Proletarya Partisi Üzerine

Komünist parti tarihsel bir zorunluluktur

Maksizm-Leninizm, komünist partinin, işçi sınıfının sosyalizm için mücadelesinin örgütleyicisi ve öncüsü olarak gereklililiğini açıkça ortaya koymuştur; tarihsel deneyim, proletaryanın yürüttüğü büyük savaşlar bu tezin geçerliliğini onaylamaktadır.

İşçi sınıfının kurtuluş mücadelesi uzun bir geçmişe sahip. 19. yüzyıldan itibaren işçilerin sendikal mücadelesi Avrupa’da ekonomik taleplerin ötesine geçti, politik bir çizgi ve karakter kazanıp iktidar mücadelesine doğru ilerledi; toplumsal devrimin lideri ve kahramanı olduğuna dair anlayış gelişti.  

Bu gelişmeler, acil hedefler için, çalışma saatlerinin düşürülmesi, iş güvencesi ve daha iyi ücret talebiyle, patronun sömürü ve baskısına karşı, işçi hakları ve sosyal reformlar için verilen mücadeleyi içeren bir sürecin sonucuydu. Aynı zamanda Marksizm ortaya çıkarak işçi hareketiyle birleşti. Sendikal örgütlenmenin, işçilerin daha geniş boyutta birliğinin, ulusal boyuttan uluslararası ölçeğe, entarnasyonalizm entegrasyonu ve pratiğine ilerlemesinin ideolojik ve siyasi unsurlarını geliştirilen yoğun mücadeleler verildi. Bilimsel sosyalizm ile anarşist tez ve önermeler arasında, Marksizm ile oportünist tutumlar arasında amansız bir siyasi ve ideolojik çatışma yaşandı. İşçi hareketinin gelişmesi, mücadeleleri ve perspektifleri bilimsel sosyalizmin, Marksizmin ilkelerinin yapılandırılmasına katkı sağladı.

20. yüzyılda zafere ulaşan devrimler, proletaryanın bağımsız siyasi partisinin, Marksizm-Leninizmle kuşanmış ve onun rehberlik ettiği bir partinin varlığıyla mümkün oldu. Bu parti, program inşa edebilecek ve öneriler, eylem çizgisi ve işçi sınıfının acil ve stratejik çıkarlarını akıllıca temsil edecek sloganlar geliştirebilecek, değişen koşullarları devrimci sürece dönüştürebilecek sağduyu ve beceriye sahip, işçi sınıfıyla ve tüm emekçi yığınlarla sıkı bağları olan, demirden disipline sahip, yönetsel ve irade birliği, merkezi, yetenekli ve kararlı bir yönetimi olan, sınıf düşmanıyla her koşulda nasıl başedeceğini bilen, savaşçı ve cesur bir partidir.  

Ekim Devrimi, emekçilerin birincil ve en büyük deneyimiydi, karmaşık ve zorlu koşullarda gelişti ve zafer kazandı. Bu, özellikle, Bolşevik Parti’nin varlığıyla, Lenin ve Stalin’in teorik ve pratik çalışmasıyla, milyonlarca işçinin, köylünün ve askerin kahramanca mücadelesiyle oldu; Parti’nin rehberliğiyle proletarya diktatörlüğü kuruldu, yeni bir dünyanın, sosyalizmin inşasına başlandı ve önemli gelişmeler kaydedildi.  

Arnavutluk Devrimi, işçi sınıfının ve halkın özgürlük ve demokrasi taleplerine, Nazi ve İtalyan işgalcileri ve gerici sınıflara karşı mücadeleye önderlik ederek zafere götüren ve sosyalizmin inşası yolunda ona rehberlik eden komünist partinin varlığıyla mümkün oldu.

20. yüzyılda ortaya çıkan diğer devrimler de komünist partinin varlığının ve onun rehberliğindeki işçilerin ve halkın mücadelesinin birer sonucuydular.

Ortaya çıkan bazı devrimci süreçlerin zafere ulaşamamasının temel nedeni ise komünist partilerin zayıflıklarıydı.

Çok sayıda sömürge ve bağımlı ülkede gelişen ve zafere ulaşan ulusal kurtuluş mücadelesinin, bırakalım sosyalizmi gerçek bir bağımsızlığa ulaşamamasının nedeni, sınıf partisinin olmaması ya da sürece liderlik edecek kapasiteden yoksun küçük ve zayıf partiler olmasıdır.

İşçi sınıfının devrimci partisi, Marksizm-Leninizm’in devrimci ilkelerine bağlıdır, rehberi bu ilkelerdir.

Komünist parti, işçi sınıfının bağımsız partisidir, onun acil ve stratejik çıkarlarını temsil eder; onun bilinçli öncüsüdür. Nihai hedefleri, sosyal eşitsizliğin tüm biçimlerinin sona erdirilmesi, sosyal sınıfların ve Devletin ortadan kaldırılmasıdır; komünist partisi tüm insanlığın kurtuluşu için mücadele eder.

İşçi sınıfının siyasi partisi, kendi ideolojisi, politikası, felsefi anlayışı, ekonomik ve sosyal programı olarak işçi sınıfının doktrini Marksizm-Leninizmi benimser.

Marksizm-Leninizm; diyalektik materyalist felsefe, ekonomi politik ve tarihsel materyalizmden; kapitalizmin doğasının ve gelişme yasalarının bilimsel analizi ve işçi sınıfının tarihsel misyonunun saptanması, mücadele ve örgütlenmesinin tecrübelerinin teorik soyutlanmasının üzerinden ortaya çıkmıştır.

Bu öğretinin yaratıcıları, işçilerin örgütlenmesi ve mücadelesiyle iç içeydiler; Uluslararası İşçi Derneği saflarında yer aldılar; sendikal mücadele içindeydiler ve komünist partinin liderleri ve örgütleyicileriydiler. Devrimin bilimini geliştirdiler. Bu bilim, toplumsal pratikle, her ülkedeki ve uluslararası ölçekte işçi sınıfının mücadelesiyle, Ekim Devrimi’nin zaferi ve diğer sosyalist ve ulusal kurtuluş devrimlerinin zaferleriyle doğrulandı ve doğrulanmaya devam ediyor. Bu devrimci düşünce, insanlığın uzun tarihi boyunca ortaya koyduğu en ileri siyasi öğretidir; devrimci ilkeleri evrenseldir ve tüm ülkeler için geçerlidir; ama elbette bunların uygulanmasında somut durum dikkate alınır. Marksizm-Leninizm canlı ve gelişen bir doktrindir; muzaffer devrimlerin her biri gelişmesine katkıda bulunmuştur; tüm ülkelerde, işçi sınıfının farklı mücadeleleri ve komünistlerin çalışması bu ilerleyişe katkı sunmuştur.

Marksizm-Leninizm bir dogma değil eylem kılavuzudur; dünyayı yorumlamanın ve asıl olarak da onu değiştirmenin felsefesidir.

Komünist ve işçi partileri Marksizm-Leninizmi kılavuz edinerek ilerlediler; pusuda bekleyen oportünist ve uzlaşmacı tutumlara karşı onun geçerliliği ve gelişmesi için açık mücadele verdiler. Kendi çizgileri için mücadele ederken, ülkelerindeki somut koşullara, sosyal ve siyasi dinamiklere, ulusal ve uluslararası arenada gelişen farklı durumlara göre inisiyatif ve cesaretle onu uygulamaya, bu bilimsel ideolojiyi savunmaya çalıştılar; Marksizm-Leninizmin ilkelerinde, devrimi sonuca ulaştırmak için sosyal ve siyasal mücadelede ısrarlı olmaya devam edecekler.

Partinin asıl hedefi iktidarın işçi sınıfı tarafından ele geçirilmesidir.

Partinin politikaları, programatik önerileri, platformları ve sloganları bu yönde belirlenir. İktidar mücadelesi, toplumun somut alanlarında ve sınıf mücadelesinin sıcağında, her gün verilen bir mücadeledir.

Sınıf mücedelesi bireylerin, siyasi partilerin iradesinden bağımsız olarak gelişir; işçiler ile patronlar, emekçi sınıflar ile burjuvazi, halklar ile emperyalizm arasındaki çatışmada ifadesini bulur. Belirli koşullar altında sınıf mücadelesi keskinleşir; bir yanda işçi sınıfı, diğer emekçiler ve halklar, öte yanda üst sınıflar vardır ve siyasi bir krize dönüşebilir. Bazen de bu çatışma daha az yoğunlukludur, birbirinden ayrı ve dağınık sosyal mücadeleler biçiminde yürütülür. Hatta bazen her şey sakin ve toplumsal barış varmış gibi görünebilir. Ancak hiçbir şekilde sınıf mücadelesi ortadan kalkmaz, farklı çağrışım, biçim ve boyutlar alır.

Esasen, sınıf mücadelesi ekonomik mücadele, siyasi mücadele ve ideolojik mücadele şeklinde varlığını sürdürür.  Ancak sınıf mücadelesinin bu tezahürleri birbirinden ayrı ortaya çıkmaz, yapay olarak birbirinden ayrılamaz.

Ekonomik mücadele

Proletarya partisinin liderlik rolü, işçi sınıfının, halkların ve gençlerin; acil ekonomik talepler için verdikleri mücadeleleri yönlendirmesi biçiminde kendini gösterir; parti bu mücadeleleri, emekçi yığınların içinde bulundukları durumun gerçek nedenlerini göstermek, hem o anki düşmanlarının hem de iktidar sahiplerinin kimliklerini açığa çıkarmanın, (yığınları) siyasi olarak eğitmenin ve iktidarı devirmenin yolunu işaret etmek için bir kaldıraç olarak kullanır.

