<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Konferans Belgeleri &#8211; Uluslararası Marksist Leninist Parti ve Örgütler Konferansı (CIPOML)</title>
	<atom:link href="https://www.cipoml.net/tr/belgeler/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.cipoml.net/tr</link>
	<description>CIPOML</description>
	<lastBuildDate>Fri, 26 Dec 2025 16:49:50 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.3</generator>

<image>
	<url>https://www.cipoml.net/tr/wp-content/uploads/2015/08/cropped-favicon-32x32.png</url>
	<title>Konferans Belgeleri &#8211; Uluslararası Marksist Leninist Parti ve Örgütler Konferansı (CIPOML)</title>
	<link>https://www.cipoml.net/tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>CIPOML’nin İran Emek Partisi (Toufan) hakkında açıklaması</title>
		<link>https://www.cipoml.net/tr/cipomlnin-iran-emek-partisi-toufan-hakkinda-aciklamasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 25 Dec 2025 18:22:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[2025 - Ekvador]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.cipoml.net/tr/?p=1185</guid>

					<description><![CDATA[2014 yılından bu yana, İran Emek Partisi (Toufan) ile önemli bir tartışma yürüttük. Tartışılanlar arasında, emperyalizmin doğası, “çok kutuplu dünya”nın savunucusu olma, Çin ve Rusya&#8217;nın İran İslam Cumhuriyeti&#8217;nde ve tüm dünyada yaptığı yatırımlar ve etkisinin emperyalist niteliği, İran rejiminin politikaları ve despotik ve anti-demokratik hükümeti, İran&#8217;ın bağımsızlığının anlamı ve özü, ezilen ulusların, özellikle İran&#8217;daki Kürt [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p></p>



<p>2014 yılından bu yana, İran Emek Partisi (Toufan) ile önemli bir tartışma yürüttük. Tartışılanlar arasında, emperyalizmin doğası, “çok kutuplu dünya”nın savunucusu olma, Çin ve Rusya&#8217;nın İran İslam Cumhuriyeti&#8217;nde ve tüm dünyada yaptığı yatırımlar ve etkisinin emperyalist niteliği, İran rejiminin politikaları ve despotik ve anti-demokratik hükümeti, İran&#8217;ın bağımsızlığının anlamı ve özü, ezilen ulusların, özellikle İran&#8217;daki Kürt ulusu ve Yakın ve Orta Doğu uluslarının sadece genel olarak değil, şu anki tarihsel dönemde de kendi kaderini tayin hakkı, proletaryanın devrimci ve anti-emperyalist rolü ile İran burjuvazisinin karşı-devrimci ve sadece anti-Amerikan ama anti-emperyalist olmayan rolü, demokratik mücadelede ve İran&#8217;ın dönüşüm sürecinde kadınların rolü ve Konferansımızın strateji ve taktikleri ile ilgili diğer temel hususlarla ilgili konular vardı.</p>



<p>CIPOML&#8217;ye üye partiler ve örgütler, İran Emek Partisi&#8217;nin (Toufan) son yıllarda bu konularda sergilediği farklı tutumların, kuruluş manifestomuzdan, mücadele platformumuzdan ve Konferansımızı yönlendiren ideolojik ve politik ilkelerden önemli ölçüde farklı olduğu konusunda çeşitli kez mutabık kaldılar.</p>



<p>İran proletaryasına ve halkına, partilerimizin ve örgütlerimizin tüm militanlarına, demokratik ve anti-emperyalist harekete, halk cephesinin güç ve örgütlerine, bu tartışma ve tutumunu düzeltmeyi reddetmesi sonucunda, İran Emek Partisi&#8217;nin (Toufan) Konferansımızın saflarının dışında kaldığını bildirir, bu kararın tamamen kendi sorumluluğu olduğunu vurgularız.</p>



<p>Farklı ülkelerdeki tüm Marksist-Leninistler ve devrimcileri, emperyalizme karşı ve sosyalizm için mücadelede temel görevlerimizi daha enerjik biçimde üstlenmeye, Marksizm-Leninizmi tavizsiz bir biçimde savunmaya, işçi sınıfının çıkarlarına aykırı eski ve yeni fikirlerle mücadele etmeye ve halklarımızın hedefleri ve talepleri için azimle mücadeleye devam etmeye çağırıyoruz. Biz, Marksist-Leninist Partiler ve Örgütler Uluslararası Konferansı (CIPOML) ve tüm emperyalist saldırganlıklar ve ayrıcalıklara karşı dünyanın temel gücü olan proletaryanın temsilcisi olarak, ABD emperyalizmi ve İsrail Siyonizminin İran halkına yönelik saldırganlıklarını kesin olarak kınıyor ve İranlı proleter devrimcileri saflarında birleşecekleri proletarya partisini kurmaya ve Konferansımızla birleşmeye çağırıyoruz.</p>



<p>Tüm emperyalistler ve gericiler yenilecek ve biz, dünya proletaryası ve halkları kazanacağız!</p>



<p><strong>Marksist-Leninist Partiler ve Örgütler Uluslararası Konferansı (CIPOML)</strong></p>



<p><strong>30. Genel Kurulu</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uluslararası Marksist-Leninist Parti ve Örgütler Konferansı (CIPOML) 30. Genel Kurulu Sonuç Bildirgesi</title>
		<link>https://www.cipoml.net/tr/uluslararasi-marksist-leninist-parti-ve-orgutler-konferansi-cipoml-xxx-genel-kurulu-sonuc-bildirgesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Dec 2025 07:23:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[2025 - Ekvador]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.cipoml.net/tr/?p=1167</guid>

					<description><![CDATA[İşçi sınıfının ve halkların devrimci öncüsü olarak üstlendiğimiz siyasi sorumlulukla ve kapitalizmi sona erdirmek ve sosyalizm için mücadele etmek için mücadelemizi güçlendirme taahhüdümüzle, Marksist-Leninist Partiler ve Örgütler Uluslararası Konferansı&#8217;nın (CIPOML) üye örgütleri ve partileri olarak, XXX. Genel Kurul çalışmalarını başarıyla tamamladık. Dünya gerçekliğinin objektif analizi, çağın temel çelişkilerinin derinleştiğini, kapitalist-emperyalist sistemin genel krizinin şiddetlendiğini ve [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>İşçi sınıfının ve halkların devrimci öncüsü olarak üstlendiğimiz siyasi sorumlulukla ve kapitalizmi sona erdirmek ve sosyalizm için mücadele etmek için mücadelemizi güçlendirme taahhüdümüzle, Marksist-Leninist Partiler ve Örgütler Uluslararası Konferansı&#8217;nın (CIPOML) üye örgütleri ve partileri olarak, XXX. Genel Kurul çalışmalarını başarıyla tamamladık.</p>



<p>Dünya gerçekliğinin objektif analizi, çağın temel çelişkilerinin derinleştiğini, kapitalist-emperyalist sistemin genel krizinin şiddetlendiğini ve bunun halkların yaşamları üzerinde birçok olumsuz etki yarattığını ortaya koymuştur. İşçilere, gençlere ve halk kesimlerinden kadınlara hiçbir şey sunmayan, eski düzenin içten içe çürümüş olmasına rağmen, umutsuzca iktidara tutunmaya çalıştığı bir dünyada yaşıyoruz.</p>



<p>Emperyalistler arası çatışma, uluslararası sahnedeki başlıca olayların gidişatını belirliyor. Bu çatışmanın giderek şiddetlenmesi halklar için hiçbir şeyin iyiye gitmediğine işaret etiyor; aksine, dünya ekonomisinin yavaşlamasına, işçi sınıfının aşırı sömürülmesine, emperyalist yağmanın artmasına, ezilen uluslara ve bağımlı ülkelere yönelik şiddetin yoğunlaşmasına, daha sık görülebilecek yerel savaşların çıkmasına ve genel boyutlarda bir savaşın gerçek riskine yol açıyor.</p>



<p>Azami kâr elde etmek ve gezegenin hakimiyetini paylaşmak için çabalayan kapitalist-emperyalist sistem, emekçi kitlelerin ve halkların yaşam ve çalışma koşullarına doğrudan saldırmakta ve ayrıca çevreye onarılamaz zararlar vermektedir.</p>



<p>Amerikan emperyalizmi, yıllardır süren gerilemesine son vermek, nüfuz alanlarını ve iktidarını destekleyen tekelci grupların çıkarlarını korumak için gösterdiği çaresiz çabayla ekonomik, ticari, siyasi ve askeri alanlarda açıkça ortaya çıkan saldırganlığını acımasızca yoğunlaştırmıştır. Bunu son zamanlarda Ortadoğu, Afrika, Latin Amerika ve Karayipler&#8217;de gördük.</p>



<p>Çin, şu anda ABD emperyalizminin hegemonyasına meydan okuyabilecek kapasiteye ve iradeye sahip tek emperyalist güçtür. Ancak, küresel egemenlik için yarışan rakipler olarak belirmeleri, her ikisinin de diğer emperyalist güçler ve gelişmiş kapitalist ülkelerle aralarındaki çelişkileri ortadan kaldırmadığı gibi kendi etki alanlarını koruma mücadelelerini de geçersiz kılmaz.</p>



<p>Ekonomik, siyasi ve sosyal alanlara nüfuz eden toplumun giderek artan militarizasyonunu endişeyle izliyor ve kınıyoruz. Büyük güçler ve birçok bağımlı ülke hükümeti, bütçelerini, kamu politikalarını ve yönetim uygulamalarını çatışmaya hazırlıklara tabi kılıyor, baskıcı aygıtları güçlendiriyor, protestoları suç haline getiriyor ve daha önce sivil hayata ait olan alanlarda askeri varlığı normalleştiriyor.</p>



<p>Bu bağlamda, krizden yararlanarak nefret söylemini teşvik eden, hakları kısıtlayan, işçileri ve halkları bölen ve büyük sermayenin hizmetinde otoriter projeleri destekleyen sağcı ve açıkça faşist güçlerin ilerlemesini gözlemliyoruz. Ancak bu dünyada etkinlik yalnızca sermaye sahiplerine ait değil. İşçi sınıfı ve halk, sınıf mücadelesinin ilerlemesinin açık bir göstergesi olan önemli protesto eylemleri yürütüyor. Filistin halkına hedefleyen Siyonist soykırıma karşı, her kıtada milyonlarca ses yükseldi; barbarlığı kınayarak İsrail ve Siyonist işgaliyle ilişkilerin sona ermesini talep ettiler. Benzer şekilde, kemer sıkma politikaları, yabancı güçlere boyun eğme, demokratik hakların ihlali ve gerici saldırının diğer tezahürleri sokaklarda kararlı tepkilerle karşılandı. İşçi sınıfı, gençler, kadınlar ve nüfusun geniş kesimleri harekete geçerek bu saldırıları reddediyor ve yaşam koşullarını iyileştirecek ve farklı bir geleceğe giden yolu açacak derin değişiklikler elde etme kararlılıklarını yeniden teyit ediyorlar.</p>



<p>Kitlelerin mücadelesinin yeniden canlanması dünya çapında açıkça görülüyor, çeşitli ülkelerde gençliğin artan önemi de öyle. Ve kitleler mücadelede haklarını kazanmanın ve sınıf düşmanlarıyla yüzleşmenin yolunu bulduklarında, daha büyük bir kararlılıkla ilerliyor, örgütlenme düzeylerini yükseltiyor ve öfkelerini toplumun gidişatına meydan okuyabilecek bir güce dönüştürüyorlar.</p>



<p>Çatışmalarla dolu bir dünyada yaşıyoruz, ancak bu aynı zamanda partilerimizin ve örgütlerimizin proletarya devriminin ve sosyalizmin zaferini örgütleme ve gerçekleştirme amacıyla yürüttüğü çalışmalar için de uygun koşullar oluşturuyor.</p>



<p>Geniş kapsamlı küresel bir anti-emperyalist ve anti-faşist hareketin geliştirilmesi ve güçlendirilmesi için çalışmak; savaş karşıtı, barış ve uluslararası dayanışma bayraklarını yüksekte tutmak ve mevcut sistemin yarattığı şiddete karşı durmak zorunludur. Nihai hedefimiz, işçilerin ve halkların sosyal ve ulusal kurtuluşunu sağlamaktır; bu amaç ancak işçi sınıfının iktidarda olmasıyla gerçekleştirilebilir.</p>



<p>Partilerimizin işçilerin devrimci öncüsü olma misyonunu yerine getirebilmeleri için, ideolojik, politik ve örgütsel olarak her açıdan güçlenmeleri ve siyasi ve sosyal mücadelelere aktif olarak katılmaları gerekmektedir.</p>



<p>CIPOML&#8217;nin 30. Genel Kurulu, üyelerinin işçi sınıfına ve dünyanın ezilen halkları ve uluslarına olan bağlılığını yeniden teyit etmektedir. Tarihin bize yüklediği sorumlulukları yerine getirmek için kararlılıkla ilerliyoruz.</p>



<p><strong>Kasım 2025</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çağın temel çelişkileri keskinleşiyor ve mevcut tablo partilerimizin devrimci faaliyeti için daha elverişli koşullar sunuyor</title>
		<link>https://www.cipoml.net/tr/cagin-temel-celiskileri-keskinlesiyor-ve-mevcut-tablo-partilerimizin-devrimci-faaliyeti-icin-daha-elverisli-kosullar-sunuyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Dec 2025 18:44:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[2025 - Ekvador]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.cipoml.net/tr/?p=1171</guid>

