimden parlamenter demokrasiye geçişle birlikte Rohingyalar dizginsiz bir toplumsal saldırıya uğramış, kamplara yerleşmeye zorlanmış ve buralardan ayrılmalarına izin verilmemişti. Bu saldırıların bir bütün olarak topluma yönelik olmasının göstergelerinden biri de, çoğu Müslüman olan Rohingyalara yönelik Budistlerin askeri saldırı düzenlemeleriydi.

Rohingyalara “beyaz kart” adıyla geçici yurttaşlık belgeleri verildi. Birleşmiş Milletler, Aralık 2014’te çıkardığı bir kararla, Myanmar hükümetinden Rohingyalara tam yurttaşlık hakkı verilmesini, onlara yönelik şiddet ve ayrımcılığın son bulmasını ve barış içinde birlikte yaşamın teşvik edilmesini talep etti.

Uluslararası baskı üzerine Şubat 2015’te Myanmar parlamentosu Rohingyalara “beyaz kart” verilmesi kararı aldı. Böylece anayasa referandumunda oy kullanabileceklerdi. Ancak Budist rahiplerin başını çektiği ülke içi baskılar nedeniyle bu hak iptal edildi.

Peki, Rohingyalar neden Arakan’dan sürülüyor? Bu eyalette büyük doğal gaz ve petrol yataklarının bulunduğu tespit edildiği için.

Başta petrokimya fabrikası olmak üzere, Hint şirketlerinin Arakan’da yatırımları var. Myanmar’daki Sittwe limanını yenileyip Arakan’da bir serbest ticaret bölgesi kurdular. Hem Hindistan hem de Çin, Myanmar ile petrol kuyuları açma ve ticaret sözleşmeleri yapmayı talep ediyor.

CIPOML, Rohingyalara yönelik saldırıların durdurulmasını, göç edenlerin Myanmar’a dönmelerine izin verilmesini ve ülkede tam vatandaşlık haklarından yararlanmalarını talep ediyor.

Maruti-Suzuki İşçileri Sendikası’nın mücadelesi ile dayanışma kararı

ML Parti ve Örgütler Konferansı, Maruti-Suzuki şirketinin Mart 2017’de Manesar’daki fabrikada çalışan işçilere yönelik baskılarını kınıyor. İşçiler, 2012’de bir menajerin hayatını kaybettiği olaya ilişkin olarak kriminal komplo, cinayet ve delillerin imha edilmesi ile suçlandı.

Bu davada 13 işçi ömür boyu hapse mahkum edilirken, 4 işçiye 5 yıllık hafifletilmiş hapis cezası, 14 işçiye 3 yıllık hapis cezası verildi. 31 aydır tutuklu bulunan 117 işçi ise serbest bırakıldı.

Cinayet suçundan mahkum olan 13 işçinin 12’si Maruti-Suzuki Sendikası’nın resmi görevlisiydi. Ömür boyu hapse mahkum edilen 14. işçi ise, en altta görülen Dalit kastına mensup olduğu için hakarete uğradığını belirtti.

2011’den bu yana Maruti işçileri sendika kurmaya çalışıyordu. Başlangıçta sendikayı tanımayan yönetim, daha sonra onunla pazarlığa oturmayı da reddetti. 18 Temmuz 2012’de işçilere yönelik saldırılarla yönetim, sendikayı ortadan kaldırmak ve 2300’den fazla işçiyi işten çıkarmak istiyordu. Savcılık 13 işçi hakkında ölüm cezası talep etmişti.

Mahkemenin 17 Mart 2012’de yaşanan olayla Hindistan’ın dünya gözünde itibarının sarsıldığını, yabancı yatırımcıların bu tür olaylar yüzünden yatırım yapmayacağı kaygısını dile getirmesi, emperyalizmin baskısının açık göstergesidir.

CIPOML, başta cinayet suçlamasıyla tutuklanan işçiler olmak üzere, Maruti-Suzuki Sendikası üyeleriyle dayanışmasını ifade ederek, karar açıklanmadan günler önce fabrika kantinini boykot eden 100 bin işçi ile, karar açıklandıktan sonra fabrikada iş bırakan 25 bin işçinin dayanışmasını selamlıyor.

CIPOML, Maruti-Suzuki işçileriyle dayanışmada bulunan birçok ülkeden işçilerin sesini duyurmayı görev biliyor.

CIPOML, Hindistan’daki Hindu köktenciliğini kınıyor

Hindistan’da 2014’ten bu yana Hindu faşist örgütü RSS’nin hakim olduğu NDA hükümeti işbaşında. Narenda Mody yönetiminde hükümetin kurulmasından hemen sonra, Hristiyanlara ve Müslümanlara, onların kurumlarına, kilise ve camilerine yönelik saldırılar başladı.

Hindu köktenci çeteler, çeşitli bahanelerle çok sayıda Müslümanı linç etti. Hükümet Hindu fanatiklerin ceza almasını engelliyor. 2002’de Gujarat bölgesindeki Müslüman katliamının ardından ceza alan Hindu köktenciler serbest bırakıldı. Hindu terör gruplarına karşı açılan davalar düşürülüyor.