Siyasi mücadele

Komünistler, toplumun içinde günlük olarak gelişen iktidar mücadelesine bilinçli olarak katılırlar. İşçi sınıfının, yoksulların, sömürülenlerin ve ezilenlerin davasının tarafında yer alırlar; kurumsal yapılara, işçi karşıtı yasalara, otoriterizme ve baskıya, savcıların, polislerin ve silahlı kuvvetlerin istismarına karşı mücadele ederler. Kapitalistlerin politikalarını reddetmenin yanı sıra, işçi sınıfının politikasını yükseltmek için programatik öneriler, açıklamalar, yöntemler ve sloganlar ortaya koyarak bu politikayı emekçiler, halklar ve gençlik içinde, aynı zamanda toplumun genelinde hakim kılmaya çalışırlar.

Proletarya partisinin devrimci politikası esas olarak budur; hergün, her koşulda ve her yerde bu politika yürütülür. Açıktır ki kapitalist toplumda, belirli anlarda, siyasi mücadele yoğunlaşır, egemen sınıfların farklı kesimleri birbirine karşı pozisyon alır; genellikle bu dönemler temsili demokraside seçimler aracılığıyla çözümlenir; sömürülenler ile sömürenler, ezilenlerle ezenler arasındaki ya da hakim sınıflar içindeki farklı gruplar arasındaki çelişkilerin keskinleşmesinin bir sonucu olarak, siyasi krizler ortaya çıkar. Bu olaylar toplumun tüm kesimlerini, tüm sosyal sınıfları ve kesimleri etkiler; nesnel olarak kimse bunun dışında kalamaz.

Tüm bu olaylara Marksist-Leninist partiler kendi tutumlarıyla, işçi sınıfı ve halkların çıkarları, ezilen halkların ve ulusların pozisyonu doğrultusunda katılırlar.

Komünist partiler emekçi yığınları eğitme, iktidardaki hükümetin sınıf karakterini ifşa etme, işçi sınıfına tarihsel görevini ve tüm emekçilerin ve halkların mücadelesini yönetme sorumluluklarını, devrim ve sosyalizm persfektifini, halk iktidarını ele geçirmenin mümkün ve zorunlu olduğunu işaret etme gerekliliği konusunda nettirler.

İşçi sınıfı partileri bu sorumlulukları cesaret ve kararlılıkla üstlenir.

İdeolojik mücadele

Kapitalist toplumda ideolojik mücadelenin, bireylerin iradesinden bağımsız olarak gelişen nesnel nedenleri bulunmaktadır. Bu mücadele karşıt sınıfların, işçi sınıfı ile burjuvazinin çıkarlarının çatışmasında kendisini gösterir; kapitalistlerin kendi imtiyazlarını koruma, savunma ve çoğaltma hedefleri ile işçilerin kendi çıkarlarını koruma, haklarını kazanma, kurulu düzeni değiştirme, patronları devirerek egemen sınıf olma amaçları arasındaki çatışmada ortaya çıkar.

Kapitalist sınıf, tıpkı geçmişteki hakim sınıflar gibi iktidarı ele geçirdi ve her gün onu elinde tutmak ve sürdürmek için çalışıyor. Burjuvazinin iktidarı zora dayalıdır ve polisin, silahlı kuvvetlerin yardımıyla güçlenir; gerici zor ve şiddetle kendisini korur. Ancak iktidarını sürdürme ve geliştirme amacıyla kapitalist sınıf, esasen, hakimiyetini meşrulaştırmak için çalışır.

Burjuvazi, iktidara gelişini, şiddet ve terör kullanımını, “özgürlük, eşitlik ve kardeşlik” şiarlarını yükselterek, serflerin özgürlüğünü, kölelerin azadını ilan ederek meşrulaştırdı. Yasalar karşısında eşitlik, genel oy hakkı, hükümetin değiştirilebilmesi, parlamentonun gerekliliği, temsili demokrasi iddiasıyla yasal düzenlemeler getirdi. Emperyalizm aşamasında barışın, özgürlüğün ve demokrasinin hamisi olduğunu ilan ediyor; bu ilkelerin ihlal edildiği ülkelere müdahale etme niyetini ilan ediyor. Bu iddialara göre, bireysel özgürlük, rekabet ve serbest ticaret sayesinde dünya en üst seviyede kalkınma, demokrasi ve barışa ulaşmaktadır. İşçiler bu toplumun parçasıdır; bu demokraside katılımcıdırlar; sürekli kalkınmanın öncü güçleri olmalı ve kendi paylarına düşen karşılığı, geçinmeleri ve yeniden üretimleri için gereken ücreti almalıdırlar.

Kapitalizmle birlikte sanayi işçi sınıfı; zenginliği yaratan, yaşamı ve durmayan gelişimini mümkün kılan doğal kaynakların metaya dönüşümünü sağlayan proletarya ortaya çıkmıştır. İşçiler tarafından üretilen zenginliğe, üretim araçlarının özel mülkiyetinin sahibi olan kapitalist sınıf el koymuş, işçiler ücretli kölelere dönüştürülmüştür.

Bu durum, kapitalist toplumun başlıca sınıflarını karşıt kutuplarda konumlandırmıştır: İşçi sınıfı ve burjuvazi.

Burjuvazi, feodalizmi yıkınca yeni, devrimci bir dünya inşa etmiş, bilimde, teknikte ve teknolojide büyük ilerleme kaydedilmiştir; üretim araçlarındaki sürekli yenilenme ile büyük  bir zenginlik ortaya çıkarmış ve bu zenginlik merkezileşmiştir. Bu yeni dünya, milyarlarca insanın ücretli emeğinin sömürüsü, sosyal ve siyasal baskı, tüm ülkelerin doğal kaynakların yağmalanması üzerinde yükselmiştir. Baştan beri yozlaşmış olması, eskimesinin ve yok olmasının nedenidir. Bu yeni dünya artık çürümüş ve kokuşmuş bir eski dünyadır.

Milyonlarca insanın sömürü ve baskısı üzerinden kendisini inşa eden kapitalizm, ayakları kilden bir deve dönüştü. Kendisi gelişirken eski serfleri “özgür” işçilere dönüştürdü, sayılarını katladı ve yeryüzünün en ücra köşelerine kadar yaydı; onları bilim ve teknolojideki gelişmelerle doğrudan bağlantılı olarak konumlandırdı; sermayenin dünyasının mezar kazıcıları olacak toplumsal özneler; yeni dünyanın, işçilerin dünyasının, sosyalizmin kurucuları niteliği kazandırdı.

Burjuvazi ve proletarya kapitalist toplum içindeki karşıtlardır; egemen rol için sürekli bir mücadele halindedirler. Şimdilik kapitalistler iktidardadır fakat işçiler onları devirmek ve yeni egemen sınıf olmak için mücadele ediyor; bu rekabet nihayetinde proletarya kesin zaferini kazanana ve sınıf olarak kendi yok oluşu da dahil sosyal sınıfları ortadan kaldıracak ve komünizmi kuracak maddi ve manevi koşulları yaratana kadar devam edecektir.

Proletarya ve burjuvazi arasındaki ideolojik mücadele tüm koşullarda varlığını sürdürür; sınıf mücadelesinin farklı dönemlerinde mevcuttur. Eski ve gerici olana karşı yeni ve devrimci olanın mücadelesinde; devrimci gelenekler ile burjuvazinin yeni önermeleri, postmodernizm ve tarihi materyalizmi, toplumsal sınıfların varlığını ve rolünü inkar eden tezler arasındaki mücadelede; kolektif çıkarlar ve dayanışma ile “bireysel özgürlük”, bireycilik ve egoizm arasındaki mücadelede; emekçi yığınlara, sendikacılara ve devrimcilere yönelik baskıyı meşrulaştıran burjuva demokrasisi ile proletarya demokrasisi, geniş yığınların yararına kazanımların ifade, karar ve uygulama özgürlüğü, doğrudan demokrasi, yığınların demokrasisi arasındaki mücadelede; temsili demokrasi ile sosyalizmin büyük başarılarına imza atacak devrimci demokrasi arasındaki mücadelede ifadesini bulur.

Kömünist parti, proletaryanın büyük ideallerinin tutarlı savunucusudur. Devrimin ve sosyalizmin, halk iktidarının ve proletarya diktatörlüğünün ilkelerini yükselterek bu ideolojik mücadeleye kararlı bir şekilde katılır.

İktidar mücadelesi

Sınıf mücadelesinin tüm biçimleri arasında, siyasi mücadele esas olandır; mücadaleyi iktidarı ele geçirmeye yönlendirecek olandır; işçilerin ve halkların çıkarları için gerekli olan kazanımların gerçekleşmesini sağlayacak olandır.

Komünist parti siyasi mücadeleyi esas alır, ekonomik mücadeleyi günlük olarak geliştirir, ideolojik mücadele yürütür, temel faaliyetlerini iktidarı ele geçirme mücadelesine yönlendirir, işçileri ve köylüleri, ilerici aydınları, ezilen halkları ve ulusları bu mücadeleye katmaya çalışır. Halk cephesini, devrimci birleşik cepheyi inşa etmek, sınıf düşmanını, büyük burjuvaziyi ve emperyalizmi izole etmek, ulusal ve yabancı kapitalistlerin iktidarını devirip halk iktidarını kurmak üzere nihai kavgada önderlik edecek olan devrimci güçleri biriktirmek, halk iktidarını kurmak için durmaksızın çalışır. Kurtuluş bayrağını, işçilerin, devrimin ve sosyalizmin kızıl bayrağını, bağımlı ülkelerin ulusal özgürlük bayrağını yükseltir.