					<description><![CDATA[Konferansımızın Ekim 2024’te toplanan XXIX. Genel Kurulunda kabul edilen Sonuç Bildirgesinde, “dünyanın kapitalist sistemin genel krizinin keskinleşmesiyle karakterize edilen karmaşık bir dönemden geçtiğini” belirtmiş, “Emperyalistler arası çatışma, en gelişmiş kapitalist-emperyalist ekonomilerin tekelleri ve devletleri arasındaki mücadele, çelişkilerini çözmenin aracı olarak savaşın görüldüğü bir noktaya kadar gelişmiştir.[…] Kapitalist sömürünün yol açtığı olumsuz toplumsal etkiler işçiler, gençlik, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p></p>



<p>Konferansımızın Ekim 2024’te toplanan XXIX. Genel Kurulunda kabul edilen Sonuç Bildirgesinde, “<em>dünyanın kapitalist sistemin genel krizinin keskinleşmesiyle karakterize edilen karmaşık bir dönemden geçtiğini</em>” belirtmiş, “<em>Emperyalistler arası çatışma, en gelişmiş kapitalist-emperyalist ekonomilerin tekelleri ve devletleri arasındaki mücadele, çelişkilerini çözmenin aracı olarak savaşın görüldüğü bir noktaya kadar gelişmiştir.<br>[…] Kapitalist sömürünün yol açtığı olumsuz toplumsal etkiler işçiler, gençlik, kadınlar ve halklar tarafından reddedilmektedir. Liberal, neoliberal, sosyal demokrat ya da “ilerici” olsun, burjuva hükümetlerin uyguladığı kemer sıkma politikalarına karşı kitlesel seferberlikler, işçi grevleri ve halk ayaklanmaları yaşanmaktadır</em>” demiştik.</p>



<p>Mevcut ekonomik, siyasal ve toplumsal tablo, yürürlükteki kapitalist-emperyalist sistemin doğasına içkin olan bu ve diğer sorunların daha da yoğunlaştığını göstermektedir. Temel çelişkilerin keskinleştiği, sarsıntılı bir dünyada yaşıyoruz.</p>



<p>Günümüz uluslararası arenasının en ayırt edici özelliklerinden biri, ABD emperyalizminin saldırganlığının artmasıdır. Donald Trump’ın Beyaz Saray’daki varlığı, “Amerika’yı Yeniden Büyük Yap” sloganının fiiliyatta en güçlü uluslararası tekellerin ve ABD emperyalist oligarşisinin en gerici kesimlerinin bir savaş çığlığı olması nedeniyle —geleneksel müttefikleriyle olanlar dâhil— emperyalistler arası çelişkileri derinleştirmiştir; amaç, ABD’nin son yıllarda dünya ekonomik ve siyasal sahnesinde kaybettiği alanları geri kazanmaktır.</p>



<p>Gümrük tarifeleri politikası ticaret savaşında yeni bir sayfa açtı. Bu politika, ABD’nin vergi gelirlerini artırmak ve esas olarak uluslararası ticaretteki en güçlü rakiplerinin ekonomilerini vurmak için tasarlanmış olsa da olumsuz etkileri ABD’nin kendi içinde de hissedilmektedir ve hissedilmeye devam edecektir.</p>



<p>Orta ve uzun vadede bu tarife politikasının ABD’nin Gayri Safi Yurtiçi Hasılasını (GSYH) yaklaşık %6 ve ücretleri yaklaşık %5 oranında azaltacağı tahmin edilmektedir.</p>



<p>Tarifelerin artmasıyla üretim maliyetleri yükselmekte ve iç ve dış piyasalarda ürün fiyatları pahalanmaktadır; dolayısıyla bu politikanın sonuçlarına katlananlar işçilerdir: fiiliyatta satın alma güçleri azalmakta ve reel ücretler düşmektedir.</p>



<p>En çok etkilenen ülkeler, ABD’ye mamul mal veya tarım ürünü ihracatına bağımlı ekonomilere sahip olanlardır.</p>



<p>Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ), ABD’nin bu politikası ve diğer ülkelerin benzer tepkileri nedeniyle dünya ticaretinde bir yavaşlama yaşanacağını öngörmektedir. Diğer uluslararası kuruluşlar da 2025 ve 2026 yıllarında dünya ekonomisinin büyüme hızında bir düşüş olacağını tahmin etmektedir.</p>



<p>2025 için mal ticareti büyüme öngörüsü %2,4’tür; 2024’te bu oran %2,2 idi. Ancak DTÖ, 2026’da mal ticareti büyümesinin belirgin biçimde yavaşlayarak %0,5’e düşeceğini öngörmektedir.</p>



<p>Donald Trump, müdahaleci politikalarına karşı çıkan ya da direnenleri boyun eğdirmek için askeri müdahale tehdidini açık biçimde yeniden bir araç olarak kullanmaya başlamıştır. Panama Kanalı’nın kontrolünü “geri almak” için askeri müdahale tehdidinde bulunmuş; Grönland’ı ve Kuzey Kutbu’nu ilhak etme amacı konusunda benzer ifadeler kullanmıştır. Rusya’ya yönelik tehditleri sürmekte ve Ukrayna’yı paylaşmaya dönük bir anlaşmaya varmaya çalışmaktadır. Filistin’i yerle bir etmek için İsrail’i ekonomik ve askeri olarak desteklemektedir; bunlar arasında daha başka eylemler de vardır.</p>



<p>İran’ın nükleer programını sürdürmesi ve geliştirmesi nedeniyle yönelttiği tehditlerden, Haziran 2025’te o ülkenin nükleer altyapısına karşı başlatılan “Gece Yarısı Çekici Operasyonu” kapsamında üç İran nükleer tesisini bombalamaya geçmiştir; bu saldırıların amacı, İran’a yönelik saldırısında İsrail Siyonizminin darbelerini güçlendirmektir.</p>



<p>ABD emperyalizmi yalnızca Gazze’deki Siyonist soykırımın ve Lübnan, Suriye, Yemen ve İran gibi bölge ülkelerine yönelik askeri müdahalelerin başlıca dayanağı değildir; aynı zamanda Siyonizmin bu eylemlerinin planlayıcısı ve yönlendiricisidir. Trump, Gazze Şeridi’ni “Orta Doğu’nun Rivierası”na dönüştürmeyi planladığını açıklamıştır; bu, tüm sakinlerinin yerinden edilmesi anlamına gelecek ve böylece Netanyahu’nun hedefleriyle örtüşecektir.</p>



<p>Gazze’ye el koyma planı, “yeni Orta Doğu” olarak adlandırılan çerçevede bölge devletlerini dini, cemaatçi ve etnik hatlar üzerinden bölmeyi ve parçalamayı hedefleyen daha geniş bir projenin parçasıdır; amaç, bölgede ABD egemenliğini sürdürmek, “İsrail’in” komşuları üzerindeki üstünlüğünü güvence altına almak ve özellikle Çin ile Rusya gibi rakip emperyalist güçleri etkisizleştirmektir.</p>



<p>Gazze’de 9 Ekim’de onaylanan ateşkes ne Gazze’de ne de tüm Filistin’de barışın geldiği anlamına gelmektedir. İsrail Siyonizmi askeri operasyonlarını sürdürme tehdidini korumaktadır ve bu operasyonlar bölgede fiilen devam etmektedir. İsrail, tüm Filistin topraklarını işgal etme planlarından vazgeçmemektedir. Netanyahu rejimi, soykırıma karşı oluşan büyük uluslararası baskıyı hissetmiş ve bu, askeri operasyonların durdurulmasını kabul etmesinde etkili olan faktörlerden biri olmuştur.</p>



<p>Ağustos sonundan itibaren ABD, Güney Karayipler’e bir deniz filosu sevk etmiş; bu durum Venezuela’ya yönelik bir işgal hazırlığı olarak teşhir edilmiştir.</p>



<p>Irkçı, beyaz üstünlükçü ve yabancı düşmanı ideoloji, ABD’nin göç karşıtı politikasına yön vermektedir. Belgesiz göçmenlere yönelik bir “av”dan öte, onlara karşı bir savaş ilan edilmiştir. Burada, Trump’ın başını çektiği oligarşinin en saldırgan fraksiyonunun faşist profili ortaya çıkmaktadır.</p>



<p>Baskı aygıtlarının gücü hem ABD için hem de geldikleri ülkeler için zenginlik üreten milyonlarca işçiye yönelmektedir. ICE polisinin göçmenlere karşı yürüttüğü vahşi uygulamalar hem ABD içinde hem de uluslararası düzeyde açık bir tepkiye yol açmaktadır.</p>



<p>Bu gelişmeler, artık yalnızca göçmenler ile ABD hükümeti arasındaki bir çatışma değil; ABD işçileri ve halkı ile kendi hükümetleri arasındaki bir çatışma halini almıştır. Hükümetin uluslararası ilişkilerde benimsediği militarist bakış, iç alana da uygulanmaktadır: birçok eyalete yayılan protestolar karşısında Trump bazı şehirleri savaş bölgesi ilan etmiş ve nüfusu kontrol etmek için askeri birlikler göndermiştir.</p>



<p>ABD emperyalizmi kendi halkına savaş ilan etmiştir.</p>



<p><strong>ABD’nin hegemon güç olarak gerileme sürecinin neredeyse on yıl önce başladığı açıktır.</strong> Günümüzde bu hegemonyaya meydan okuma kapasitesi ve niyeti olan tek güç Çin’dir.</p>



<p>2010 yılında Çin, dünyanın ikinci büyük ekonomisi haline gelmiştir. Günümüzde dünya GSYH’sindeki pay açısından ABD ile Çin arasındaki fark yalnızca %6’dır; bu fark birincinin lehinedir (%25 ve %19). Önümüzdeki on yıl içinde Çin’in GSYH’sinin ABD’yi aşacağı tahmin edilmektedir. Aynı dönemde Hindistan’ın dünyanın üçüncü büyük ekonomisi konumuna yükselmesi beklenmektedir.</p>



<p>Buna karşılık, GSYH Satın Alma Gücü Paritesine (SGP) göre düzeltildiğinde Çin hâlihazırda dünyanın en büyük ekonomisidir. Bu ölçüte göre en büyük on ekonomi: Çin (%19), ABD (%15,2), Hindistan (%7,75), Japonya (%3,65), Almanya (%3,11), Rusya (%2,84), Endonezya (%2,56), Brezilya (%2,31), Fransa (%2,18) ve Birleşik Krallık (%2,17).</p>



<p>Çin’in 2024’te küresel sanayi üretimindeki payı %31,6 olup birinci sıradadır; ABD’nin payı %15,9 ile ikinci sıradadır. Ardından Japonya %6,5; Almanya %4,8; Hindistan %2,9 ile gelmektedir.</p>



<p>Çin sanayisinin maddi ve teknik temeli, son on yılda ileri teknolojiler, modern altyapılar ve yeniliğe yönelen devlet planlaması üzerinde inşa edildiği için ABD ve diğer Batılı güçlerinkinden köklü biçimde yeni ve üstündür. Batı sanayileri yaşlanan yapılar, yüksek maliyetler ve parçalı süreçlerle yük taşırken; Çin, yapay zekâ, robotik, ileri imalat ve dijital lojistik zincirlerini birleştiren entegre sanayi ekosistemleri geliştirmiştir. Mikroelektronik, yeşil enerji ve otomatik üretim gibi stratejik sektörlerde pekişen bu teknolojik temel, bugün onun en büyük avantajını oluşturmaktadır.</p>



<p>ABD ve Çin, dünya ticaretinin ihracat ve ithalat toplamının %25’ini kontrol etmektedir. ABD toplam hacmin yaklaşık %13’üne, Çin ise %12’sine sahiptir. DTÖ verilerine göre Çin, dünya mal ihracatında %14,2 ile birinci; ABD %8,5 ile ikinci; Almanya %7,1 ile üçüncüdür. İthalatta ise ABD %13,2 ile birinci; Çin %10,6 ile ikinci; Almanya %6,1 ile üçüncüdür.</p>



<p>Çin mali sermayesi beş kıtada dolaşmaktadır. Grant Continent portalına göre Çin bugün dünyanın en büyük ikili kreditörüdür; IMF ve Dünya Bankası’nın toplamından daha fazla borç vermektedir. Son yirmi yılda Çin, “acil finansman” olarak 240 milyar dolar sağlamıştır. Böylece borçlu düşük ve orta gelirli ülkelerin “kurtarılması”nda ABD’nin yerini almıştır.</p>



<p>Yalnızca kamu kredileri ve devlet garantili kredilerde bile 620 resmi kredinin analizi, 2000–2021 arasında teminatlandırılmış kredilerde 418 milyar dolarlık bir taahhüt ortaya koymaktadır. 2025 yılı için 22 milyar dolarlık ödeme planlanmıştır.</p>



<p>Resmî döviz rezervlerinin para bileşiminde ABD dolarının ağırlığı sürmektedir; ancak payı azalmıştır. 2000’de rezervlerin yaklaşık %71’i dolar iken, 2024 sonunda yaklaşık %58’e düşmüştür; yani 13 puanlık bir gerileme vardır.</p>