Hindistan devletinin laik karakterini zayıflatan uygulamalara gidiliyor. Hindu faşist düşünceleriyle tanınan kişiler kurumların yönetimine atanıyor. Ders kitaplarında Hindu faşist düşünceleri öven değişikliklere gidiliyor. Öğrencilerin demokratik hakları engelleniyor. Eğitim kurumlarında kadınlar ve Dalit kastı konusundaki çalışmalar azaltılıyor. Demokratik, ilerici, Dalit öğrenci gençliğine yönelik saldırılar düzenleniyor. Eğitim harçları artırılıyor.

Hükümet, ayrıca özgürlük mücadelesi veren Keşmir halkına yönelik saldırılarını artırdı. Pakistan’a karşı propaganda çalışmaları yoğunlaşıyor. Siyonist İsrail ile daha yakın ilişkiler kuruluyor. Asya’da, Çin’e karşı, ABD’nin jandarması olacak şekilde, ABD-Hindistan güvenlik ilişkileri güçlendiriliyor.

CIPOML, Hindistan devletinin laik karakterinin korunması ve dinsel saldırılarda bulunanların cezalandırılmasını talep ediyor.

Katalonya’daki durum hakkında karar

Marksist Leninist Parti ve Örgütler Konferansı’nın 23. Genel Toplantısı, geçtiğimiz 1 Ekim tarihinde gerçekleştirilen Katalonya’nın kendi kaderini tayini referandumuyla ortaya çıkan durumu değerlendirmiştir:

* Katalan burjuvazisinin kimi kesimlerinin kendi kaderini tayin etmek isteyen halk hareketini; yolsuzluklarını ve Katalonya toplumunun sorunlarındaki sorumluluklarını gizlemek amacıyla kullandıkları açıktır. Aynı şekilde Katalan küçük burjuvazisinin uzayan ekonomik kriz karşısında, statüsünün, İspanyol oligarşisiyle yeniden müzakeresini talep etmek için aradığı yardımı milliyetçilikte bulduğu, önemli bir halk kesimini İspanyol hükümetinin gerici karakteri nedeniyle sonuçları belirsiz bir siyasi yola sokmayı başardığı da bir gerçektir.

* Bununla birlikte, “Anayasalcı” diye adlandırılan partilerin (PSOE ve Ciudadanos) desteğiyle İspanya Hükümetinin yarattığı çıkmaz, nihai sonuçları henüz görülemeyen çok ciddi siyasi bir sorun ortaya çıkarmıştır; siyasi çözümün reddi ve başından itibaren Katalan halkının kendi kaderini tayin hakkının adil uygulanışının zor yoluyla engellenmesi için tüm araçların kullanılması: Legal araçlar (kadük 1978 Anayasasından kesintiler karşısında toplumsal eylemleri susturmak için PP tarafından onaylanan güvenlik yasasına kadar), hukuksal araçlar (özellikle de faşist diktatörlük döneminde binlerce demokratı hapse atan Francocu Kamu Düzeni Mahkemesinin yerini alması için oluşturulmuş istisnai bir yargı kurumu olan Ulusal Mahkeme); propaganda araçları (sermayenin ‘demokratik diktatörlüğü’nün medyatik silindiri); siyasi araçlar (İspanyol faşistlerinin artıklarını sokağa salarak, burjuvazinin farklı kesimleriyle başlarındaki babaları arasındaki anlaşmanın sınırlarını sorgulayanları tehdit etmek için kral figürünün kullanılması) ve sokakların işgal ve yurttaşların darp edildiği ve 1 Ekim günü 900’den fazla yaralıya neden olan polisiye araçlar vs..

* Bu aylar boyunca, İspanyol emekçi sınıflarının yüz yüze olduğu diğer önemli sorunları susturan bir siyasi olağanüstü halin sürdürüldüğü ciddi gelişmeler yaşandı.

Bununla birlikte, alınan son kararlar ve meydana gelen son gelişmelerle süreç daha da ciddi boyutlara ulaştı.

Sürece liderlik eden Katalan yöneticilerinin isyan suçlamasıyla yargılanmaları ve tutuklanmaları; süreci destekleyen belediye başkanlarına ve kamu görevlilerine yönelik tehditler; İspanyol milliyetçiliğinin en gerici ve saldırgan kesimlerinin histerik eylemleri; Katalan sorununun, emekçi sınıfları sömüren, sosyal ve siyasi haklarını sürekli inkar ve tahrip edenlerle yolsuzluk yapan ve yasalar dikte eden, siyasi ayrıcalıklar dayatan ve bunları zorla uygulayan, yolsuzluklara dalmış iktidar bloğuyla işbirliği gerçekleştirmek üzere bir ulusal birlik çağrısı yapmak için kullanılması– bunlar, anti demokratik önlemlerdir.