Burjuva diktatörlüğünün karşısında biz komünistler, proletarya diktatörlüğü için mücadele ederiz.

Sınıflara bölünmüş toplum doğuşundan itibaren kurumsallığın ifadesi olarak, iktidarını hayata geçirme ve emekçi sınıflara ve toplumsal kesimlere boyun eğdirerek sömürmenin aracı olarak Devleti kurmuştur.

Kapitalist Devlet bu kavramlardan kaçamaz, o, kapitalist sınıfın ve emperyalizmin ekonomik iktidarını uygulamasının, çıkarlarını muhafaza etme, koruma ve geliştirmesinin aracıdır. İşçi sınıfına ve diğer emekçi sınıflara boyun eğdirmek için örgütlenmiştir; hakimiyetin sürmesinin garantisi olmuştur. Burjuva devleti, hangi biçimde olduğundan bağımsız olarak, işçilerin, halkların ulaştığı siyasi ve sosyal kazanımların seviyesinden bağımsız olarak, resmi açıklamalara, anayasal norm ve yürürlükteki yasalara rağmen, patronların hakimiyetinin, güçlü olan için özgürlük ve demokrasi isteyen, işçilerin sömürüsünü, boyun eğmesini ve baskıyı kurumsallaştıran kapitalist sınıfın diktatörlüğünün bir ifadesidir.

Temsili demokrasi, askeri diktatörlük, faşizm, otoriter hükümetler ya da reformist rejimler burjuva diktatörlüğünün biçimleri; büyük çoğunluğun sömürüsü, yoksulluğu ve ezilmesinin karşısında imtiyaz sahibi azınlığın egemenliğinin ifadeleridirler.

İşçi sınıfı ve partisi, burjuva Devletini devralıp onun özünü ve sınıf çıkarlarını gerçekleştirme hedefini üstlenemez. Sömürücülerin kurduğu devlet mekanizması yıkılmalı ve yerini somut tarihsel koşullara göre farklı biçimler alacak olan Proletarya Diktatörlüğü, Halk iktidarı, İşçi Devleti almalıdır.

Proletarya diktatörlüğü, her zaman işçiler için en geniş demokrasiyi ifade edececek, kapitalistler ve diğer gericiler üzerinde diktatörlük anlamına gelecektir.

Tarihsel deneyim proletarya diktatörlüğünün çeşitli biçimlerini göstermiştir, ve hiç şüphesiz ki gelecekte de işçiler ve halklar, eski sömürücüler ve ülke içindeki sermaye biçimleri üzerinde proletarya ve diğer emekçi sınıfların iktidarını hayata geçirecek ve kendilerini gericiliğin ve ulusal ve uluslararası karşı devrimin tehditleri karşısında koruyacakları en etkili biçimleri bulacaklardır.  

Devrimin motor güçleri

Proletaryanın devrimci partisi, devrimi örgütleme ve gerçekleştirme tarihsel görevini; emekçi yığınlar, halklar ve gençlikle bağlarını sağlamlaştırıp besledikleri  ölçüde,  işçi sınıfını örgütleyip ona önderlik ettiği ve bu sınıfın tüm emekçi sınıflara ve gençliğe önderlik etmesini sağlayabildiği ölçüde yerine getirebilir.

Partinin yığınlarla bağ kurması demek, programatik önerilerin, politikaların ve devrimci şiarların işçi sınıfının, diğer emekçi sınıfların, gençliğin ve kadınların ileri kesimleri tarafından anlaşılmasını ve kabul görmesini sağlamaya çalışması demektir. Yığınların büyük çoğunluğu, devrimin ve sosyalizmin kazanımlarının gerekliliğine ve haklılığına, bunun ancak iktidar alınarak yapılacağına ikna olacaklardır.

İşçi sınıfı, diğer emekçi kesimler, kadınlar ve gençlik, devrimci çalışmaya katılabilirler ve katılmalıdırlar; bunların ileri kesimleri, partinin tezleri ve programının etkisiyle, partinin devrimin zorunluluğu, haklılığı ve geçerliliğine ikna yeteneğiyle çalışmaya katılacak; sosyal pratikleri, eylemler ve grevler, toprak işgalleri ve ayaklanmalar yoluyla bu fikirleri teyit edeceklerdir.

Yığınların diğer kesimleri, mücadele sürecinde devrimci güçlerin doğruluğuna ve gücüne ikna olarak onların saflarına katılacaktır. Yığınların önemli bir kesimi de bizzat devrimin başarıları sayesinde kazanılacaklardır.

Bu, proletarya partisinin, kitleleri devrimci mücadeleye kazanma çalışmasında ısrarcı olması, dikkatini işçi sınıfının, halkların, gençliğin ve kadınların ileri kesimlerini oluşturan bu kesimlere çevirmesi gerektiği anlamına gelir.

Komünist parti, propaganda ve ajitasyonunda işçi sınıfının tümüne dikkatini yöneltmelidir; ancak, bu çalışmanın, ekonominin stratejik alanlarında, büyük sanayi işletmelerinde çalışan kesimler ve kamu emekçileri içinde yoğunlaşması gerektiği de açıktır. Parti, somut koşullarda, işçi sınıfının hangi kesimlerine dikkat ve faaliyetlerini yöneltmesi gerektiğini analiz etmelidir.

Partinin, işçi sınıfını örgütleme ve devrim ve sosyalizme kazanma çalışmasında, sınıf mücadelesine ve sendikal mücadeleye doğrudan dahil olması, işçi sınıfını politik olarak eğitmesi, ama hepsinden önemlisi, kendi örgütlerini geliştirmesi, siyasi ve sendikal mücadelede öne çıkmış işçilerle işyeri birimlerini oluşturması zorunludur. Parti fabrikalarda ve işyerlerinde, madenlerde ve ulaşım sektöründe örgütlendiği ölçüde, işçi sınıfının devrime önderlik etme ve toplumda egemen sınıf rolünü üstlenmesi hedefi garantiye alınacaktır.

Emperyalizme bağımlı ülkelerin büyük çoğunluğunda, özellikle kapitalizm öncesi üretim tarzlarının bazı biçimlerinin devam ettiği, tekellerin ve emperyalist devletlerin dayattığı uluslararası işbölümü sonucu deforme olmuş üretici güçlerin gelişiminin yavaş olduğu ülkelerde, köylüler ve özellikle yoksul köylüler ve orta köylülük, devrimci sürece dahil olmaya açıktırlar. Bu nedenle proletarya partisinin ilgisini hak ederler; bunlarla, devrimci birleşik cephenin temel tabanı olarak işçi-köylü ittifakı kurulmalıdır.

Birçok ülkede kamu emekçileri, hakları için mücadeleye katılmakta ve böylece burjuva hükümetle, kapitalist sınıfla karşı karşıya gelmekte, yığınların belirleyici kesimlerinin bir parçasını oluşturmaktadırlar; bu nedenle devrimci mevzilerde olmalı, işçi sınıfı partisi tarafından iktidar, devrim ve sosyalizm mücadelesine yönlendirilmelidirler.

Nüfusun ve emekçi sınıfların yarısını oluşturan, çok yönlü baskıya ve kapitalist sömürüye maruz kalan, feodalizmin beslediği gerici fikirlerin mağduru olan kadınlar, hakları ve toplumsal kurtuluşları için çeşitli mücadeleler veriyor. Proletarya partisi bu talepleri, eylem ve mücadeleleri aktif bir şekilde çalışmalarına entegre etmeli, emekçi kadınların örgütlenmesi, politik eğitimi ve sosyalizm için yürütülen devrimci mücadeleye ve örgütlenmeye katmaya çalışmalıdır.

Emekçi sınıflardan gençler, şirketlerde ücretli çalışan kesimleri, köylü gençlik dinamik bir toplumsal kesimi oluştururlar ve devrim ve sosyalizm ideallerini hızla sahiplenmeye açıktırlar. Proletarya partisi, lise öğrencilerinin ve üniversite gençliğinin mücadelesini örgütleme ve ona önderlik edebilme sorumluluğunu almalıdır. Bu kesimler toplum içinde önemli bir rol oynadılar ve oynamaya devam ediyorlar; harekete geçme yetenekleri devrimci süreçle birleştirilebilir. Bunların önemli bir kesimi zaman zaman yükselen mücadelelere önderlik etmektedir ve en cesur ve ileri olanları komünist parti üyesi olabilir, olmalıdır. Proletarya partisi, saflarını, genç işçiler ve köylülerle birlikte öğrenci kesimlerden gelen genç savaşçılarla beslemek için çaba göstermelidir.

Bağımlı ülkelerde işçiler, gençlik, küçük burjuvazinin radikalleşmiş kesimleri, burjuvazinin demokratik kesimleri, ezilen halklar ve ulusları içeren yurtsever ve anti-emperyalist bir hareket gelişiyor. Burjuvazi ve küçük burjuvazi ulusalcı önermelerle bu harekete önderlik etmeye çalışıyor. Proletarya partisi bunun karşısına devrimci önerileri ve eylemleriyle çıkmalıdır. Bu süreci ulusal ve sosyal kurtuluşa yönlendirebilecek olan ancak komünist partidir.