<p>Bu bağlamda bir diğer önemli veri, döviz piyasasındaki işlemlerin %88’inin ABD dolarıyla yapılmasıdır.</p>



<p>Dikkate alınması gereken önemli bir husus şudur: dolar hâlâ en yaygın ödeme/uzlaşma parası olsa da en çok ticaret yapan ülke Çin’dir ve ticari işlemlerinde yuanı (renminbi) ödeme para birimi haline getirme politikasını benimsemiştir.</p>



<p>ABD emperyalizmi Çin’i başlıca düşmanı olarak görmektedir. Bu durumda ABD; askeri, ekonomik, siyasal, teknolojik ve diplomatik alanları kapsayan kapsamlı bir strateji oluşturmuştur. Washington stratejik rekabetin merkezi olarak gördüğü Hint-Pasifik bölgesinde varlığını ve egemenliğini güvenceye almak için çalışmaktadır.</p>



<p>Bu amaçla ABD, Çin’e karşı bir kuşatma cephesi oluşturmak üzere ittifaklarını, güvenlik paktlarını güçlendirmek ve ortak askeri operasyonlar düzenlemek için aktif biçimde çalışmaktadır:</p>



<p><strong>• AUKUS:</strong>&nbsp;Avustralya ve Birleşik Krallık ile nükleer tahrikli denizaltı teknolojisi transferine odaklanan güvenlik paktı.</p>



<p><strong>• Quad:</strong>&nbsp;Japonya, Hindistan ve Avustralya ile deniz güvenliği ve geleneksel olmayan güvenlik alanlarında işbirliği için güvenlik diyaloğu.</p>



<p><strong>• Filipinler ile ittifak:</strong> Güney Çin Denizi’nde Çin’in artan iddiasına karşı Filipinler’de askeri üslerin yeniden etkinleştirilmesi dâhil, Karşılıklı Savunma Antlaşması’nın güçlendirilmesi.</p>



<p><strong>• FONOP (Seyrüsefer Özgürlüğü Operasyonları):</strong>&nbsp;ABD Donanması’nın Çin’in toprak iddialarını meydan okumayı amaçlayarak, Güney Çin Denizi’nde Çin’in hak iddia ettiği adalara yakın bölgelerde yürüttüğü deniz ve hava operasyonları.</p>



<p>Ayrıca ABD, Tayvan’a gelişmiş silahlar sağlayarak desteğini sürdürmekte ve adaya olası bir Çin askeri müdahalesine ilişkin sık sık kamuya açık uyarılar yapmaktadır.</p>



<p>Çin ise ABD emperyalizminin kuşatma politikasına, iç ve dış ekonomi ile uluslararası ilişkiler alanlarını kapsayan eylem ve politikalarla karşı koymaktadır.</p>



<p>Küresel sahnede varlığını ve ilişkilerini genişletmek için çalışmaktadır. Kuşak ve Yol Girişimi, Asya, Afrika, Latin Amerika ve Avrupa’da altyapıya (limanlar, trenler, yollar) milyarlarca dolarlık yatırımlar yapmasını; kaynakları ve tedarik zincirlerini güvenceye almasını ve ürünleri için yeni pazarlar oluşturmasını sağlamaktadır.</p>



<p>Son yıllarda Rusya ile siyasi bağlarını ve ekonomik-finansal işbirliğini güçlendirmiştir ve iki ülke birlikte BRICS’in faaliyetlerini kendi jeopolitik çıkarları doğrultusunda yönlendirmektedir. Her iki ülke, ABD emperyalizminin hâkim olduğu uluslararası düzeni “reforme etme” ve onun yerine daha fazla etki kurma hedefini paylaşmaktadır.</p>



<p>Çin, yoğun bir bölgesel işbirliği yürütmekte; Bölgesel Kapsamlı Ekonomik Ortaklık (RCEP) gibi ticari ve ekonomik anlaşmaları teşvik ederek Asya-Pasifik ekonomisinde merkezi konumunu pekiştirmeye çalışmaktadır.</p>



<p>Diğer ülkelerle birlikte uluslararası ticari işlemlerde dolar bağımlılığının azaltılmasını ve yuan/renminbi kullanımını teşvik etmektedir.</p>



<p>Gerilim odaklarında Çin, güç gösterileri ve hukuki tedbirlerle yanıt vermekte; askeri alanda da faaliyet göstermektedir. Güney Çin Denizi’ndeki yapay adaların askerileştirilmesini teşvik etmekte ve Tayvan üzerindeki toprak iddialarını güçlendirmek için askeri, diplomatik ve ekonomik baskıyı sürdürmektedir. Yakın zamanda, 3 Eylül 2025’te Çin özellikle askeri sanayideki teknolojik gelişmeleriyle büyük savaş kapasitesini sergilemiştir.</p>



<p>2025 için 270 milyar dolarlık askeri bütçeyle Çin, askeri harcamada ikinci sırada; aynı yıl için 962 milyar dolara ulaşan bütçesiyle ABD birinci sıradadır.</p>



<p><strong>Avrupa Birliği ülkeleri, önceki on yıllara kıyasla dünya sahnesinde göreli ağırlık ve etkilerini kaybetmiştir.</strong> Bu mutlak bir kayıp değildir; AB bir bütün olarak hâlâ önemli bir güçtür.</p>



<p>Avro Bölgesi’nin GSYH büyüme oranı, ABD ve Çin’inkinden sürekli olarak daha düşük olmuştur. Bu durum, AB’nin dünya GSYH’sindeki payının azalmasına yol açmaktadır. AB, yapay zekâ ve yarı iletkenler gibi kilit teknolojilere yatırımda geride kalmış; ABD’ye kıyasla daha düşük işgücü verimliliğiyle karşı karşıya kalarak uzun vadeli rekabet gücünü zayıflatmıştır.</p>



<p>Ukrayna’nın işgali ve pandemi sonrasında yaşanan enerji krizi ve tedarik zincirlerindeki ani kesintiler, AB’nin kırılganlığını ve dış enerji/ham madde kaynaklarına bağımlılığını ortaya koymuş; küresel müzakere pozisyonunu zayıflatmıştır.</p>



<p>Afrika, Latin Amerika ve Asya’da Avrupa; Çin, Rusya, Türkiye ve hatta Hindistan karşısında etkisi azalmaktadır; bu ülkeler ekonomik ve siyasi varlıklarını genişletmiştir.</p>



<p>Ukrayna savaşı, AB’nin ABD’nin jeopolitik gündemine tabi oluşunu yeniden teyit etmiştir; Washington’un hâkim olduğu NATO, Avrupa’nın askeri eylem yönünü belirlemeyi sürdürmektedir. ABD baskısı altında savunma bütçeleri önemli ölçüde artırılmış ve önümüzdeki yıllarda askeri harcamayı yükseltme taahhüdü verilmiştir. Buna rağmen, özellikle ekonomik, ticari, enerji ve diplomatik alanlarda AB ile üye devletleri ve bizzat ABD emperyalizmi arasında önemli çelişkiler sürmektedir. Almanya, ABD’den uzaklaşmadan ve hele hele onunla çatışmadan, durumu kendi yararı için değerlendirmeye çalışmaktadır.</p>



<p>Fransa ve Almanya’daki bazı çevreler, tam anlamıyla var olmayan fakat ABD ile görüş ayrılıklarını ifade eden bir “Avrupa stratejik özerkliği” ihtiyacından söz etmektedir. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron NATO içinde bir Avrupa sütununun güçlendirilmesini savunmaktadır; Polonya ve Baltık ülkeleri gibi bazı ülkeler ise daha saldırgan bir tutum sergileyerek Rusya’ya karşı ortak bir yanıtı desteklemektedir.</p>



<p>Ukrayna savaşı bağlamında AB’de yaşamın militarizasyonu derinleşmiş; ekonomik, kurumsal, bütçesel, kültürel vb. alanları kapsar hale gelmiştir.</p>



<p>Üye devletlerin çoğu savunma bütçelerini sürekli artırmakta; birçok ülke askeri harcamada GSYH’nin %2’si hedefini benimseyerek NATO’nun dayattığı standartlara uyum sağlamaktadır; AB ise askeri Ar-Ge için kendi fonlarını ayırmaktadır ki bu, on yıl önce benzeri görülmemiş bir durumdur.</p>



<p>NATO temel güvenlik çerçevesi olmaya devam etse de AB kendi mekanizmalarını oluşturmuştur: 2017’de başlatılan Daimi Yapılandırılmış İşbirliği (PESCO) onlarca ortak savunma projesini (askeri hareketlilik, dronlar, komuta sistemleri, deniz gözetimi vb.) bir araya getirmektedir; Avrupa Savunma Fonu (EDF) silah ve askeri teknoloji geliştirmeyi ve savunma inovasyon projelerini finanse etmektedir; AB Askeri Planlama ve Yürütme Yeteneği (MPCC) ise Avrupa düzeyinde bir karargâhın embriyonik yapısı olarak görev yapmakta ve yurt dışındaki askeri misyonları yönetmektedir.</p>



<p><strong>BRICS+ grubunun gelişimi bazı kesimlerde beklentiler yaratmaktadır. </strong>Günümüzde önemli bir ekonomik ve siyasi ağırlığa sahiptir ve önümüzdeki yıllara dair projeksiyonlar daha da büyüktür.</p>



<p>BRICS+ ülkeleri dünya nüfusunun %55,61’ini temsil etmektedir; Satın Alma Gücü Paritesine göre dünya GSYH’sinin %42’sine ve küresel ticaretin %40’ına katkı sağlamaktadır. Nominal GSYH bakımından G7’yi (Kanada, Fransa, Almanya, İtalya, Japonya, Birleşik Krallık ve ABD) az bir farkla aşmaktadır. Bu grubun gücü başlıca Çin’in varlığından kaynaklanmaktadır.</p>



<p>G7’nin %2’sine kıyasla yıllık %4’ün üzerinde potansiyel büyüme oranını koruyacakları; böylece küresel ekonomideki paylarını daha da artıracakları tahmin edilmektedir.</p>



<p>Bu grubun ortaya çıkışı, kapitalist gelişme ve birikim sürecinin içkin dinamiklerine dayanmaktadır. Bu, revizyonizm ve reformizmin bazı kesimlerinin sunduğu gibi halklar için bir “alternatif kalkınma modeli” değildir; hele hele “anti-emperyalist” bir ittifak hiç değildir. ABD’nin hegemon güç rolünü oynadığı bir dünyada, yatırımlarını genişletmek, pazarları kontrol etmek, ham maddelere erişmek ve birikim alanlarını büyütmek isteyen devletlerin ve ekonomik grupların bir ortaklığıdır.</p>



<p>İçinde gerilimler ve anlaşmazlıklar bulunmaktadır. Rusya ve Çin grubu kendi jeopolitik çıkarları doğrultusunda yönlendirmektedir; Hindistan, grubun Çin ve Rusya tarafından araçsallaştırılmasının kendi çıkarlarını zedelemesinden endişe etmektedir ve bu tek örnek değildir. Üye ülkeleri, ortak uluslararası senaryo içinde etkilenen özgül çıkarlar birleştirmektedir.</p>



<p>Bu grupta üyelerin özel ihtiyaçları, Çin ve Rusya gibi emperyalist güçlerin jeopolitik projeleriyle birleşmektedir. Bu nedenle BRICS ile Batı arasındaki gerilimler, emperyalistler arası çelişkilerin bir tezahürü olarak anlaşılmalıdır.</p>



<p><strong>Dünya ekonomisi yavaş bir büyüme temposunu sürdürmektedir.</strong> 2025 için bazı öngörülerin belirttiği küresel resesyon gerçekleşmemiştir; ancak büyüme hâlâ pandemi öncesi oranların altındadır.</p>



<p>IMF, Dünya Bankası ve UNCTAD gibi uluslararası kuruluşlar 2025 ve 2026 için %3,0 ile %2,7 arasında değişen düşük büyüme oranları öngörmektedir.</p>



<p>En gelişmiş kapitalist ekonomiler (ABD, Avro Bölgesi, Japonya, Kanada, Birleşik Krallık) için en düşük büyüme oranlarını öngörmektedir: 2025 ve 2026 için sırasıyla %1,5 ve %1,6.</p>



<p>Avro Bölgesi’nde resesyon riski sürmektedir; öngörülen büyüme %0,8–%1,0 olup “teknik durgunluk” olarak bilinen sınıra yaklaşmaktadır. Almanya’nın bu durumdaki sorumluluğu büyüktür: 2024’te ekonomisi resesyona girmiştir (-%0,2) ve bu yıl için büyüme projeksiyonu yalnızca %0,1’dir. Almanya, Avrupa’nın sanayi motoru olarak görülmektedir.</p>



<p>En yüksek büyüme —Hindistan ve Çin’in öncülüğünde— yine Asya’nın “yükselen ekonomileri”nde yoğunlaşmaktadır (2025’te %4,1 ve 2026’da %4,0).</p>



<p>Sanayi üretiminin seyrine ilişkin kaynaklar arasında tam bir uzlaşı olmasa da 2025 için ılımlı bir büyüme öngörülmektedir. Bazı tahminler bunu %2 ile %3 arasında konumlandırmakta; en gelişmiş kapitalist ekonomiler arasındaki çatışmaların sürmesi ya da tedarik zincirlerinde yeni kesintiler yaşanması durumunda aşağı yönlü riskler bulunduğunu belirtmektedir. Arka plan olarak, sanayi üretimi büyümesinin 2023’te %1–%1,6; 2024’te ise çeşitli kaynaklara göre %1,8–%2,6 aralığında olduğu dikkate alınmalıdır.</p>