İspanya Komünist Partisi (Marksist Leninist), PCE (ML), İspanya’da ulusal sorunun aşılmasını sağlayacak tek çözümün, tüm sonuçları da dahil olmak üzere, ulusların kendi kaderlerini tayin hakkının tanınması olduğunu her zaman savunmuş, siyasi ve taktik programlarında da ifade etmiştir.

Aynı şekilde, PCE (ML)’nin pozisyonu, bağımsızlığı desteklemek değil, İspanya halklarının Federatif bir İspanya Cumhuriyeti için birlikte yürümelerini savunmak olmuştur.

İspanya’daki siyasi durumun gelişimi, diğer toplumsal ve politik hakların yanı sıra bu vazgeçilemez demokratik hakkın da, Franco döneminin mirasçısı bir rejim ve bu rejimi sürdüren siyasi güçler tarafından asla saygı görmeyeceğini ve görmediğini vurgulamış olan komünist ve demokratları bir kez daha haklı çıkarmıştır.

PCE (ML)’li yoldaşlarımızın diğer güçlerle birlikte yaptığı, tüm demokratların rejimin faşist gidişatına; monarşiye ve onun hükümetine karşı ve bir Federal Halk Cumhuriyeti için birlik olma çağrısını destekliyoruz.

İşçi aktivistler İran İslam Cumhuriyeti cezaevlerinden derhal ve koşulsuz olarak serbest bırakılmalıdır!

İran İslam Cumhuriyeti’nde protestocu işçiler, sendikacılar, hak savunucuları, öğretmen ve üniversite öğrencileri tutuklanmaya ve işkence görmeye devam ediyor.

Son olarak Mahmoud Salehi adlı işçi aktivist düzenli olarak diyalize girdiği ve kalp rahatsızlığından dolayı tedavi gördüğü hastaneden çıkarken tutuklandı.

Onlarca işçi aktivist “ulusal güvenliğe tehdit” suçlamasıyla İslam Cumhuriyeti’nin kapitalist rejiminin zindanlarında korkunç koşullarda tutuluyor. Tahran Otobüs İşletmesi İşçileri Sendikası’nın yöneticilerinden Reza Shahabi’nin, işçi aktivistlere yönelik tutuklama ve kötü muameleleri protesto etmek amacıyla başlattığı açlık grevi 50 günü aştı.

İşçi aktivistlerin talepleri arasında bağımsız işçi örgütleri kurulması, işçi haklarının savunulması, ücretlerin artırılması, iş güvenliği, toplu sözleşme ve sağlık sigortası yer alıyor. Kapitalist rejime karşı çıkmayı, İran’da herkesin yolsuzluğa bulaşmakla suçladığı rejimin baskı ve tehditlerine boyun eğmemeyi amaçlıyorlar. Yetkililerin milyarlarca Euro tutarındaki yolsuzlukları uluslararası kamuoyunca da biliniyor. İslam Cumhuriyeti rejimi emperyalist neoliberal politikalara sarıldıkça, işçi ve emekçilere yönelik baskılar da artıyor.

Uluslararası Marksist-Leninist Parti ve Örgütler Konferansı, İranlı işçi aktivistlerin mücadeleleri ile dayanışma duygularını ifade ederek cezaevindeki aktivistlerin başına gelebilecek tüm olaylardan doğrudan İran rejimini sorumlu tutuyor ve cezaevindeki tüm işçi aktivistlerin ve siyasi tutsakların derhal ve koşulsuz olarak serbest bırakılmasını talep ediyor.

Fas’ın Rif bölgesi halkıyla dayanışma kararı

28 Ekim 2016’da seyyar balık satıcısı Muhsin Fikri’nin, yetkililerin önünde, ezilerek öldürülmesinden bu yana (ülkenin kuzeyindeki) Rif bölgesi, bu iğrenç katliamın sorumlularının cezalandırılması ve büyük oranda yoksullaşan ve marjinalleşen bu bölgenin sosyal, ekonomik, kültürel hakları ile en temel ve meşru insan haklarının hayata geçirilmesine yönelik büyük bir halk hareketi dalgası ile yüz yüze.

Fas iktidarı, btaleplere cevap vermek yerine bu hareketin önderlerine karşı geniş bir baskı kampanyası başlattı: 400’den fazla tutuklama, işkence, uydurulmuş suç iddianameleri, haksız yere onlarca hapis cezası, devam eden mahkemeler…

Uluslararası Marksist Leninist Parti ve Örgütler Konferansı, Rif bölgesiyle, tutuklular ve aileleriyle  dayanışmasını ifade ediyor, yaşanan baskıyı kararlıca mahkum ediyor ve tutukluların derhal serbest bırakılmasını ve açılan davaların iptal edilmesini ve Rif bölge halkının meşru taleplerine cevap verilmesini talep ediyor.

Uluslararası Marksist Leninist Parti ve Örgütler Konferansı (CIPOML) Genel Toplantısı

Tunus, Kasım 2017