Proletarya partisi kitleleri kazanmak için güçlerini yoğunlaştırmalı, kendisini göstermeli ve büyümelidir; fakat bir adım daha ileri giderek, bu aktörler içinde kimin en hızlı ilerleyebileceğini, kimin kendi eylemiyle sosyal ve politik referans noktaları oluşturması gerektiğini ve oluşturabileceğini ve belli anlarda devrim sürecinde belirleyici rol oynayabileceğini tespit etmek de gerekir.

Bunları tespit etmek, parti politikalarını öğrenmeleri için istikrarlı bir çalışma yürütmek, sosyal ve sendikal örgütlenmelerine katkıda bulunmak, en ileri bileşenleri içinde Partiyi ve güçlerini inşa etmek, devrimci güçleri biriktirmemize, yığınların devrimci hareketini inşa etmemize olanak sağlayacaktır.

 

Komünist partinin öncü rolü

Parti kendisini öncü olarak kabul etmeli, bunu gerçeğe dönüştürmelidir. Bu basit bir sorun değildir, talimatla kazanılabilinecek bir nitelik hiç değildir. Parti öncüdür, çünkü hem teoride hem pratikte işçi sınıfının çıkarlarının gerçek temsilcisidir ve kapitalizmden kurtuluş mücadelesinde diğer emekçi sınıflara önderlik edecek olan işçi sınıfıdır. Doğru tarihsel analize ve devrimci politik çizgiye dayandığı için, ama daha da önemlisi tüm düşünce ve eylemini devrimci mücadeleye, işçilerin örgütlenmesi, onları birleştirmek, siyasi olarak eğitmek ve acil talepleri ile nihai kurtuluşları için küçük ve büyük mücadelelere yönlendirmek üzere azimli bir çalışmaya adanmış olduğu için öncü rolünü kazanır. Bu koşullarda parti liderdir ve bu örgütün kolektif bir özelliğidir.

Parti, bugün ve yarına, kurulacak yeni topluma dair önermelerini yaymalıdır. Eğer emekçi kitlelerin ve gençliğin ileri kesimleri parti politikalarını bilir, doğruluğuna, yerindeliğine ve geçerliliğine ikna edilirse, bu politikaları anlayacak, kendi politikaları olarak kabul edecek ve uygulanmaları için mücadele içine girecek, onları büyük bir güçle partinin yığınlar içindeki faaliyetine dönüştürecektir.

Devrimci stratejiyi, iktidarı ele geçirmenin zorunluluğu ve mümkünlüğü, bu hedefte devrimci şiddetin rolü, sosyalizm ve onun doğası ve başarılarını yaygınlaştırmak için çalışılırsa emekçiler, halklar ve gençlik değişim için, devrim için, halk iktidarı ve sosyalizm için mücadelenin liderlerine dönüşeceklerdir. Partinin strateji ve taktikleri, gerçekte, kitleler için bir referansa dönüşecek, partinin öncü rolünü, politikalarının liderliğini ispatlayacaktır.

Bu önermeleri hayata geçirmek için Partinin propaganda çalışmasını sürekli geliştirmesi, bu alandaki temel faaliyetinin parti üyelerinin kitleler içindeki doğrudan eylemi olduğunu anlaması gerekir. Ayrıca komünistlerin önderlik ettiği sosyal güçlerin, sendikalar ve diğer kitle örgütlerinin kendi propaganda çalışmalarını yürütmesi, bu faaliyetin kendi özgün kesimlerinin yanı sıra tüm topluma yöneltmesi gerekir. Devrimci fikirleri ve önermeleri yaymanın en etkin yolu, partinin ve onun güçlerinin kendi eylemidir; bunların toplum açısından önemi, proleter devrimcilerin katıldığı mücadele eylemleridir. Bu yüzden partinin kendi yüzünü, öncü rolünü göstermesi büyük önem taşır.

Devrimciler, yoldaşlar ve üyeler kitlelerin güvenini kazanmalı, farklı düzey ve şartlardaki mücadelelerin liderliği sorumluluğunu üstlenmelidirler. Bizzat mücadelenin kendisi ‘özel’ insanları, ‘liderlik’ rolünü üstlenecek temel özelliklere sahip olanları öne çıkarır. Komünistler ve diğer devrimciler, kendi rollerinin kitleleri günlük mücadeleleri içinde birleştirme, örgütleme ve yönetme becerisinde ifadesini bulduğunu anlamalıdırlar. Bu faaliyet, her bir militanın kendi rolünü oynamak zorunda olduğu büyük devrimci mücadelelerin provası olacaktır.

Komünist liderlerin kitleler ve onların mücadeleleri içindeki kişisel önderliği de talimatla, komünist militanlar ve devrime dahil olan sosyal güçlerin parçası olmalarından dolayı gerçekleşmeyecektir. Hayır! Bu liderlik ancak kazanılabilir. Başarmak için bunu istemek ve gerçekleştirmek gereklidir. Marksist-Leninist devrimciler mevcut koşulların çok daha ilerisini görebilir; sebepleri, çelişkileri ve perspektifleri görürler. Bu durum, önermelerinin haklılığını kitlelere açıklamalarını ve onları buna ikna etmelerini sağlar; onlara yolu ve patikaları işaret edebilir, mücadelenin hedeflerini ve mücadele için güçlerlerini nasıl kullanacaklarını gösterebilir. Komünistlerin aktif olarak yer aldıkları çeşitli sosyal kesimlerin parti politikasını kabul etmelerini, her bir üyesinin çalışması, kapasitesi ve cesaretine güven duymalarını sağlayarak ve onun önderliğinde parti politikaları için mücadele etmelerini mümkün kılabilir.

Bu şekilde biz komünistler halk önderleri onurlu ünvanını kazanırız; bu, esas olarak, yeni ve daha büyük görevlerin başarılması için yeni sorumlulukların üstlenilmesi anlamına gelmektedir.  

Sendika ve derneklerin, köylülerin, gençlik, kadın ve halk önderlerinin kendi sosyal çevrelerinde öne çıkması, ideolojik, politik, kültürel seviyelerini geliştirmesi gerekir. Kendi sosyal çevrelerinde deneyim ve saygınlık kazanmaları, politik faaliyetler, devrimci eylem içinde kendilerini göstermek için daha iyi imkanlara sahip olmalarını sağlar. Yerel yöneticiler olarak başlayıp genel ve ulusal mücadeleleri hedeflemeli; bulundukları toplumsal lider pozisyonundan ilerleyerek devrimci liderler seviyesine ulaşmalıdırlar. Bu alanda Marksist-Leninist partilerin yaygınlaştırılması gereken önemli deneyimleri vardır.

Gericilik ve oportünizmle mücadele halinde Marksizm-Leninizmin savunulması

İşçi sınıfının partisi, her gün ve farklı koşullarda gelişen fikir mücadelesine aktif olarak katılır.

Burjuvazi, ideologları vasıtasıyla iktidarını tüm toplum nezdinde meşrulaştırmaya çalışmakta, bunun için çok çeşitli araçları, dini, okulları, akademiyi, burjuva kurumlarını, zoru, aldatmayı ve medyayı kullanmaktadır.

Üretici güçlerin, üretim araçlarının gelişimi, bilim ve teknolojideki ilerlemeler, işçiler tarafından yaratılan zenginliğin birikmesi ve yoğunlaşmasının sonucu olarak ortaya çıkan yenilikler ve icatlar, kapitalizmin övgüsü için gericilik tarafından kullanılmakta, tarihsel gelişimin en yüksek ifadesi olarak gösterilmekte, tüm insanlığın yarararınaymış, ülkelerin gelişmesi içinmiş gibi sunulmaktadır.

Kapitalistler, yeni fikirler ve önermeler, yeni tanımlayıcı yorumlar keşfediyor, kendilerini yeni felsefi akımların, tarihsel sosyal gelişmenin sentezi olarak görülen post modernizmin bayraktarı gibi gösterecek “yeni” bir felsefi düşünce inşa edecek şekilde tarihi yorumlamaya ve revize etmeye çalışıyorlar.

Emekçiler tarafından elde edilmiş kazanımların, işçi haklarının ve demokratik açılımları dahi kapitalizmin doğal demokrasisine bağlayıp ilerlemenin burjuvazinin izniyle mümkün olduğu vaazında kullanıyorlar.

Eş zamanlı olarak, devrim ve sosyalizme karşı, komünist partiyi şeytanlaştırarak yoğun bir yalan ve çarpıtma kampanyası yürütüyorlar. Modern revizyonizmin fiyaskosundan, eski SSCB’nin dağılmasından yararlanarak, sosyalizmin yenilgisini ve ölümünü, sınıf mücadelesinin ortadan kalktığını iddia ediyor, devrim ve sosyalizmin işçiler ve halklar tarafından bedeli ödenen ve hiçbir şey kazandırmayarak kapitalizme geri döndüren işe yaramaz fedakârlıklar olduğunu öne sürüyorlar.

Zehirli okları doğrudan komünist partinin varlığına ve rolüne; sözüm ona devrim olmadan, kapitalizmin gelişmesi sırasında devasa kazanımlar elde eden işçi sınıfının rolüne yönelmiş durumda.

Sosyal demokrasi devrime, sosyalizme, SSCB’ye ve sosyalist kampa saldırının koçbaşına dönüştü; emekçi kitleler karşısına kendisini devrimci alternatif olarak çıkardı. Demokratik sosyalizm, burjuva diktatörlüğünün, kapitalizmin yüzlerinden sadece birisidir.