<p>DTÖ’ye göre dünya mal ticareti hacmi 2025’te %2,4 büyüyecektir; ancak bunun pek olası olmadığı belirtilmektedir. Önceki tahminler, bu yıl için %0,9 ve 2026 için %0,5 büyüme öngörmekteydi. 2025 öngörüsündeki sıçrama, frontloading’in (tarife artışları öncesinde ithalatın öne çekilmesi) etkilerinden kaynaklanmaktadır; fakat yeni tarifeler tam olarak yürürlüğe girdiğinde bu etki 2026’da ortadan kalkacaktır.</p>



<p><strong>İşçilerin yaşam koşullarında iyileşme görünmemektedir.</strong> Bazı bölgelerde ücretlerin satın alma gücünün düşmesi, işin giderek güvencesizleşmesi, iş kayıpları ve zorunlu göç gibi etkenler nedeniyle koşullar daha da kötüleşecektir.</p>



<p>Mayıs ayında Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), bu yıl için küresel istihdam büyümesi öngörüsünü %1,7’den %1,5’e düşürmüştür. Küresel işsizlik oranının %5 civarında kalacağı tahmin edilse de işin niteliği, ücret düzeyi ve istikrar büyük bir sorundur.</p>



<p>İstihdam, işsizlik ve eksik istihdam düzeylerinde bölgelere, gelişmişlik seviyelerine ve nüfus gruplarına göre belirgin farklar vardır. Genç işsizliği yüksektir ve %12–%13 aralığında kalacaktır. Latin Amerika ve Karayipler gibi bölgelerde kayıt dışı istihdam oranları birçok ülkede %50’yi aşmaktadır. 2024’te dünya genelinde çalışma çağındaki kadınların yalnızca %46,4’ü istihdamdayken, erkeklerde bu oran %69,5’tir.</p>



<p>ABD’nin tarife politikası on binlerce işin sürmesini tehlikeye atmaktadır. ILO, 71 ülkede yaklaşık 84 milyon işin doğrudan ya da dolaylı biçimde ABD tüketim talebine bağlı olduğunu tahmin etmektedir. Asya-Pasifik bölgesi bu işlerin 56 milyonunu barındırmaktadır. Kanada ve Meksika en yüksek “tehlikede olan iş” oranına sahiptir (%17,1).</p>



<p>Teknolojik ilerleme, özellikle yapay zekânın üretim süreçlerine sokulması, üretici güçlerin gelişimini iş verimliliğini artırmaya ve artı-değer sömürüsünü yükseltmeye yöneltmektedir. Kapitalistlerin elinde yapay zekâ, çalışma süresini azaltmak ya da işçi sınıfının yaşamını iyileştirmek için değil; işgücü maliyetlerini düşürmek, üretim süreci üzerindeki denetimi yoğunlaştırmak ve kapitalistler arası rekabeti keskinleştirmek için işlevseldir. Canlı emeğin ölü emekle ikame edilmesi yönündeki tarihsel eğilimi hızlandırarak yapısal işsizliği üretmekte ve sanayi yedek ordusunu büyütmektedir; bu da ücretleri aşağı yönlü baskılamakta ve çalışma koşullarını daha da güvencesizleştirmektedir.</p>



<p>Ayrıca yapay zekâ ideolojik ve disipliner bir araca dönüşmektedir. Dijital platformlar, algoritmik gözetim ve otomatik iş yönetimi, işçilerin tempo, hareket ve davranışları üzerinde daha kapsamlı bir kontrol sağlarken; sürekli, tam zamanlı işler yerine kısa süreli “bağımsız” sözleşmeler ya da parça başı/görev bazlı çalışma gibi yeni sömürü biçimlerini güçlendirmektedir.</p>



<p>Bu durum, işçi hareketini, sermayenin dayattığı yeni iş örgütlenmesi biçimlerine etkili biçimde karşı koyabilecek örgütlenme ve mücadele biçimleri geliştirmeye zorlamaktadır.</p>



<p>Aynı zamanda bu teknolojiler, yüz tanıma ve diğer gözetim sistemleri gibi kitlelerin geniş ölçekte denetlenmesine yönelik mekanizmaları ilerletmeyi de mümkün kılmaktadır. Yapay zekâ gelişiminin ilk hedefinin askeri alan olması tesadüf değildir: araştırma ve finansmanı savunma ihtiyaçları ve jeopolitik rekabet tarafından güçlü biçimde teşvik edilmiştir. Bugün Çinli ve ABD’li büyük teknoloji tekelleri bu stratejik sektöre hâkimdir.</p>



<p><strong>Gezegenin yaşadığı hızlanmış çevresel bozulma kapitalist sistemin sorumluluğudur. </strong>Bugün bu, eşi görülmemiş sıcak hava dalgaları, yıkıcı seller, devasa orman yangınları ve hızlanan biyolojik çeşitlilik kaybı gibi giderek daha aşırı iklim düzensizlikleri olarak görünmektedir. Bu olgular izole olaylar ya da basit “doğal döngüler” değildir; kaynakların sınırsız sömürüsüne ve dizginsiz birikime dayanan bir ekonomik modelin doğrudan sonucudur. En gelişmiş kapitalist ülkeler tarihsel olarak sera gazı emisyonlarının, fosil enerji tüketiminin ve kirletici sanayi genişlemesinin başlıca sorumluları durumundadır. Dünya nüfusunun azınlığını oluştursalar da ekolojik ayak izinin büyük kısmını yoğunlaştırmış ve zenginliklerini gezegenin sınırlarını görmezden gelen bir üretim kalıbı üzerinde inşa etmişlerdir.</p>



<p>Bu politikanın icracı kolu, ekonomik ve siyasal güçleri sayesinde kârları uğruna son derece kirletici uygulamaları dayatabilen tekeller ve büyük çokuluslu şirketlerdir. Enerji, madencilik, tarım-sanayi ve ulaştırma sektörlerindeki şirketler ekosistemlerin yıkımında, kitlesel ormansızlaşmada, kirletici altyapıların genişletilmesinde ve derin çevre politikalarının sistematik biçimde engellenmesinde başat rol oynamıştır. Çevresel maliyetleri topluluklara ve en kırılgan ülkelere dışsallaştırırken, doğal afetleri yoğunlaştıran ve küresel iklim krizini derinleştiren bir yağmacı madencilik modeli sürdürmektedirler.</p>



<p>Nadir toprak elementleri sömürüsü sözde “yeşil kapitalizm” denilen şeyin derin çelişkisini açığa çıkarır: çevre krizini doğuran birikim mantıklarını sorgulamadan ekolojik bir geçiş vaat eder. Elektrikli otomobiller, yüksek kapasiteli bataryalar ya da rüzgâr türbinleri gibi “temiz” teknolojilerin üretimi; ekosistem yıkımı, toprak ve su kirliliği ve bağımlı ülkelerde kötüye kullanım içeren çalışma koşullarıyla elde edilen minerallerin yoğun biçimde çıkarılmasına dayanır. Böylece sürdürülebilirlik söylemi altında büyük güçler ve şirketler çevresel ve toplumsal maliyetleri başka bölgelere aktarır; kendilerini iklim lideri olarak sunarken yeni-sömürgeci ilişkileri yeniden üretirler. Özgürleştirici bir alternatif olmaktan uzak olan bu “yeşil kapitalizm”, yeni el koyma biçimlerini gizler ve saldırgan madenciliğe bağımlılığı derinleştirir; ekonomik sistemin temelleri dönüşmeden çevresel adaletin olmayacağını gösterir.</p>



<p><strong>Sağ, aşırı sağ, ultra muhafazakâr, faşist ve proto-faşist güçler dünyanın birçok bölgesinde mevzi kazanmaya devam etmektedir.</strong> Bu, birkaç yıldır var olan bir eğilimdir ve bugün daha saldırgan biçimde ortaya çıkmaktadır.</p>



<p>Büyümelerinin açıklaması, uluslararası burjuvazinin en gerici kesimlerinin kapitalist-emperyalist sistemin bizzat yarattığı ekonomik ve toplumsal sorunları (iş kayıpları, göç, çokkültürlülüğün gelişimi ve cinsel/toplumsal cinsiyet/yaş vb. haklar için mücadele eden hareketlerin ortaya çıkışı gibi) manipüle edip kendi çıkarına kullanabilme kapasitesinde yatmaktadır.</p>



<p>Özellikle Avrupa ve ABD’de bu sağ partiler, göçü ve çok-kültürlülüğü ulusal kimlik ve güvenliğe yönelik varoluşsal tehditler olarak sunmayı başarmıştır. Şovenist milliyetçiliği teşvik eder, kültürel çeşitliliği reddederler. Göçmenleri “günah keçisi” olarak kullanır; ekonomik ve toplumsal sorunlardan ve hatta suçtan onları sorumlu tutarlar.</p>



<p>Güney Amerika’da bu siyasal akımlar açık bir antikomünist söylemi; neoliberal ilkelerin (Arjantin ve Ekvador örneklerinde olduğu gibi) hararetli savunusunu; ABD emperyalizminin yüceltilmesini; sol partiler ve hareketler ile halk örgütlerinin eylem ve mücadelesinin kriminalize edilmesini sürdürmektedir.</p>



<p>Bu güçler, açıkça işçilerin ve halkların demokratik haklarına, sendikal örgütlere ve sol partilere karşı hareket ederler. Hatta gerici siyasal projelerini dayatabilmek, üretimde kâr oranını yükseltecek koşulları kolaylaştırmak için burjuva demokrasisinin kurumlarına bile saldırırlar.</p>



<p>Ultra muhafazakâr güçler ve faşizm, işçiler ve halklar için ağır bir tehlikedir; buna işçi ve halk hareketinde birlik politikasıyla ve demokratik ve sol siyasi örgütlerle karşı koymalıyız.</p>



<p>Reformist partiler ve “ilerici” olarak sınıflandırılan hareketler alan kaybetmiştir; ancak farklı bölgelerde nüfusun önemli kesimleri üzerinde kayda değer bir etkiyi hâlâ sürdürmektedir. Kitleleri aldatma kapasiteleri; neoliberal modeli, vahşi ve insanlık dışı kapitalizmi eleştiren bir retoriğe ve sol söylem ögeleri kullanarak işçi sınıfı ile yoksul kesimlerin bazı bölümlerinden destek almalarına dayanır.</p>



<p>Toplumun ekonomik, siyasal ve toplumsal düzlemlerini kapsayan büyüyen bir militarizasyonu yaşanmaktadır. Çoğu ülke, bütçelerini, kamu politikalarını ve yönetim biçimlerini çatışma hazırlıklarına tabi kılmakta; baskı aygıtlarını güçlendirir ve protestoyu kriminalize ederken daha önce sivil yaşama ait olan alanlarda askeri varlığı olağanlaştırmaktadır.</p>



<p>Bu olgu özellikle en gelişmiş kapitalist ülkelerde belirgindir: askeri güç yalnızca dış politikanın merkezi bir bileşeni değil, iç düzenin de kurucu bir unsurudur. Militarizasyon, savunma bütçelerinin büyütülmesi ya da silahlı aygıtların güçlendirilmesiyle sınırlı değildir; devletlerin, medyanın ve büyük şirketlerin algıları, davranışları ve toplumsal öncelikleri güvenlikçi mantıklar temelinde biçimlendirme tarzında da kendini gösterir.</p>



<p>ABD, AB, Japonya, Çin, Rusya ve diğer emperyalist ve gelişmiş kapitalist ülkelerde askeri harcamaların sürekli artışı bunun açık bir işaretidir. Son on yıllarda ve özellikle Ukrayna savaşı, Pasifik’teki gerilimler ya da Çin’in yükselişi gibi gelişmelerin ardından Batılı kapitalist ülkeler GSYH’lerinin artan oranlarını askeri teçhizata, teknolojik modernizasyona ve NATO gibi stratejik ittifakların güçlendirilmesine ayırmıştır.</p>



<p>Aynı zamanda militarizasyon ülke sınırları içinde de ilerlemektedir. Askeri kökenli silah ve taktiklerle donatılmış, yüksek ekipmanlı polis güçlerinin artan varlığı, dünyanın birçok şehrinde giderek daha belirgin bir özellik haline gelmiştir. Örneğin ABD’de yerel polis teşkilatlarına askeri ekipman transferi, giderek muharip birliklere benzeyen güvenlik güçlerinin ortaya çıkmasına yol açmıştır. Bu durum, halk üzerinde, aşırı gözetimin normalleşmesi, toplumsal protestonun bastırılması ve iç çatışmanın savaş araçlarıyla yönetilmesi gerektiği algısı türünden doğrudan etki yaratmaktadır.</p>



<p>Kültürel düzeyde militarizasyon, eğlence, eğitim ve reklam yoluyla işler. Hollywood ve video oyunları gibi endüstriler, askeri-endüstriyel komplekslerle yakın ilişki içindedir; savaşı, savaş kahramanlığını ve teknolojik üstünlüğü yücelten anlatıları yeniden üretir. Asker figürü düzenin, güvenliğin ve vatanseverliğin sembolü olarak sunulur; jeopolitik çatışmalar ise askeri müdahaleleri veya yurt dışı üslerin genişlemesini meşrulaştıracak şekilde basitleştirilir. Bu kültürel nüfuz, insanların uluslararası gerilimlere karşı gücü “doğal” ya da “kaçınılmaz” bir yanıt olarak görmesine katkıda bulunur.</p>