Yeni milenyumla birlikte özellikle Latin Amerika’da “21. yüzyıl sosyalizmi” adıyla ortaya çıkıp emekçilerin, halkların ve gençliğin neoliberal politikalara karşı verdiği uzun soluklu mücadelelere işaret ederek, bilimsel sosyalizme, işçi sınıfının ve halkların 20 yüzyıl boyunca liderlik ettikleri devrimci süreçlerin tarihi deneyimine alternatif olarak kendisini sundu.

Oportünizmin farklı versiyonları kapitalist sınıfın bu çarpıtmalarına eşlik ettiler: Marksizm-Leninizme karşı saldırılarını tırmandırdı, onu eskimiş ilan ettiler; işçilerin kurtuluşu için yeni reçeteler aranması ve oluşturulması ihtiyacını vaaz edip komünist partileri, sendikal mücadeleyi ve devrimci çatışmaları kullanmakla suçladılar; demokratik merkeziyetçiliği otoriterizmin bir versiyonu, proletarya devrimleri girişimlerinin yok edicisi olarak şeytanlaştırdılar.

Bu girişimlerde, modern revizyonizmin, Kruşçevcilerin temsilcileri ön sırada yer aldı. Bunlar, zamanın değiştiği, Marksizm-Leninizmin aşıldığı iddiasıyla komünizme ve proletarya diktatörlüğüne ihanet edip onu mahkum ettiler. Eleştirilerini özellikle Stalin’e yönelttiler; reformist partilere, kapitalizmin ve emperyalizmle sınıf uzlaşmasının, işçi sınıfının ideolojik ve politik olarak silahsız kalmasının, geçmişte tutarlı bir devrimci rol oynamış komünist partilerin tahrip edilmesinin aracılarına dönüştüler. Sosyalist devletlerin yıkılması süreçlerinin yürütücüleri oldular. Bu partilerden bazıları oportünist özlerini muhafaza ederek, aldatmacayı sürdürmek, “modern” komünistler olarak görünmek için sahte bir devrimci söylem geliştirdiler.

Bolşevikler tarafından mahkum edilerek dışlanmalarından itibaren Troçkizm ve destekçileri, Bolşevik devrimi parti diktatörlüğü, bürokrasinin bir eylemi, var olmuş ve olacak her kötülüğün gerekçesi olarak suçladıkları Stalinizmin bir ifadesi ilan eden kapitalist koroya katılarak her zaman gericiliğin ve patronların saldırılarının koçbaşı oldular.

Bazı küçük burjuva devrimci ve ilerici aydın grupları da komünizm karşıtı, proletarya diktatörlüğü ve Stalin’in rolü konusunda tartışmaya katılıyorlar. Kendi idealist anlayışlarından yola çıkarak işçi sınıfının büyük başarılarını, devrimi ve Stalinizm olarak adlandırdıkları proletarya diktatörlüğünü mahkum ediyorlar.

Komünist parti, burjuvazi ve gericilikle, oportünizmin çeşitli varyasyonlarıyla kararlı bir teorik ve politik tartışmaya girmeyi reddetmez. Marksizm-Leninizmi, 20. yüzyıl devrimlerinin tarihsel deneyimini, komünist partinin rolünü ve proletarya diktatörlüğünün doğruluğunu tereddütsüz savunur. Komunist parti her zaman devrimci süreçlerin, bu süreçlerin başarı ve zaferlerinin, aynı şekilde emperyalizmin ve gericiliğin politikalarının zaferine, eski SSCB’nin ve diğer devrimlerin yenilgisine yol açan nedenlerin incelenmesine önem verir.

Marksizm-Leninizmi savunmanın temel biçimi, öğretilerine sadık kalmak, onu somut pratiğe uygulamak ve onun kılavuzluğunda devrim ve sosyalizm yolunu yeniden açmak olsa da, proleter devrimciler, ortaya çıkan teorik tartışmalara katılırlar. Klasiklerin öğretilerine gönderme yapmak yetmez; ortaya çıktıkları somut koşullarda tartışmalara aktif olarak katılmalı, devrimci teori alanındaki yeni tartışmalara yanıt verilmelidir.

İdeolojik mücadele proletarya partisini canlandırır.

Parti, sınıf mücadelesinin büyük laboratuvarında, işçi sınıfı ve burjuvazi arasındaki, halklar ve emperyalizm arasındaki politik ve teorik mücadelede inşa edilir.

Komünistlerin ortaya koyduğu proleter devrimci anlayış ve pratikten yola çıkarak Marksist-Leninst parti ve örgütler doğrulanmış ve gelişmişlerdir.

Buna rağmen, daha doğrusu bundan dolayı, sınıf mücadelesi komünist parti içinde de, militanlarının fikri, devrimci anlayış ve pratiği alanında da sürdürülür.

Devrimci eylem sırasında da hatalar yapılır, aşılması gerekli zorluklar ve engellerle karşılaşılır. Emperyalizmin ve burjuvazinin ideolojisinin, oportünizm ve revizyonizmin tezlerinin etkisiyle de mücadele etmek gerekir.

Hataların düzeltilmesi ve zorlukların aşılması, komünistler arasında ortaya çıkan sorunları çözmek için eleştiri ve özeleştiri mekanizması kullanılmalıdır. İdeolojik ve siyasi birliği yeniden onaylamak, yanlış fikir ve tutumları yenmek ve izole etmek için parti ve üyeleri, ideolojik mücadelenin sancaktarları olmalıdırlar.

İdeolojik mücadele sınıf mücadelesinin parti içindeki bir ifadesidir; proleter anlayışın onaylanması için sonuca erdirilmesi gereken bir mücadeledir. İdeolojik ve politik birlik sağlanmalı; gericiliğin ve oportünizmin tezlerinin ayıklanmasıyla, yanlış fikirlerin ifşası ve ortadan kaldırılmasıyla her koşulda sürdürülmelidir. İdeolojik mücadele taviz, partinin sınıf özelliğini zayıflatır, reformizm konusundaki ilüzyonlara, komünizmin hedeflerinden sapmaya götürür.

Proletarya enternasyonalizmi komünist partinin sınıf niteliğinin karşılığıdır.

İşçi sınıfı tek bir sınıftır; tüm ülkelerde üretim sürecinde öncü rol alır; önemli bir parçası büyük sanayi işletmelerinde yer alır; bir başka kesimi en son teknoloji ile donatılmış küçük ve orta ölçekli işletmelerdedir; yenilikler ve yeni icatlarla, bilim ve teknolojiyle doğrudan ilişki içindedir; yeryüzünün tüm bölgelerindeki büyük tekellerin, emperyalist ülkelerin ve burjuva gruplarının ellerinde toplanan ve biriken tüm zenginliğin yaratıcısıdır.

Kapitalist toplum, tekeller ve emperyalist ülkeler; tüm ülkelerdeki milyarlarca işçi tarafından yaratılan artı değere el koyarlar; dünyanın her yerinde kurallar, yasalar, baskı ve sömürü, baskıcı sistemler dayatırlar. Kapitalist sınıf içinde çeşitli emperyalist ülkelerdeki büyük tekelci gruplar halindeki bölünmeye rağmen, hepsi işçilerin yarattığı zenginlikten faydalanır, işçi sınıfı ve halklara karşı tek bir cephe olarak hareket ederler.

İşçi sınıfı uluslararası bir sınıftır; kapitalist sınıfla küresel ölçekte mücadele eder. Kendisi için sınıf olma durumunun en başından, sendikal örgütlenmesinin ilk zamanlarından itibaren işçi sınıfı kapitalist sömürünün karakterini, işçilerin birliğini sağlama ve proletaryanın uluslararası örgütünü inşa etme gerekliliğini anlamış ve bilincine varmıştır.

İşçi hareketi ve mücadelesi, sosyalizmin enternasyonalist savaşçıları olarak dahil olacakları komünist partilerin oluşması ve güçlenmesi için sahneyi hazırlamıştır.

Komünist parti her zaman proletaryanın uluslararası devriminin çarpışan tugayı olmuş, doğduğu ülkeden bağımsız olarak, devrim ve sosyalizm için mücadele eden komünistlerin büyük ve kahramanca yiğitliklerini uzun tarihine yazmıştır.

Marksist-Leninist Parti proletarya enternasyonalizmini bir düşünce olarak ele alır: bu, proleter devriminin uluslararası karaktere sahip olması anlayışıdır; kapitalizme ve emperyalizme karşı mücadele etme ve komünizm doğrultusunda sosyalizmi inşa etmek amacıyla onu yıkma kararıdır; bütün ülkelerde ve uluslararası ölçekte işçilerin ve halkların, komünistlerin ve devrimcilerin ortak yürüyüşüdür. Parti, militanlarını ve işçi sınıfını proletarya enternasyonalizmi ruhu ve pratiğiyle eğitir.

Bugün CIPOML içinde bir araya gelen Marksist-Leninist partiler, enternasyonalist kimliklerini, uluslararası sosyalist devriminin müfrezeleri olma pozisyonlarını bir kez daha teyit etmişlerdir. Uluslararası Marksist Leninist Parti ve Örgütler Konferansı’nın doğuşu, varlığı ve mücadelesi proletarya enternasyonalizminin teori ve pratiğinin kanıtıdır.  

Komünist gazete

Proletarya partisinin politikası, genel ve özel söylemi işçi sınıfı tarafından, diğer emekçi sınıflar, kadınlar ve gençlik tarafından bilinmeli, toplum içinde yayılmalıdır.