<p>Son olarak, militarizasyon ekonomik biçimler de alır. Askeri-endüstriyel kompleks, çağdaş kapitalizmin en kârlı sektörlerinden biridir. Silah, gözetim sistemleri ve çift kullanımlı teknoloji geliştiren şirketler, milyarlarca dolarlık sözleşmeleri güvenceye almak için hükümetler üzerinde baskı kurar. Devlet ile sermaye arasındaki bu ittifak, savaşı ve savaşa hazırlığı ekonomik bir motor haline getirir; toplumsal öncelikleri çarpıtır ve sağlık, eğitim, konut veya iklim değişikliğiyle mücadele için kullanılabilecek kaynakları başka yöne saptırır.</p>



<p><strong>Dünya, işçilerin, gençliğin ve halkların mücadelesinde bir yükselişe tanıklık etmektedir.</strong> Kitle mücadelesinin kapsam, kitlesellik ve mücadelecilik açısından giderek büyüdüğü bir dönemi yaşıyoruz; bu, on yılı aşkın süredir en yoğun dönemdir. Bu gelişmeler, işçi sınıfı ile gençliğin geçen yüzyılın sonlarına kadar sahip olduğu siyasal rolü yitirdiğini “kanıtlamaya” çalışan burjuva, revizyonist ve reformist teorileri boşa çıkarmıştır.</p>



<p>Tüm kıtalarda hükümetlerin kemer sıkma politikalarına, yönetenlerin yolsuzluğuna, savaşa karşı ve barış için, Filistin halkıyla dayanışma içinde, ülkelerin egemenliğini ihlal eden çeşitli müdahale biçimlerine —Donald Trump’ın dayattığı gümrük tarifeleri yoluyla yapılanlar dâhil— karşı; ücret, sağlık, eğitim, konut, demokratik ve siyasal haklar gibi somut talepler için kitlesel protesto eylemleri yaşanmaktadır. ABD’de bile göçmenlere karşı uygulanan yabancı düşmanı politikalara ve İsrail’in Nazi-Siyonist devletiyle birlikte Gazze’deki ilhakçı askeri eylemlere karşı büyük protestolar vardır.</p>



<p>Bu mücadeleler sektör grevleri, ulusal genel grevler, sokak gösterileri ve halk ayaklanmaları biçimini alıyor; hem somut talepler ileri sürüyor hem de siyasal bayrakları yükseltiyor.</p>



<p>Filistin halkıyla dayanışma ve İsrail Siyonizminin işlediği soykırımın kınanması, özellikle gençler olmak üzere dünya çapında milyonlarca kadın ve erkeği harekete geçirmiştir.</p>



<p>İtalya’da işçilerin genel grev ve sokaklarda kitlesel gösterilerle verdiği yanıt tarihsel niteliktedir. Bu mücadelenin en önemli yönlerinden biri, liman işçilerinin İsrail’e giden ve İsrail’den gelen yükleri elleçlemeyi reddetmesiydi. Bu örnek diğer ülkelere de yayılmıştır.</p>



<p>İtalya’daki grev, siyasal, anti-emperyalist ve enternasyonalist mücadelenin bir ifadesi olmuştur.</p>



<p>Neredeyse tüm Avrupa’da bütçe kesintilerine, ekonominin militarizasyonuna, ücret talepleri için ve hayat pahalılığına karşı; ayrıca işçi haklarını savunmak ve çevrenin korunması gibi küresel nedenler için kitlesel protesto eylemleri gerçekleşmiştir.</p>



<p>Fransa, Almanya, Avusturya veya Türkiye’de olduğu gibi aşırı sağ partilere karşı kitle eylemleri de yapılmış; Brezilya’da ise Jair Bolsonaro’nun darbe girişimleri nedeniyle mahkûm edilmesi talep edilmiştir. Bu, ultra muhafazakâr, aşırı sağ ve faşist karakterli partilerin yükselişinin yarattığı tehlike karşısında halkta mevcut kaygıyı göstermektedir.</p>



<p>Gençliğin işçi ve halk mücadelesine katılımı, özellikle açık siyasal içerik taşıyan öğrenci mobilizasyonlarında dikkat çekici boyutlara ulaşmaktadır. Nepal, Fas, Endonezya, Peru, Myanmar, Arjantin, Panama, ABD, Tayland, Kenya, Mali, Güney Afrika, Madagaskar, Türkiye vb. ülkelerde yaşanan kitlesel eylem ve halk ayaklanmalarında gençliğin —özellikle öğrenci hareketinin— mücadeleci niteliği öne çıkmaktadır. Birçok ülkede gençlik, yolsuzlukla mücadele ederek ve demokratik hakları savunarak siyasal bayraklar yükseltmiştir. Nepal ve Peru’da sırasıyla Eylül ve Ekim’de hükümetlerin düşmesinde başat güç olmuştur. Ancak Nepal’de gençlik hareketinin sağ tarafından açık biçimde kullanıldığı da belirtilmelidir.</p>



<p>Birçok bölgede kırsal işçilerin ve yerli halkların mücadelesi de öne çıkmaktadır. Hindistan, Brezilya, İran, El Salvador, Peru, Sudan ve Kenya’da kendi özgül talepleri için kitlesel protesto eylemleri yaşanmıştır.</p>



<p>Latin Amerika’da yerli halklar, ulusal hakları için mücadelede; büyük maden ve petrol projelerine karşı suyu ve çevreyi savunmada önemli bir öncülük sürdürmektedir.</p>



<p>İşçiler, gençlik, kadınlar ve halklar, burjuvazinin ve hükümetlerinin uyguladığı politikalara ve egemen kapitalist-emperyalist sistemin doğasına içkin sonuçlara karşı mücadele etmektedir. Bu mücadelelerde sistemden duyulan hoşnutsuzluk ve reddiye ifade edilirken, aynı zamanda değişim arzusu da ortaya konulmaktadır.</p>



<p><strong>Emperyalizm ve uluslararası burjuvazinin güçlü ideolojik ve siyasal saldırısı, emekçi kitleleri etkilemektedir.</strong> Sonuç, özellikle pragmatizm, hazcılık, bireycilik, tüketimcilik vb. eğilimlere kazanılmış gençler arasında daha büyük ideolojik ve siyasal dağınıklıktır; bu da devrimci siyasal faaliyeti zorlaştırmaktadır.</p>



<p>Bu saldırı, çok çeşitli araç ve yöntemlerden yararlanılarak yürütülmektedir; egemen sınıfın ideolojik tahakkümünün bir parçasıdır.</p>



<p>İletişim teknolojilerinin (telematik, sosyal ağlar ve diğer sanal platformlar) gelişimi, burjuva değerlerin yayılmasını, burjuva ideolojik kavrayışların pekişmesini ve insanların kendi gerçekliklerinden yabancılaşmasını kolaylaştırmaktadır.</p>



<p>İnternetteki mesaj bolluğu, insanların artık daha iyi bilgilendiği yanılsamasını yaratmaktadır. Sahte haberler, çöp bilgi yaygındır; bunlar, “gizli gerçeklikleri ortaya çıkaran” yenilikçi ölçütler sunuyormuş gibi tüketilmektedir.</p>



<p>Neoliberal bilgi dünyası özgürlük dünyası olarak sunulur; oysa gerçekte bir egemenlik aracıdır.</p>



<p>Bunlar ne bu alanda ne de toplumun başka bir alanında teknolojik gelişmeyi mahkûm etmemize yol açmamalıdır. Bu ilerlemeleri ve araçları, devrimci fikirlerimizi, kavrayışlarımızı ve politikamızı yaymak için kullanmak ve değerlendirmekle yükümlüyüz. Bunlar, kendi ideolojik ve siyasal saldırımızı geliştirmek için araç olabilir ve olmalıdır.</p>



<p>Son yıllarda sağ ve aşırı sağ “kültür savaşı” denilen şeyden söz etmektedir; bu, toplumsal yaşamın çeşitli alanlarında gerici bir saldırıyı meşrulaştırmanın aracı olarak işlev görmektedir. Gelenek, aile ve ulusal kimliği savunmak adına bir mücadele verdiklerini iddia ederler; oysa gerçekte feminist, yerli, sendikal, LGBTI ve anti-ırkçı hareketlerin kazandığı demokratik ilerlemeleri geri çevirmeyi hedeflerler. Toplumu kutuplaştırmak ve muhafazakâr değerler etrafında disiplinli bir siyasal taban konsolide etmek için bu hareketleri dış tehdit ya da “iç düşman” olarak sunarlar.</p>



<p>Bu söylem yalnızca fikir üretimini kontrol etmeyi değil, aynı zamanda emekçi kitleleri gerçek ekonomik çatışmalardan —sömürü, güvencesizleşme ve servetin artan yoğunlaşması— uzaklaştırmayı da amaçlar. Kapitalist düzeni savunmaya, demokratik hakları aşındırmaya ve giderek daha gerici ve otoriter projeler için koşullar hazırlamaya dönük bir siyasal stratejidir.</p>



<p>Bilime yönelik kuşkuları da teşvik eder ve anti-bilimsel bakış açılarını yayarlar; bilimi “beyin yıkama/ideoloji” olarak sunar ve mutlak doğru, evrensel ya da nesnel bilginin olmadığını; her bilginin üretildiği kültürel, toplumsal, tarihsel ya da bireysel bağlama bağlı olduğunu ileri sürerler.</p>



<p>Sözde solcu bir söylem kullanarak kapitalist sisteme işlevsel görüş ve politikaları teşvik eden revizyonizm ve reformizm kaynaklı “teoriler” ve bakış açıları da burjuva ideolojik saldırının bir parçasıdır.</p>



<p>Azımsanmayacak sayıda işçi, genç ve kadın emekçi kesim, bu çizgilerin ağına düşmekte ve —yanlış biçimde— toplumun devrimci dönüşümünü hedefleyen hareketlere katıldıklarını sanmaktadır.</p>



<p>Partilerimiz, bunun aynı büyük burjuvazinin fraksiyonlarına karşı yürütülen ideolojik ve siyasal mücadelenin bir parçası olduğunu kavrayarak bu konumları teşhir etmelidir.</p>



<p><strong>Mevcut siyasal tablo, partilerimizin devrimci faaliyeti için daha elverişli koşullar sunmaktadır.</strong> İşçiler, köylüler, gençler ve emekçi sınıflardan kadınlar bugün kapitalizmin insanlığa ne sunduğunu açıkça görmelerine imkân veren bir gerçeklikle karşı karşıyadır.</p>



<p>Görünür ve inkâr edilemez bu gerçeklik, partilerimiz ve örgütlerimiz tarafından devrimin güçlerini inşa etmek ve kitlelerin devrimci bir hareketini oluşturmak üzere değerlendirilmelidir; bu, proletaryanın toplumsal devriminin zaferi için temel bir unsurdur.</p>



<p>Kitlelerin yeni ve büyük bölümlerinin, mücadelenin talep ve hakları elde etmenin, burjuvazi ve emperyalizmin planlarını durdurmanın yolu olduğunu anlaması ve mücadeleye katılması çok önemlidir. Ancak devrimci öncünün bu mücadelelerin içinde örgütleyici ve yönlendirici olarak bulunmaması halinde, mücadeleler sendikalizmin dayattığı sınırları ve kitle mücadelesini sınırlamak için burjuva ve reformist parti ve hareketlerin bilinçli olarak yönlendirdiği eylem çizgisini aşamayacaktır.</p>



<p>İşçi sınıfı, gençlik, emekçi sınıf ve tabakaların kadınları ve halklar, kurtuluşlarını elde etmek için yasal ve yasadışı tüm mücadele biçimlerine dayanmak zorunda olduklarını kavramalıdır. Proletaryanın partisi, bu mücadele biçimlerinin tümünü örgütlemekle yükümlüdür.</p>



<p>Partilerimiz hem bulundukları ülkelerde hem de uluslararası sahnede daha öncü bir rol üstlenmekle sorumludur. Bu rolü üstlenmek için Marksist-Leninist ilkelere dayalı doğru yönelim ve politikalar belirlemek zorunludur; ancak bu yetmez. Bu politikayı hayata geçirecek yeterli güce sahip olmak gerekir ve bu güç, politikamızın etkisiyle harekete geçen sömürülen ve ezilen işçi, köylü, gençlik ve emekçi sınıf ve tabakalardan oluşan kitlelerden gelir.</p>



<p>Partilerimiz sayısal olarak büyüdükçe yeni ve daha geniş kitle kesimlerine ulaşacağız. Yeni komünistlerin kazanılması, örgütlerimizin öncelikli görevlerinden biri haline gelmelidir.</p>



<p>İşçi sınıfını, gençliği ve emekçi kadınları devrim mücadelesine çekebilmek için; politikamızın, program tezlerimizin ve dünya ile toplumun karşı karşıya olduğu çeşitli sorunlara dair görüşlerimizin yoğun ve sistematik biçimde yayılmasını ilerletmek şarttır. Sürekli propaganda yapmayan ve eylemini tanıtmayan bir Marksist-Leninist parti düşünülemez. Bu bakımdan basılı gazete temel bir rol oynar; çünkü kitlelerle doğrudan temas kurmayı ve fiziksel olarak anında ilişki yaratmayı sağlar.</p>



<p>Dünya siyasal tablosu, emperyalizme ve uluslararası burjuvazinin politikalarına karşı mücadele etmek isteyen toplumsal ve siyasal güçlerle birlik çalışmasını derinleştirmeyi gerektirir. Bulunduğumuz yerlerde ve uluslararası nitelikte girişimler aracılığıyla somut eylem ve mücadelelerle ifade edilecek uluslararası bir anti-emperyalist ve anti-faşist cephe oluşturmak için çalışıyoruz.</p>



<p>Anti-emperyalist mücadele bugün özel bir önem kazanmaktadır; çünkü ABD emperyalizminin -halkların başlıca düşmanının- saldırganlığının arttığı bir döneme ve yeni bir dünya savaşı tehlikesine işaret eden emperyalistler arası çelişkilerin keskinleşmesine tanıklık ediyoruz.</p>



<p>Daha önce de söyledik: Bir emperyalizme dayanarak başka bir emperyalizme karşı çıkılamaz. Gerçek bir anti-kapitalist ve anti-emperyalist tutum böyle ifade edilir.</p>



<p>Proletaryanın kapitalist-emperyalist sisteme karşı uluslararası mücadelesi her ülkedeki sınıf karşılaşmasında kendini gösterir; ancak uluslararası nitelikteki eylem ve mücadelelerle bağlantılı olmalıdır. İşçi sınıfı ve halklar, kurtuluşlarını kazanma mücadelesinde sınıf bağımsızlığı politikasını sürdürmelidir.</p>



<p><strong>XXX. Genel Kurul Oturumu</strong><br><strong>Uluslararası Marksist-Leninist Parti ve Örgütler Konferansı (CIPOML)</strong><br><strong>Kasım 2025</strong></p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<h3 class="wp-block-heading">Başvurulan kaynaklar:</h3>



<ul class="wp-block-list">
<li>ABD Başkanı Donald Trump’ın tarifelerinin ekonomik etkileri (10 Nisan 2025)</li>
</ul>



<p><a href="https://budgetmodel.wharton.upenn.edu/issues/2025/4/10/economic-effects-of-president-trumps-tariffs?utm_source=chatgpt.com" rel="nofollow noopener" target="_blank">https://budgetmodel.wharton.upenn.edu/issues/2025/4/10/economic-effects-of-president-trumps-tariffs?utm_source=chatgpt.com</a></p>



<ul class="wp-block-list">
<li>“Yapay zekâ malları ve önden yükleme 2025’te dünya ticaretini artırıyor; ancak 2026 için görünüm kasvetli” (DTÖ) <a href="https://www.wto.org/english/news_e/news25_e/stat_07oct25_e.htm?utm_source=chatgpt.com" rel="nofollow noopener" target="_blank">https://www.wto.org/english/news_e/news25_e/stat_07oct25_e.htm?utm_source=chatgpt.com</a></li>
</ul>



<ul class="wp-block-list">
<li>“Hegemonya ve emperyalist hegemonyanın mücadelesi”, Alejandro Ríos (Ağustos 2025)</li>



<li>Dünya Ekonomik Görünüm (IMF) raporları</li>
</ul>



<p><a href="https://www.imf.org/es/Publications/WEO/Issues/2025/07/29/world-economic-outlook-update-july-2025#:~:text=Se%20proyectan%20tasas%20de%20crecimiento,Perspectivas%20de%20la%20econom%C3%ADa%20mundial." rel="nofollow noopener" target="_blank">https://www.imf.org/es/Publications/WEO/Issues/2025/07/29/world-economic-outlook-update-july-2025#:~:text=Se%20proyectan%20tasas%20de%20crecimiento,Perspectivas%20de%20la%20econom%C3%ADa%20mundial.</a></p>



<p> • Dünya İstihdam ve Sosyal Görünüm Trendleri 2025 (ILO)</p>



<p><a href="https://www.ilo.org/sites/default/files/2025-01/WESO25_Trends_Report_EN.pdf?utm_source=chatgpt.com" rel="nofollow noopener" target="_blank">https://www.ilo.org/sites/default/files/2025-01/WESO25_Trends_Report_EN.pdf?utm_source=chatgpt.com</a></p>



<p></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Filistin Hakkında Karar</title>
		<link>https://www.cipoml.net/tr/filistin-hakkinda-karar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Dec 2025 14:03:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[2025 - Ekvador]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.cipoml.net/tr/?p=1182</guid>

					<description><![CDATA[Mısır&#8217;da yakın zamanda düzenlenen zirvede, Filistin halkına karşı yürütülen saldırı savaşında ateşkes ilan edildi. Ancak İsrail, çeşitli bahanelerle yeni saldırılar ve katliamlar gerçekleştirerek bu ateşkesi ihlal etmekten çekinmedi.&#160; Bu çözüm, direnişi ortadan kaldırmayı amaçlayan Trump&#8217;ın “Yeni Ortadoğu” planının bir parçası olsa da, soykırım savaşına karşı iki yıl süren direnişin de bir sonucudur.&#160; Bu durum, Filistin [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p></p>



<p>Mısır&#8217;da yakın zamanda düzenlenen zirvede, Filistin halkına karşı yürütülen saldırı savaşında ateşkes ilan edildi. Ancak İsrail, çeşitli bahanelerle yeni saldırılar ve katliamlar gerçekleştirerek bu ateşkesi ihlal etmekten çekinmedi.&nbsp;</p>



<p>Bu çözüm, direnişi ortadan kaldırmayı amaçlayan Trump&#8217;ın “Yeni Ortadoğu” planının bir parçası olsa da, soykırım savaşına karşı iki yıl süren direnişin de bir sonucudur.&nbsp;</p>



<p>Bu durum, Filistin davasını uluslararası gündemin merkezine yerleştirmiş, dünya çapında özgürlüğe düşkün halkları harekete geçirmiş ve çok sayıda ülkeyi bu davaya destek vermeye sevk etmiştir.</p>



<p>Siyonist saldırganlık, başta ABD olmak üzere büyük emperyalist güçlerin gerçek yüzünü ortaya çıkarmış ve birçok Arap ve İslam rejiminin acizliği ve suç ortaklığını gözler önüne sermiştir.</p>



<p><strong>1.</strong> Uluslararası Marksist-Leninist Parti ve Örgütler Konferansı&#8217;na üye partiler, topraklarına sıkı sıkıya bağlı ve tüm bileşenleriyle cesur bir ulusal direniş yürüten sarsılmaz Filistin halkına ve Yemen, Lübnan ve Irak&#8217;taki tüm destek cephelerine gurur, minnettarlık ve hayranlıkla selamlarını iletir.</p>



<p><strong>2.</strong> Direnişin meşru bir hak ve işgal ve Gazze&#8217;nin tam kuşatılmasına, yerleşimlerin yayılmasına, Batı Şeria, Kudüs ve işgal altındaki topraklarda ilhak ve saldırganlığa karşı doğal bir tepki olduğunu belirtir. Bu, Filistin halkının kurtuluş, mültecilerin geri dönüşü ve kendi topraklarında bağımsız ulusal devletinin kurulması için verdiği mücadelenin haklılığını ve meşruiyetini teyit etmektedir.</p>



<p><strong>3.</strong> Siyonist işgal ve saldırganlığa karşı silahlanmaya devam eden Filistin ve Lübnan direnişinin tutumunu selamlamaktadır.</p>



<p><strong>4.</strong> Filistin&#8217;e, davasına, halkına ve direnişine olağanüstü destek veren dünyanın dört bir yanındaki kadın ve erkekleri selamlar ve onları, faşist, ırkçı ve insanlık dışı olarak gördüğümüz işgalciyi boykot etme ve izole etme çabalarını sürdürmeye çağırır.</p>



<p><strong>5.</strong> Tüm dünyadaki yurtsever ve ilerici kitleleri ve güçleri, emperyalist-Siyonist egemenliği pekiştirmek için bölgeyi yeniden şekillendirmeyi ve daha da parçalamayı amaçlayan bu proje karşısında, bu kritik tarihsel anda sorumluluklarını üstlenmeye çağırır.&nbsp;</p>



<p><strong>6.</strong> Birçok emperyalist ülkede, Siyonist devlete gönderilen silahların yüklemesini boykot eden dünya işçi sınıfına özel bir saygılarını iletir.</p>



<p><strong>7.</strong> 29 Kasım Filistin Halkıyla Dayanışma Günü vesilesiyle, dünya halklarını barış için mücadele etmeye, savaşa karşı çıkmaya ve halkların kendi kaderini tayin hakkını savunmaya çağırır.</p>



<p><strong>Uluslararası Marksist-Leninist Parti ve Örgütler Konferansı</strong></p>



<p><strong>(CIPOML)</strong></p>



<p><strong>30. Genel Kurulu</strong></p>



<p><strong>Kasım 2025</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ABD&#8217;nin Venezuela&#8217;ya yönelik saldırısını ve Karayipler&#8217;de savaş kışkırtıcısı düşmanlığını kınıyoruz</title>
		<link>https://www.cipoml.net/tr/abdnin-venezuelaya-yonelik-saldirisini-ve-karayiplerde-savas-kiskirticisi-dusmanligini-kiniyoruz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Dec 2025 12:50:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[2025 - Ekvador]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.cipoml.net/tr/?p=1179</guid>

					<description><![CDATA[ABD emperyalist ordusunun Karayipler&#8217;de yaptığı ve doğrudan Venezuela&#8217;yı hedef alan son saldırı, tüm bölgeyi etkileyen bir savaş ve istikrarsızlık ortamı yaratmaktadır. Şu an ciddi tehdit oluşturan, ABD emperyalizmi, Birleşik Krallık ve Avrupa Birliği&#8217;nin abluka ve ekonomik yaptırımlar yoluyla sürdürdüğü müdahaleci politikalardır ve bunlar aynı derecede kınanması gereken uygulamalardır. CIPOML Genel Kurulu, ABD&#8217;nin savaş kışkırtıcı politikasını [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p></p>



<p>ABD emperyalist ordusunun Karayipler&#8217;de yaptığı ve doğrudan Venezuela&#8217;yı hedef alan son saldırı, tüm bölgeyi etkileyen bir savaş ve istikrarsızlık ortamı yaratmaktadır. Şu an ciddi tehdit oluşturan, ABD emperyalizmi, Birleşik Krallık ve Avrupa Birliği&#8217;nin abluka ve ekonomik yaptırımlar yoluyla sürdürdüğü müdahaleci politikalardır ve bunlar aynı derecede kınanması gereken uygulamalardır.</p>



<p>CIPOML Genel Kurulu, ABD&#8217;nin savaş kışkırtıcı politikasını ve bölgedeki halkların ve ülkelerin, özellikle de Venezuela&#8217;nın zenginlikleri ve kaynakları üzerinde kontrol ve yağma hedeflerini kınar.</p>



<p>Dünya halkları ve demokratik güçleri için, ABD hükümetinin öne sürdüğü sözde uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadelenin bölgede hakimiyetini sürdürmek, kaynakların sömürülmesi ve yağmalanmasını garanti altına almak ve ülkelere boyun eğdirmek için sadece bir bahane ve mazeret olduğu giderek daha açık hale gelmektedir. Uyuşturucu kaçakçılığı suçuna karşı gerçekten ciddi bir mücadele, ana pazarı olan ABD&#8217;yi ve çeşitli ülkelerdeki gerici hükümetler, emperyalistler ve burjuvazi tarafından desteklenen finansal sistemin her yıl milyarlarca doları akladığı büyük kirli kazançları hedef almalıdır.</p>



<p>ABD&#8217;nin ülkeleri ve halkları vurmak ve yağmalamak için yaydığı demagojik yalanlar politikası yeni değildir. 2003 yılında, Irak hükümetinin insanlığı tehdit eden kimyasal ve biyolojik kitle imha silahlarına sahip olduğuna dünyaya ikna etmek için başlattığı kampanyayı hatırlamak yerinde olacaktır. Bu bahaneyle ülkeyi işgal ettiler, binlerce kişinin ölümüne neden oldular ve sonunda bu silahların hiç var olmadığını itiraf ettiler.</p>



<p>Venezüella halkına yönelik askeri saldırı tehditleri, İkinci Dünya Savaşı&#8217;ndan sonra burjuvazi tarafından dayatılan dünya düzeninin ciddi bir kriz yaşadığı bir bağlamda ortaya çıkmaktadır. Bu bağlamda, emperyalist güçler arasındaki çekişmeler ve rekabet artmakta ve bu durum Karayipler&#8217;e de yansımaktadır.</p>



<p>Venezuela&#8217;ya yönelik bir saldırının, özellikle ABD&#8217;nin Kolombiya hükümetine karşı düşmanlığı, BM&#8217;nin gözetiminde Haiti&#8217;yi işgal etme tehdidi ve yeni askeri üslerin yaygınlaşması göz önüne alındığında, bölgede daha büyük bir tırmanışın başlangıcı olabileceğini uyarıyoruz. ABD ordusunun savaş suçlarını, uluslararası hukuku ve egemenliği ihlal etmesini kınıyoruz.</p>