Partinin eylemi ancak devrimci fikirlerin propagandası yoluyla gelişebilir. Marksist-Leninist fikir ve önermeler işçi sınıfı ve yığınlar içinde yayılmadığı sürece sosyalizmi başarmak mümkün olmayacaktır.

Propaganda çalışması, doğrudan geniş işçi yığınlarını devrim ve sosyalizme kazanmaya yönelmeli, burjuva toplumu, emperyalist hakimiyeti, kapitalist yozlaşma ve çöküşü teşhir ve mahkum etmeli, ve mutlaka sosyal demokrat, oportünist ve revizyonist tutumları da teşhir etmelidir.  

Taktiksel kuralların geçerliliği, devrimci önermenin, halk iktidarının ve sosyalizmin doğruluğu, örgütlenme biçimleri ve iktidarı ele geçirmeye doğru ilerlemenin yöntemleri; partinin ve güçlerinin devrimci özelliği; yetenekleri ve tutarlılıkları, cesaretleri ve kararlılıkları; devrimci liderlerin rolü ve demokratik karakterleri, halk mücadelelerine önderlik etme kapasiteleri ve kitle görevlerini yerine getirme becerileri, devrimci propagandanın motivasyon ve içeriğini oluşturmalıdır.

Devrimci propaganda faaliyeti, her şeyden önce işçi sınıfına, devrimin sosyal tabanı olan halk kesimlerine, ikinci olarak, toplumun en yoksullaştırılmış kesimlerine ve üçüncü olarak da nüfusun orta katmanlarındaki ilerici aydınlara yönelik olmalıdır.

Devrimin sosyal tabanı olarak işçi sınıfı, emekçiler ve köylüler, yoksul mahalle sakinleri ve küçük işletme sahipleri, öğretmenler, lise ve üniversite öğrencileri, devrimci pozisyon almaya açık olan demokratik ve yurtsever kadın ve erkekler, sürekli olarak Marksist-Leninist fikirlerle kuşatılmalıdır.

İşçi sınıfı, diğer emekçi sınıflar, kadınlar ve gençlik, gerici saldırının mağdurlarıdırlar; gericilik ve oportünizmin ideolojik ve politik manipulasyonuna açıktırlar. Partinin propagandası, bu unsurları dikkate almalı ve onlara ulaşmanın yöntem ve araçlarını bulmalı; fikirlerini, sorunları ele alış biçimlerini değiştirmelerini ve halk mücadelesinin örgütlenmesindeki ilerici rollerini kavramalarını sağlamalıdır.

Nüfusun çoğunluğu kapitalist sömürünün ve baskının mağdurudur; yoksulluğun yarattığı tahribattan muzdariptirler; işsizlik ve yüksek geçim maliyeti nedeniyle durumları her gün kötüleşir. Bunlar patlamaya hazır toplumsal kesimlerdir; her tür eylemlere yönelmeye açıktırlar. Seçimlerde kendilerine tüm dünyayı, kurtuluşu vaat eden popülist eğilimlerce maniple edilirler, bu gerçekleşmeyen vaatlerin darbesini yerler. Bu yoksul insanlara, baldırı çıplaklara yönelik parti propagandası yapılmalı; talep ettikleri fakat bir mesihin gerçekleştirmesini bekledikleri değişim için mücadeleye kazanılmalıdırlar.  

Nüfusun orta katmanlarındaki aydınların, küçük burjuvazinin bir bölümü, profesyoneller, öğretmenler ve öğrenciler ilerici ve demokratik fikirlere sahiptirler; sistemin “organik entelektüelleri” gibi absorbe edilmemişlerdir. Devrimci fikirleri kavramaya ve onlara bağlanmaya açıktırlar; genellikle reformist, sosyal demokrat oluşumların bir parçasını oluştururlar, fakat radikal bir grubu da vardır. Bu sosyal kesimlerin etkinliklerinin doğası, onları fikir kurucuları haline getirir. Partinin propagandası bu kesimlere de yönelmelidir. Propagandanın içeriği, onun teorik geçerliliğini göstermeli, haklılığını, doğruluğunu ve yerindeliğini kanıtlayan argümanlar içermelidir. Onlara, sadece bizim fikirlerimizin alıcıları olmaları için değil fakat aynı zamanda fikir üretenler ve devrimci propagandanın gerçekleştirilmesinde rol oynalarlar olmaları fırsatını vermek için alan açmayı da unutmamalıyız.

Propaganda alanındaki tecrübeler ve her şeyden önce tümseklere rağmen ilerleme ihtiyacı, milyonlarca insana, tüm topluma, partinin sosyal tabanına, mülksüzlere ve ilerici aydınlara ulaşmak için, propagandanın nitelik ve kapsamının artmasına yardımcı olmalıdır; yazılı basının, broşürlerin, duvar yazılarının ve panolarının, internet ve bilgisayarların, radyo ve televizyonun birçok farklı kullanımı artmalı, ama aynı zamanda röportajlar, tartışmalar, açıklamalar, bültenler, çağrılar vs. yoluyla ticari medyada da fırsatlar değerlendirilmelidir.

Marksist-Leninist partinin temel propaganda aracı, merkez komitesinin yayın organı olan merkezi gazete olmalıdır. Leninizm parti gazetesinin olağanüstü rolüne vurgu yapar; “Iskra”dan “Pravda”ya gazete, yığınların devrimci eyleminin kalesi olmuştur; işçi sınıfının ve köylülüğün, sendika örgütleyicisi ve partinin mücadelesinin propagandacısı ve ajitatörü rolünü üstlenmiş, iktidarı ele geçirme çağrısının taşıyıcısı olmuştur.

Elbette üretici güçlerin gelişmesi, bilim ve teknolojideki yenilikler ve son zamanlarda özellikle internet ve sosyal ağların rolüyle birlikte medya da gelişmiştir. Ancak bu farklı biçimlerin kullanımını da reddetmeden, parti, gazete konusunda ve onun düzenli yayınlanmasında, partinin politik birliğinin sağlanmasında, yığınların ve işçilerin sınıf mücadelesinin örgütlenmesinin aracı olma kapasitesinde ısrar etmelidir.  

Devrimci şiddet tarihin ebesidir

Kölelerin kurtuluşu, kendi isyanlarının, zincirleri kıran ve insan toplumunun gelişiminde yeni bir aşamayı başlatan, feodal lordların otokrasisine, mutlakiyete ve “özgür insanlar” olarak esaret altında bulunan milyonlarca köylünün serfliğine karşı büyük ayaklanma ve devrimlerin sonucuydu. Gericilik, burjuvazinin siyasi iktidara yükselmek ve kapitalist sistemi kurmak için faydalandığı zanaatkârların ve köylülerin devrimi ile ortadan kaldırıldı. Feodal aristokrasi ve gericiliğin ayrıcalıklarını yeniden kazanmak için art arda  girişimlerinde şiddet de kullanıldı; fakat işçi ve köylüleri kendi birlikleri olarak gören burjuvazinin kullandığı devrimci şiddetle tekrar tekrar yenilgiye uğratıldı. İktidardaki burjuvazi şiddeti kendi çıkarlarını muhafaza etmek, onları çoğaltmak ve sürdürmek için kullanır. Emperyalizm, ekonomik ve siyasi egemenliğini saldırı savaşları, kukla rejimler ve işgal ordularıyla pekiştirir.

İlk muzaffer proletarya devrimi olan Paris Komünü, ilk işçi hükümetini kurdu; proletarya diktatörlüğünün bu ilk biçimine işçilerin silahlı ayaklanması eşlik etti; kapitalistlerin üstünlüğüne yenik düşene kadar kendini devrimci şiddet yoluyla korudu. Büyük Ekim Devrimi, 25 Ekim 1917’deki silahlı ayaklanma ile doğdu; karşı devrimin saldırısını göğüsledi ve Kızıl Ordu’ya ve silahlı işçi ve köylülerin gelecekleri için savaşmasına dayanarak, kanlı bir iç savaşın ardından onu yendi. Arnavutluk Devrimi, Çin Devrimi, Vietnam kurtuluş savaşı ve iktidarı ele geçirerek büyük sosyalist kampı oluşturan tüm devrimler devrimci savaşın, gerilla savaşının ve ayaklanmaların eseri ve sonucuydular.

Kapitalizme karşı, değişim ve sosyalizm için mücadele eden toplumsal ve politik güçler arasında devrimci şiddetin kullanımı açısından farklı anlayış ve pratikler mevcuttur. Biz Maksist-Leninistler, iradeci fikir ve pratikler, gerilla fokoculuğu, öncü savaşçılar, bireysel kahramanlar, kitlelerin kurtarıcısı olma anlayışın, radikal küçük burjuva anaşistler ile proleter anlayış arasındaki farkları net bir şekilde ortaya koymalıyız. Komünistler, anlayış ve pratik olarak pozisyonlarını bireysel terörizminden ayırır, gerici ve faşist terörizmi mahkum ederler.

İşçilerin kurtuluşu, gerçek bağımsızlıkları ancak proletarya partisinin önderliğinde kitlelerin örgütlü şiddetinin zaferiyle gerçekleşebilir. Marksist-Leninist komünistler devrimci şiddeti destekler ve onu somut tarihsel koşullar içinde örgütlemeye çalışırlar.

Devrimci şiddeti iktidarı almaya yönelik bir mücadele biçimi olarak kavrayan proletarya partisi, mücadelenin tüm diğer biçimlerinin kullanılmasını da öngörür: Ekonomik mücadele, sendika ve derneklerin mücadeleleri, halkların demokratik hareketleri, işyeri grevleri ve genel grev, halk ayaklanmaları, sokak mücadeleleri, yürüyüşler, protestolar, yol ve toprak işgalleri, temsili demokrasi altında seçimlere katılmak gibi…

Proletarya partisi her koşulda, açıktan ve burjuva yasallığından faydalanarak, yarı yasallık ve illegalite koşullarında gizlilik halinde devrim için mücadele eder.

Proletarya partisinin uzmanlığı, daima iktidar ve zafer perspektifiyle tüm mücadele biçimlerini kullandığı, onları güç biriktirmek, işçilerin ve gençliğin örgütlenmesine katkı sağlamak ve siyasi olarak eğitmek için kullandığı ölçüde gelişir. Mücadelenin tüm biçimlerini kullanmak, stratejik hedefler açısından onları doğru kombine etmek ve kitlelerin devrimci şiddeti kullanması, işçi sınıfı ve partisinin devrimi örgütlemesini, iktidarı ele geçirmesini ve önderliğini gerçekleştirmesini ve sosyalizmi inşa etme görevini hayata geçirmesini sağlar.

Demokratik merkeziyetçilik işçi sınıfı partisinin payandasıdır

Komünist parti bir örgütler sistemidir; Lenin, işçi sınıfının devrimci partisinin inşasının ilk günlerinden itibaren bunu işaret etmiştir.

Bu tanım, demir disipline ve merkezi bir yönetime sahip, örgütlü bir parti ihtiyacını ifade eder. Bu, yolunu kaybetmeden inisiyatif gösteren tek bir siyasi liderliğin rehberliğinde, kitlelerle birlikte devrimci eylemi yaşama geçiren militanların örgütüdür.

Demokratik merkeziyetçilikte demokrasi ile merkeziyetçilik, özgürlük ile disiplin, yarıtıcı inisiyatif ile planlı ve kontrollü eylem bir aradadır.

Demokrasi ve merkeziyetçilik arasında, ikincisi önde gelir, proletarya partisini tanımlar ve karakterize eder. Komünist Partide, demokrasi ve merkeziyetçilik arasında bütünsel bir ilişki vardır. Parti faaliyetinin geliştiği farklı siyasal koşullar merkeziyetçilik ile demokrasi arasındaki ilişkiyi etkiler. Baskının yoğunlaştığı durumlarda, merkeziyetçilik zorunlu olarak öne çıkar; ancak demokratik özgürlüklerin geliştiği koşullarda partide de demokrasinin daha fazla öne çıkması mümkün ve gereklidir.

Merkeziyetçi bir örgüt olarak Marksist-Leninist parti, paralel yönetime izin vermez, hiçbir tür fraksiyonu tanımaz. Demokratik bir örgüt olarak ise tüm üyeleri için hak ve görevlerde eşitliği; gerekli kanallar kullanarak her düzeyde seçim yapılmasını, görevden alma hakkını, daha yüksek organların parti tabanını düzenli bilgilendirmesi ve onlara danışmasını; eleştiri hakkını ve sözü edilen organlar ile yöneticilere öneride bulunma hakkını sağlar.   

Devrimci demokrasinin parti yaşamındaki geçerliliği, önemli meselelerde en geniş ama planlı siyasi tartışmaların örgütlenmesiyle, siyasi çizginin, ilkelerin, parti program ve tüzüğünün oluşturulmasına tüm organ ve üyelerin katılımının sağlanmasıyla, yönetici organların kararlarının cesaretle uygulanması ve geliştirilmesi için gerçekleştirilen coşkulu ve yaratıcı eylemlerde, eleştiri ve özeleştirinin düzenli ve doğru uygulanmasında, kolektif yönetim ve kişisel sorumluluk pratiğinde ifadesini bulur.

Bu kuralların gerçekten etkili olabilmesi için, yöneticiler ile üyeler arasında eşitliğe ve yoldaşlığa dayalı bir atmosfer yaratılmalıdır. Bunun başarılması için yapılması gereken en önemli şey yöneticilerin üyelere yönelik saygılı tutumudur. 

Merkeziyetçilik, tabanın fikir ve inisiyatifinin dikkatle ele alınması, sentezlenmesi ve tek bir yönelimedönüştürülmesiyle; alınan karar ve varılan anlaşmaların hayata geçirilmesi ve kısıtlanmadan uygulanmasını sağlamak için pratik önlemlerin adapte edilmesiyle; parti güçlerinin mücadelenin ihtiyaçlarına göre birleştirilmesi ve dağıtılmasıyla ve tüm üyelerin eylem birliğinin garanti altına alınmasıyla gerçekleştirilir.

Kruşçevci revizyonizm, her türden sol ve sağ oportünistler ve tabi ki gericiliğin ve burjuvazinin ideologları, demokratik merkeziyetçiliği katılığın, her şeye kadir merkez komitenin otoriterliğinin, Stalinizm dedikleri şeyin bir manifestosu olarak mahkum ederler. Çok sayıda küçük burjuva devrimci grup ve birey, demokratik merkeziyetçiliği anti-demokratik görüp eleştirir ve siyasi fikir ve eylemde özgürlük talep eder.

Tarihsel tecrübe, Marksist-Leninist partinin inşa edilmesi ve güçlendirilmesinde demokratik merkeziyetçiliğin doğruluğunu ve geçerliliğini kanıtlamıştır. Ancak Marksizm-Leninizmi kılavuz edinen ve demokratik merkeziyetçiliği kuşanmış bir parti, geçmişte, Ekim Devrimi ile 20. yüzyılın diğer proleter devrimlerini örgütlemiş ve yönetebilmiş, sosyalizmi kurmuştur. Ancak böyle bir parti işçi sınıfını ve halkı kapitalizmi yenme ve yeni dünyayı, işçilerin toplumunu, yani sosyalizmi kurma gibi büyük bir görevi sürdürebilir.

CIPOML saflarındaki Marksist-Leninist parti ve örgütler, demokratik merkeziyetçiliğin gerekliğinin ısrarlı savunucusudurlar.

Proletaryanın devrimci partisinin inşası

Devrimin örgütlenmesi güçlü bir komünist parti gerektirir; büyük ve nitelikli, komünizm davasına adanmış ve onun için mücadele eden kadın ve erkek binlerce devrimci proleterden oluşan bir parti.

İdeolojik ve politik birlik, irade ve eylem birliği, demirden bir disiplin ihtiyacı, proletaryanın devrimci partisinin eylemi için vazgeçilmez şartlardan doğarlar, fakat aynı zamanda proletarya demokrasinin de ciddi ve sınırsız pratiğinin ifadeleridirler.

Partinin bireylerin toplamı olmadığı, bir organlar sistemi olduğu anlayışı, proletarya partisinin karakteristik özelliğidir.

Partinin yığınlarla ideolojik, politik ve örgütsel ilişkisi, parti inşasının bir diğer dayanağıdır; bu durum, tarihi yığınların yazdığı, sosyal varlığın bilinci belirlediği materyalist anlayışıyla, bilgi kuramıyla ve kendilindenciliğin reddiyle teyit edilir.

Teori ve pratiğin diyalektik ilişkisi

Devrimci teori olmadan devrimci pratik olmaz görüşü, partinin teorinin ele alınması ve tartışılmasındaki rolü, işçi sınıfının ve yığınların devrimci teoriyle donatılması zorunluluğu parti yaşamı ve inşasının vazgeçilmez bileşenleridirler.

Sorunların çözümünde, yanlışların düzeltilmesinde ve parti içindeki zorlukların aşılmasında eleştiri ve özeleştirinin geçerliliği, parti içinde proletarya ideolojisi ve siyasetine yabancı tutum ve pratikleri yenmek için ideolojik mücadelenin doğru kullanımı, partinin sınıf karakterini garanti altına alır.

Komünistlere on yıllar boyunca farklı ülke ve koşullarda rehberlik eden, doğru ve devrimci oldukları kanıtlanmış bu temel ilkeler, çeşitli partilerin devrimi yönetme, iktidarı ele geçirme ve sosyalizmin inşasına başlama tarihsel rollerini yerine getirmesini sağlamıştır.

Marksist-Leninistler, “yeni tipte” partinin temelleri olan bu ilkelere bağlılıklarını ortaya koyar, proletarya partisinin inşa ederken onları uygulamaya çalışırlar.

CIPOML partileri hâlâ işlerlikleri sorunlu, kitlelerle yeterince bağları olmayan küçük örgütlerdir. Bu parti ve örgütler yavaş büyümekte, devrimin ihtiyaçları ve olanakları konusunda geride kalmakta, mevcut bulundukları az sayıda ülkede mücadele etmektedirler. Partinin yürüttüğü politik çalışma bakımından örgütsel gelişimleri yetersizdir.

Devrimci sürecin güncel koşullarında partinin gelişmesinde nasıl ilerleneceği meselesi çok önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır.

Nitelik ve nicelik olarak büyük bir parti için

Devrimin örgütleyicisi rolü, işçi sınıfının saflarında, fabrikalarda, köylüler içinde, madenlerde ve yoksul mahallelerde, kadınlar ve gençlik içinde kök salmış büyük ve yetenekli bir komünist parti tarafından başarıyla  gerçekleştirilebilir.