<p>Proleter enternasyonalizmin bayrağını yükselterek, dünya işçilerini ve halklarını, ABD&#8217;nin Karayipler&#8217;deki askeri saldırganlığını ve Venezuela&#8217;ya yönelik her türlü işgal girişimini militan bir şekilde reddetmeye ve geri püskürtmeye çağırıyoruz.</p>



<p>CIPOML olarak, Venezuela işçileri ve halkıyla dayanışmamızı teyit ediyor, onların vazgeçilmez kendi kaderini tayin hakkını savunuyor ve Karayip halklarıyla birlikte mücadele eden kardeş Marksist-Leninist partileri destekliyoruz.</p>



<p><strong>Uluslararası Marksist-Leninist Parti ve Örgütler Konferansı (CIPOML)</strong></p>



<p><strong>30. Genel Kurulu</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Batı Sahra hakkında karar</title>
		<link>https://www.cipoml.net/tr/bati-sahra-hakkinda-karar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Dec 2025 11:07:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[2025 - Ekvador]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.cipoml.net/tr/?p=1176</guid>

					<description><![CDATA[1975 yılından bu yana Sahra halkı Fas işgali altında yaşıyor. Fas rejimi, 1991 yılına kadar Polisario Cephesi (Saguia el-Hamra ve Altın Vadi Halk Kurtuluş Cephesi) tarafından yürütülen silahlı mücadele dahil olmak üzere her türlü direniş biçimini organize eden Sahra halkının baskı altında tutulmasında İspanyol monarşisinin yerini aldı. Ardından, Birleşmiş Milletler kararlarına uygun olarak Sahra halkının [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>1975 yılından bu yana Sahra halkı Fas işgali altında yaşıyor. Fas rejimi, 1991 yılına kadar Polisario Cephesi (Saguia el-Hamra ve Altın Vadi Halk Kurtuluş Cephesi) tarafından yürütülen silahlı mücadele dahil olmak üzere her türlü direniş biçimini organize eden Sahra halkının baskı altında tutulmasında İspanyol monarşisinin yerini aldı. Ardından, Birleşmiş Milletler kararlarına uygun olarak Sahra halkının kendi kaderini tayin referandumu düzenlenmesi amacıyla ateşkes ilan edildi.</p>



<p>Fas rejimi bu ateşkesi ihlal etmeye devam ediyor ve Sahra halkı 2020’de artık ateşkese uymak zorunda olmadığını açıkladı. Bu ihlal, Fas rejiminin referandumun düzenlenmesini engelleme ısrarından ve Sahra halkına Fas egemenliği kapsamında bir özerklik tanınmasına dayalı farklı bir yaklaşımı desteklemesinden kaynaklanmaktadır. Bu yaklaşım, Sahra halkı tarafından reddedilmektedir. Fas rejimi, ABD ve AB emperyalizmine olan organik boyun eğmesi ve Siyonist işgalciyle yaygın normalleşmesi de dahil olmak üzere tüm kaynaklarını seferber ederek, kaynak bakımından zengin ve hayati stratejik öneme sahip Kuzey Afrika, Sahel ve Sahra altı Afrika bölgelerinin yeniden şekillendirilmesinin bir parçası olarak kendi yaklaşımını dayatmaya çalışmaktadır. Bu yeniden şekillendirme, emperyalist amaçlara hizmet etmekte ve bu ülkelerin bağımlılığını ve halklarının sefaletini devam ettirmektedir.</p>



<p>Uluslararası Marksist-Leninist Parti ve Örgütler Konferansı;</p>



<p>&#8211; Sahravi halkının mücadelesine ve kendi kaderini tayin etme, topraklarını tamamen kurtarma ve ulus devletini kurması dahil olmak üzere haklı ve meşru özlemlerine ilkesel desteğini teyit eder.</p>



<p>&#8211; Fas&#8217;ın Sahra halkına ve aktivistlerine karşı, zorla yerinden etme, haklarını ihlal etme veya çeşitli baskı biçimleri yoluyla gerçekleştirdiği sistematik ihlal ve saldırıları kınar.</p>



<p>&#8211; Fas rejiminin utanç verici tutumlarını, özellikle Filistin davası ve bölgesel rolüyle ilgili tutumlarını ödüllendirmek amacıyla, bölgeyi ve halklarını daha fazla boyunduruk altına almasına yönelik yapılan emperyalist müdahaleleri ve BM kararlarının manipülasyonunu kınar.</p>



<p>&#8211; İşgali sona erdirmek ve Sahra halkının kendi kaderini özgürce belirleyebilmesini sağlamak için dünyanın tüm ilerici güçlerini Sahra halkını desteklemeye çağırır.</p>



<p><strong>ULUSLARARASI MARKSİST-LENİNİST PARTİ VE ÖRGÜTLER KONFERANSI</strong></p>



<p><strong>(CIPOML)</strong></p>



<p><strong>XXX. GENEL OTURUMU</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sudan&#8217;dan ellerinizi çekin</title>
		<link>https://www.cipoml.net/tr/sudandan-ellerinizi-cekin/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 21 Dec 2025 11:03:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[2025 - Ekvador]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.cipoml.net/tr/?p=1174</guid>

					<description><![CDATA[Sudan halkı, özellikle iki gerici güç olan Burhan liderliğindeki devrik rejimin ordusu ve Hemedti liderliğindeki Cancavid milisleri tarafından düzenlenen darbe sonrasında, kendi aleyhine yürütülen gerici savaşın tırmanışına maruz kalmaktadır. Zaten yoksul olan halk, bunun bedelini ağır ödüyor ve zorla yerinden edilme, açlık, tecavüz ve cinayet gibi sistematik zulümlere maruz kalıyor. En son örnekler arasında, ordunun [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p></p>



<p>Sudan halkı, özellikle iki gerici güç olan Burhan liderliğindeki devrik rejimin ordusu ve Hemedti liderliğindeki Cancavid milisleri tarafından düzenlenen darbe sonrasında, kendi aleyhine yürütülen gerici savaşın tırmanışına maruz kalmaktadır. Zaten yoksul olan halk, bunun bedelini ağır ödüyor ve zorla yerinden edilme, açlık, tecavüz ve cinayet gibi sistematik zulümlere maruz kalıyor. En son örnekler arasında, ordunun utanç verici ve korkakça geri çekilmesinin ardından Hızlı Destek Güçleri tarafından El Fasher, Bara ve Darfur&#8217;un diğer bölgelerinde işlenen korkunç katliamlar yer alıyor. Bu çekilme, savunmasız sivilleri, Gazze&#8217;de ve Siyonist Nazilerin işgal ettiği topraklarda meydana gelen ve halen devam edenlere benzer korkunç ihlallere maruz bırakmıştır.</p>



<p>Sudan halkının maruz kaldığı şey, onlarca yıldır ülkeyi yöneten ve sonra da halkına karşı dönen gericilere karşı ayaklanması ve özgürlük mücadelesinin cezasıdır. Ordu ve Hızlı Destek Güçleri tarafından temsil edilen gerici güçler, Sudan&#8217;ın parçalanması ve kaynaklarıyla zenginliklerine el konulması için çalışan bölgesel ve uluslararası güçler tarafından desteklenen, asalak ve rantçı sınıfların temsilcileridir. Her zaman olduğu gibi, müdahale eden, finanse eden ve silahlandıran suçlu güçler, tüm bölgeyi ateşe vermek için çalışanlarla aynıdır. Siyonist devletten, Birleşik Arap Emirlikleri&#8217;nin kukla ve hain rejimlerinden ve Amerikan emperyalizminden söz ediyoruz.</p>



<p>Uluslararası Marksist-Leninist Parti ve Örgütler Konferansı (CIPOML), Sudan ve bölgedeki durumun gelişimini takip ederken,</p>



<p>&#8211; Sudan halkına karşı yürütülen gerici savaşı kınar ve düşmanlıkların derhal sona erdirilmesini ve etkilenen bölgelerdeki halklara acil insani yardım sağlanmasını talep eden seslere katılır.</p>



<p>&#8211; Son suçlardan tamamen Birleşik Arap Emirlikleri ve yerel, bölgesel ve emperyalist yağmacı haydut çeteleri tarafından desteklenen Hızlı Destek Güçleri&#8217;ni sorumlu tutar.</p>



<p>&#8211; Sudan halkı ve devrimci ve ilerici güçlerinin, tek kaygısı milyonlarca masum insanın ölümüne, açlığa ve yerinden edilmesine mal olsa da iktidarda kalmak olan yurtsever olmayan rejimin iki kolunu devirmek için verdikleri haklı mücadelede tam dayanışma içinde olduğunu yineler.</p>



<p>&#8211; Dünyanın tüm özgür erkek ve kadınlarını, unutulmuş Sudan&#8217;ı desteklemeye çağırır. Sudan&#8217;ın zalimleri, dünya kamuoyunun Gazze/Filistin&#8217;deki olaylara olan ilgisini, Sudan&#8217;a karşı en iğrenç suçları, soykırım benzeri suçları işlemek için kullanmaktadır.</p>



<p>Sudan halkıyla tam dayanışmamızı ifade ediyoruz.</p>



<p><strong>ULUSLARARASI MARKSİST-LENİNİST PARTİ VE ÖRGÜTLER KONFERANSI (CIPOML)</strong></p>



<p><strong>XXX. GENEL OTURUMU</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye işçi sınıfı ile dayanışma!</title>
		<link>https://www.cipoml.net/tr/turkiye-isci-sinifi-ile-dayanisma/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 21 Mar 2025 11:31:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[2025 - Avrupa Konferansı]]></category>
		<category><![CDATA[Açıklamalar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.cipoml.net/tr/?p=1129</guid>

					<description><![CDATA[Kahrolsun Erdoğan&#8217;ın faşist hükümeti! 18 Şubat&#8217;ta Türkiye&#8217;deki demokratik ve emek hareketini bir tutuklama dalgası vurdu. Aralarında Emek Partisi (EMEP) üyelerinin yanı sıra partinin İstanbul İl Başkanı Sema Barbaros, Halkların Demokratik Kongresi (HDK) gibi muhalefet partilerinin üyeleri ve çok sayıda gazetecinin de bulunduğu 52 kişi tutuklandı. Gözaltına alınanlar arasında aktif bir işçi hakları ve sınıf sendikacılığı [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Kahrolsun Erdoğan&#8217;ın faşist hükümeti!</strong></p>



<p>18 Şubat&#8217;ta Türkiye&#8217;deki demokratik ve emek hareketini bir tutuklama dalgası vurdu. Aralarında Emek Partisi (EMEP) üyelerinin yanı sıra partinin İstanbul İl Başkanı Sema Barbaros, Halkların Demokratik Kongresi (HDK) gibi muhalefet partilerinin üyeleri ve çok sayıda gazetecinin de bulunduğu 52 kişi tutuklandı. Gözaltına alınanlar arasında aktif bir işçi hakları ve sınıf sendikacılığı mücadelecisi olan BİRTEK-SEN Başkanı Mehmet Türkmen de vardı. Türkmen&#8217;in tutuklanmasına ve işçi örgütlerine yönelik baskılara karşı protestolar derhal ülke geneline yayıldı.</p>



<p>Türkiye&#8217;deki kardeş partimiz EMEP tarafından da belirtildiği üzere, bu tutuklamalar Erdoğan hükümetinin giderek daha baskıcı ve gerici bir rejim inşa etmeye çalıştığı manevraların bir parçasıdır: Belediye başkanlarının mahkeme kararıyla görevden alınması ve grevlerin defalarca yasaklanması gibi, siyasetçilerin, sendikacıların ve gazetecilerin tutuklanması da demokratik güçleri sindirmeyi ve Türkiye işçi sınıfının sömürüye karşı mücadelesini bastırmayı amaçlamaktadır.</p>



<p>Türkiye&#8217;nin işçileri, Erdoğan&#8217;ın &#8216;yeni Osmanlı&#8217; özlemleriyle övündüğü &#8216;yeni Türkiye&#8217;nin üzerine inşa edildiği emek ve sosyal haklarının erozyonuna yıllarca maruz kaldılar: günde 10-12 saatlik çalışma günleri, daha esnek işten çıkarma, işbirlikçi sendikacılık ve sendikal hakların ihlali, polis ve yargı baskısı, emeklilik maaşlarının erozyonu vb. Şimdi, işçi sınıfının aşırı sömürülmesi pahasına birkaç yıl boyunca inanılmaz karlar elde ettikten ve devletin hoşgörüsünden ve milyon dolarlık muafiyetlerinden yararlandıktan sonra, Türk şirketleri, yabancı sermaye ve hükümet krizin sonuçlarını işçilerin sırtına yüklemeye niyetli.</p>



<p>İşçiler aylardır patronların ve AKP hükümetinin birleşik saldırılarına karşı mücadele ediyor. Şubat ayında BİRTEK-SEN, Başpınar&#8217;daki (Antep) tekstil fabrikalarında ücret artışı talebiyle binlerce işçinin katıldığı bir grev dalgasına öncülük etti. Eylemler diğer sektörlere de yayıldı ve birçok şirkette kazanımlar elde edildi. Yetkililer, işçilerin direnişini ve mücadelelerinin birliğini kırmak amacıyla derhal polis baskısıyla karşılık verdi ve tutuklamaları, hükümetin otoriterliğine karşı işçilerle ortak bir cephe oluşturabilecek siyasi ve entelektüel kesimleri de kapsayacak şekilde genişletti.</p>