Parti birimi, partiyi işçi sınıfına bağlayan temel çekirdektir; işyeri birimi, komünist partinin ideolojik, politik ve örgütsel özelliğini karakterize eder.

Birim, partinin temel örgütüdür. Emekçi yığınların bağrında, onların yaşamları ve sorunlarıyla daimi ilişki içinde olan, özlemlerini ve taleplerini, ihtiyaçlarını, bilinç düzeylerini ve ruh hallerini bilen ve anlayan komünistlerden oluşan çekirdektir. Komünizmin fikirlerini yığınlara taşıyan, ajitasyon yapan, ikna eden ve devrimci mücadeleye hazırlayan devrimci propagandacılar grubudur. Yığınların mücadelesini örgütleyecek ve onu zafere taşıyacak, halkı politik olarak eğitecek, toplumsal ve devrimci örgütlenmesini güçlendirecek genel kurmaydır. Birim, üyelerin çelikleştiği, devrimci kardeşliğin, proletarya dayanışmasının geliştirildiği komünist okuludur. Yeni komünistlerin örgütlenip yetiştirildiği, parti inşa merkezidir. Birim partiyi, programını ve fikirlerini, günlük politikalarını ve stratejik hedeflerini temsil eder; devrim ve sosyalizm mücadelesinin öncü rolünün bir ifadesidir.

Yığınların farklı örgütlenmeleri içindeki halk önderlerinin seçimi, birimlere alınması ve eğitimi, parti üyeliği adaylarının gruplar halinde örgütlenmeleri sürecinin adımları olarak anlaşılmalıdır.

Elbette bu örgütsel çekirdeklerin tüm taban üyeleri komünist parti üyesi olmayacaktır. Bu büyük onur ve sorumluluk, Marksizm-Leninizmin temel doktrinlerini kavrayarak ilerleyen ve onları kitle mücadelesinde, devrimci mücadelede kullanan en istikrarlı ve fedakâr halk önderlerinin olacaktır. Bu hiçbir şekilde, sendika ve kitle örgütü üyesi olanların, parti üyesi olmadan devrimci olamayacakları anlamına gelmez. Tersine onlar devrimci güçlerin bileşenleri, örgütçüler ve kitle mücadelesinin liderleridirler. Komünistler ise onlarla aralarındaki ideolojik, politik ve örgütsel birliği sağlamlaştırmalı, onların fikirlerine ve belirli özelliklerine saygı göstermeli, onlarla birlikte proletarya devriminin çeşitli müfrezelerini güçlendirilmelidir.

Komünist partinin yeni üyeleri, bu sosyal mücadeleciler arasından, onların en tutarlı ve samimi olanları, kendi çıkarlarına en sıkı bağlılık gösterenleri, kendi çevresinin çok ötesini görerek ilerleyenleri, yeni yollar ve çözümler arayanları arasından olacaktır. Bu kitle önderleri arasında, en genç ve kararlı olanlara, en cesurlara,  zeka ve inisiyatif gösterenlere, değişim talep edenlere dikkat edilmelidir; onlar devrimin ve sosyalizmin tohumları, bugünü ve geleceğidirler.

Bu potansiyel komünistlerin, mevcut durum, sorunların nedenleri ve çözümü hakkında kafalarının açık olması beklenemez. Onlardan Marksizm-Leninizmi, partinin devrimci siyasi çizgisini, politika ve önermelerini tamamen kavramış olmaları, partiye kabul edilmelerinin şartı olarak talep edilmemelidir. Bütün bunları parti içinde, komünistler olarak bütünleşme ve eğitim sürecinde kavrayıp öğreneceklerdir.

Partinin inşası yönetici bir çekirdek gerektirir

Parti liderliğinin öncelikle de Merkez Komitesi sorununun çözümü, partinin büyümesi, sağlamlaşması ve gelişmesinin kaçınılmaz şartıdır.

Sebat ve azim gerektiren bir görev ve sorumluluktur ve az çok karmaşık süreçler içerisinde gelişir.  

Yönetici çekirdeğin sağlamlığının temelleri:

– Devrimci teorinin, Marksizm-Leninizmin kavranması ve özümsenmesinde, bu çekirdeğin, ilkeler ışığında ve işçi sınıfının çıkarları doğrultusunda, toplumun ve ülkenin içinde bulunduğu karmaşık ve değişken durumu, işçi sınıfının uluslararası mücadelesini anlama ve yorumlama yeteneğinde;

– işçi sınıfı ve bir bütün olarak toplum için politika belirleme kapasitesinde;

– kendisini işçi sınıfının örgütlenme ve mücadelesine, toplumda gelişen siyasi mücadeleye dahil etme isteğinde;

– partiyi yönetme görevi üstlenmedeki kararlılığında, parti saflarıyla arasında doğrudan liderlik ilişkisi kurmasında;

– tutarlı bir eleştiri ve özeleştiri ile ideolojik mücadele pratiğinde;

– parti yaşamındaki sorunlarla yüzleşme ve bunlara çözüm getirme, üyelerin endişelerini dinleme ve onlara devrimci ve yerinde yanıtlar verme istekliliğindedir.

– Parti liderleri korkusuz, cesur, yerinde davranan kişiler olmalı, devrimci sadelik ve tutkuda örnek olmalıdırlar.

Görev ve sorumluluklarını bilen ve üstlenen bir Merkez Komitesinin oluşturulması günlük olarak ifadesini bulur; iniş ve çıkışları olacaktır, fakat partinin inşasını ve işçi sınıfının sosyalizm için devrimci mücadelesinin önderliğini garanti altına alacaktır.

Partinin inşası, partinin, onun politikalarının ve kadrolarının kitleler içinde ilerletilmesini gerektirir

Partinin devrimci politikalarını, acil ve stratejik önerilerini, krize karşı mücadelede işçilerin ve halkın yararına çözüm getirme konusunda komünistlerin önerilerini, bugün ve yarın için yaptıkları önerileri yaygınlaştırmak için ısrarlı bir çalışma yürütmek, partinin adını, sembollerini, sloganlarını tanıtmak gerekir. Komünistler kitleler içinde, halk savaşçıları içinde doğrudan ve yüksek sesle varlık göstermelidir; kısacası partinin ve politikalarının, kadrolarının proletarya ve diğer emekçi sınıflar, gençlik ve kadınlar içinde tanıtımı, ilerletilmesi elzemdir.

İşçilerin ve köylülerin, öğretmenlerin ve gençliğin, sosyal mücadele yürütenlerin, daha iyi bir gelecek özlemi çeken, bunun için bir şeyler yapmak isteyen kadın ve erkeklerin, partiyi tanımadan, onun önerilerinden haberdar olmadan, mücadele kapasitesini bilmeden kurtuluş mücadelesinin yolu ve aracı olarak partiyi kabul edeceğini söyleyemeyiz.

Partiyi kitleler içinde nasıl tanıtabiliriz?

Partinin politikaları kitleler içinde tüm araçlar kullanılarak yaygınlaştırılmalıdır; partinin adını kamuoyunda görünür kılmak gerekir; partinin kadroları ve militanları kitleler ve diğer toplumsal mücadele yürütenler tarafından kabul görmeli, bu teoride ve pratikte yansımalı, önerilerinin netliği ve sağlamlığı, sendikal örgüt liderlerinin cesareti, kararlılığı, sınıfın çıkarlarına bağlılığında kanıtlanmalıdır.

Parti merkez yayınının dağıtımı, hücre propagandası, bildirisi, broşürü, afişi, kitlelerle etkileşimleri taban ve yönetim örgütlerinin düzenli dikkatini gerektirir.

Bu şekilde ilerlemek partinin kuruluş süreci için uygun koşulları yaratacak, partinin kitleler ve halkçı mücadele yürütenler için bir referans noktası olmasını sağlayacaktır.

Yeni ve çok sayıda parti kadrosunun eğitimi

Komünist partiler önemli sayıda kadroya, yığınlar arasında liderliklerini hakkıyla kazanmış, sevilen ve saygı duyulan halk önderlerine sahip olmalıdırlar.

Bu hem bizler hem de başkaları tarafından kabul edilen bir gerçekliktir. Fakat yığın hareketinin mevcut ihtiyaçları ve her şeyden önce gelişiminin olanak ve ihtiyaçları, devrimci kadroların sayısının artmasını gerektirir.

Yeni kadrolar kendiliğinden oluşmayacak, çok sayıda üyenin, devrimci süreçte yığınların liderliğini üstlenmeye istekli ve nitelikli kadın ve erkek komünistlerin varlığıyla mümkün olacaktır.

Kadronların eğitimi, parti yönetiminin ısrarlı çalışmasını gerektirdiği gibi, her üyenin bir adım daha ileri atmada istekli olmasını da gerektirir.

Devrimci teorinin öğretilmesi, kültürel formasyon, yetenek, yetenek, kapasite ve sosyal pratiklerin geliştirilmesi liderlerin yığınlara biçim vermesi için kaçınılmazdır. Üyelik, parti yaşamı, proletarya demokrasisi pratiği, eleştiri ve özeleştiri, ideolojik mücadele, yanı sıra sendikal örgütlenme ve mücadele ile işçi yığınlarının siyasi ve sosyal mücadeleye katılımı, kadroların devrimci bilincinin güçlenmesine katkıda bulunur, onları kitlelerin siyasi önderleri olmaya hazırlar.

Uluslararası Marksist-Leninist Parti ve Örgütler Konferansı (CIPOML) 24. Genel Oturumu

Meksika, Kasım 2018