<p>Baskılara rağmen, proletaryanın geniş kesimleri yasaklara meydan okuyarak Antep ilinde greve devam etti. Buna ek olarak, sendikal örgütlenme ve toplu pazarlık hakkı için &#8216;Engelsiz sendika! Yasaksız grev! İş güvencesi!” sloganı altında, işverenlerin engellemeleri, tehditleri ve suiistimallerine karşı mücadele ettiler.</p>



<p>Bizler, CIPOML üyesi Avrupa partileri olarak, EMEP&#8217;in tüm işçilere ve ülke halklarına yaptığı demokrasi, barış, iş ve ekmek için örgütlenme ve mücadeleyi yükseltme çağrısına katılıyoruz. Türkiye işçi sınıfı, tüm ülkelerde olduğu gibi, kolektif hakların savunulmasında eylem birliği için mücadele etmeli ve yabancı tekelleri ve onların &#8216;milli&#8217; işbirlikçilerini alaşağı etmek için siyasi mücadeleye katılmalıdır. Tarihin defalarca gösterdiği gibi, proletarya barış mücadelesinde ve kapitalizm ile burjuva devletinin devrimci yollarla aşılmasında merkezi bir role sahip olmaya devam etmektedir.</p>



<p>Genel olarak işçi sınıfını, özel olarak da Avrupa&#8217;daki demokratik ve ilerici örgütleri, Türkiye&#8217;deki sınıf kardeşlerimizle aktif dayanışma göstermeye ve sermayenin saldırılarına, devletlerin artan otoriterliğine ve savaş tehdidine karşı birlik ve mücadele örneklerini takip etmeye çağırıyoruz.</p>



<p><strong>Yaşasın Türkiye işçi sınıfının mücadelesi!</strong></p>



<p><strong>Patronların suistimallerine karşı birleşik eylem!</strong></p>



<p><strong>Demokrasi, barış, iş ve ekmek!</strong></p>



<p><strong>________________________________________</strong></p>



<p><strong>CIPOML Avrupa partileri ve örgütleri</strong></p>



<p></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sadece işçi sınıfı ve halkların kapitalizme ve tüm emperyalizme karşı birliği ve mücadelesi gerekli devrimci değişimi yaratır</title>
		<link>https://www.cipoml.net/tr/sadece-isci-sinifi-ve-halklarin-kapitalizme-ve-tum-emperyalizme-karsi-birligi-ve-mucadelesi-gerekli-devrimci-degisimi-yaratir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Dec 2024 05:58:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[2024 - Almanya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.cipoml.net/tr/?p=1117</guid>

					<description><![CDATA[1. Milyonlarca insan iş, ekmek, dayanışma, barış ve iklim değişikliğiyle ilgili taleplerle dünyanın dört bir yanında sokaklara dökülüyor. İşçiler, gençler, kadınlar, köylüler ve emekçiler, sermaye ve hükümetlerinin sınıf politikalarını protesto etmek için örgütlenme ihtiyacını giderek daha fazla hissediyor. Kapitalizmin metropollerinde büyük çaplı grev mücadeleleri, kitlesel gösteriler, öğrenci işgalleri ve eylemler gerçekleşmektedir. Latin Amerika&#8217;da işçiler, gençler [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>1.</strong> Milyonlarca insan iş, ekmek, dayanışma, barış ve iklim değişikliğiyle ilgili taleplerle dünyanın dört bir yanında sokaklara dökülüyor. İşçiler, gençler, kadınlar, köylüler ve emekçiler, sermaye ve hükümetlerinin sınıf politikalarını protesto etmek için örgütlenme ihtiyacını giderek daha fazla hissediyor. Kapitalizmin metropollerinde büyük çaplı grev mücadeleleri, kitlesel gösteriler, öğrenci işgalleri ve eylemler gerçekleşmektedir. Latin Amerika&#8217;da işçiler, gençler ve halkların emperyalist sömürüye ve IMF ve Dünya Bankası diktelerine, yerel oligarşilerin baskı ve uygulamalarına karşı hoşnutsuzluk ve öfkesi artmaktadır. AB parlamento seçimlerinin yaygın eylemleriyle halkların egemenleri desteklemediklerini gösterdiği Avrupa&#8217;da ve Avrupa Birliği&#8217;nde, işçi sınıfı ve emekçi halklar ücretlerin yükseltilmesi, çalışma koşullarının savunulması ve iyileştirilmesi, kamusal ve insana yakışır emeklilik, sağlık sistemleri, eğitim ve gericiliğe ve faşizme karşı mücadele için farklı derecede güçle mücadele ediyor. Afrika kıtasında işçiler, halklar ve uluslar, son derece karmaşık koşullar altında, değişen emperyalist güçlere ve onların yeni sömürgeci uşak rejimlerine karşı ulusal ve sosyal kurtuluş mücadelesi vermektedir.</p>



<p>İşçi sınıfı, kamu emekçileri, kadınlar ve gençler kendi güçleri, direniş örgütleme deneyimleri ölçüsünde mücadelenin zafere giden yol olduğu konusunda giderek artan bir farkındalık kazanmaktadır. Dünya çapında yepyeni bir nesil, emperyalizmin savaş ve katliam anlamına geldiğini öğreniyor. Kendi hükümetlerinin İsrail&#8217;in Filistin halkına yönelik soykırımına verdiği desteği ve katılımı görüyor ve en kitleselleri Avrupa ülkelerinde olmak üzere bunu protesto etmek ve Filistin halkının mücadelesiyle dayanışmak için seslerini yükseltiyorlar. İnsanlığın yakın geleceğini tehdit eden iklim değişikliği ve yaşadığımız ısı yükselmesi, kuraklık, devasa yangınlar gibi sonuçları uluslararası ölçeklidir ve halkları ayağa kaldırmakta olan küçümsenmez bir devrimci potansiyel kaynağıdır. Halklar arasında, medeninin kapitalist emperyalizmin kaynaklarıyla birlikte doğanın talanı olduğunu işaret eden iklim değişikliğinin sistem değişikliğiyle önlenebileceği içerikli sloganlar yayılmaktadır. Latin Amerika, ABD, Hindistan, Orta Doğu, Avrupa ve dünyanın diğer bölgelerindeki kitlesel seferberlikler gibi dayanışma eylemlerinin ölçeği ve gücü giderek artmaktadır.</p>



<p><strong>2.</strong> İşçi sınıfı, daha zorlu çalışma ve yaşam koşullarıyla, sermayenin daha sert saldırılarıyla karşılaşacağı, burjuvazinin gericiliği ve faşizmi serbest bıraktığı ve büyük bir emperyalist savaş tehlikesinin büyüdüğü yeni bir döneme giriyor. Buna karşı koymak için, en geniş sınıf birliği, işçi sınıfının hayati ve acil ihtiyaçları temelinde, işçi sınıfı içinde ve sendikalarda sınıf mücadelesi temelinde inşa edilmelidir. Bu birlik, işçi sınıfının giderek büyüyen sendikasız kesimini, kölece koşullarda çalışan ve sayıları giderek artan göçmen, sözleşmeli ve belgesiz işçileri ve işsiz kalan milyonları kapsamalıdır. Gerekli olan, kapitalizm altında modern köleliğin kökeninde yatan sistemi yıkmak için siyasi bir sınıf mücadelesine dönüşmesi gereken bir sınıf ittifakıdır. Sömürü ve baskıya karşı tüm ülkelerde devrimci işçi ve komünist hareketin uluslararası cephesini inşa etmeliyiz. İşçi hareketindeki bölünmelerin üstesinden gelmek için, reformist ve oportünist güçlerin ve onların işçi aristokrasisindeki sosyal tabanlarının etkisiyle mücadele etmek komünistlerin/Marksist-Leninistlerin görevidir. Marksist-Leninist parti ve örgütler sınıf birliğini güçlendirmenin somut yollarını göstermeli ve kapitalist ve emperyalist sisteme karşı sınıf mücadelesinde öncü bir rol oynamalıdır.</p>



<p>İşçi sınıfının önderliğinin gerçekleşmesinin önde gelen somut dayanaklarından biri, tek tek ülkelerde ve uluslararası ölçekte emperyalizme, burjuva gericiliğine, faşizme ve savaşa karşı anti-emperyalist demokratik halk cepheleri oluşturmak üzere sömürülen ve ezilen sınıf ve tabakaları geniş ittifaklar içinde birleştirme başarısıdır.</p>



<p><strong>3. </strong>Dünyanın dört bir yanındaki milyonlarca insan için kapitalizm altında yaşam günlük bir hayatta kalma mücadelesidir. Tekeller ve finans kapitalin kârları yeni rekorlara ulaşır ve milyarlık servetleri büyürken, sıradan insanlar pandeminin etkilerine, enflasyona, artan fiyatlara ve yaşam maliyetlerine karşı mücadele ediyor. Kapitalizmin giderek artan emek sömürüsü ve gezegenin kaynaklarını ve hammaddelerini yağmalaması, insanların varlığını ve geleceğini tehdit etmektedir. Emperyalist savaşlar, kapitalizmle birlikte iklim ve çevre felaketleri yaratmış ve bu yüzyıldaki en büyük küresel mülteci ve göçmen akınlarını yaratmıştır.</p>



<p><strong>4. </strong>Kapitalizmin ekonomik, çevresel, sosyal, enerji, sağlık ve siyasi sonuçları ve tekrarlayan sarsıntıları giderek daha fazla iç içe geçmektedir. Birbirlerini etkilemekte ve derinleştirmektedirler. &#8216;Demokratik&#8217; maskesini düşürdükçe burjuva devlet aygıtının gerici önlemleri artıyor. Aşırı sağcılığı ve faşizmi doğrudan devlet dairelerine taşıyor, revizyonizmin sınıf ihanetinin yeni varyantlarını besleyip teşvik ediyorlar. Kapitalist ve emperyalist devletlerin toplam ekonomilerini giderek askerileştirmelerinin halklar için anlamı, yoksulluğun derinleşmesi, otoriterleşme ve gericiliğin yoğunlaşması, faşizm ve savaş tehlikesinin büyümesidir. Mali oligarşi, ancak rakiplerinin ganimetlerini ele geçirerek ve emperyalist rekabeti arttırarak üstesinden gelebileceği yaklaşan bir krizle karşı karşıyadır.</p>



<p><strong>5. </strong>Uluslararası kapitalizmin 2020 krizinden sonra pandemi ile ağırlaşan eşitsiz ve kırılgan toparlanması, krize karşı alınan önlemlerin de bir sonucu olarak 2022’de kesintiye uğramıştır. Enflasyondaki artış hızı yavaşlayarak da olsa devam ederken, ekonominin, sanayi üretiminin ve ticaret hacminin büyüme hızı 2023 ve 2024 yıllarında dünya ölçeğinde ve küçük istisnalar dışında tek tek ülkelerde düşmektedir. Büyüme oranlarındaki genel düşüş eğilimi, başta Almanya ve Birleşik Krallık olmak üzere Avrupa ve bazı Afrika ülkelerinin ekonomilerini durgunluğa itmiş, hatta bazı ülkelerde iki çeyrek üst üste negatif büyüme yaşanmıştır. Çin sanayi iki çeyrekte sırasıyla %1,2 ve 0,3 oranında büyümeler gerçekleştirebilirken, “Avro Bölgesi” sanayi üretimi –sadece 2. çeyrekte %0,5 artan ithalatı bir yana– ticaret hacmiyle birlikte bu yılın üç çeyreğinde bir önceki çeyreklere göre sırasıyla %-0,9, -0,4 ve -0.4 oranlarıyla üst üste küçülmüş, sanayi üretimi Japonya’da bir öncekine göre ilk çeyrekte % -5,2 ile önemli bir düşüş yaşadıktan sonra 2. ve 3. çeyreklerde %2,1’lik ve +0.4’lük bir büyüme gerçekleştirmiş, ABD’de ise ilk çeyrekte % -0,4’lük düşmüş, 2. çeyrekte 0.6’lık küçük bir yüzdeyle büyüyebilmiş, üçüncüsünde yine -0.2 oranında küçülmüştür. Sanayi üretimi 2024’ün üç çeyreğinden ikisinde negatif büyüyüp ikincisinde %1’i bile bulmayan ABD, %1’in altında kalan ya da onu az geçebilen Çin ve 2024’ün üç çeyreğinde de negatif büyüyen Avro Bölgesi gibi en gelişmiş kapitalist ekonomilerinde gözlemlenen sorunlar nedeniyle dünyada bir durgunluk riski olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.</p>



<p>Oranları azalarak belirli bir büyümeyi sürdürebilen BRICS ülkeleri, ABD ve Çin ekonomilerinin yakın bir gelecekte uluslararası kapitalist ekonominin yeni bir toparlanmasının motoru olma olasılığı görünmüyor. Dünya ekonomisindeki belirsizlik ve dalgalanmalar geneldir ve IMF ve DB gibi uluslararası emperyalist finans kuruluşları örneğin ABD ve Çin ekonomilerinin büyüme hızlarındaki düşüşün önümüzdeki birkaç yıl içinde de süreceği görüşünde.</p>



<p>Kapitalist devletler tarafından izlenen korumacı, sıkı para ve &#8216;kemer sıkma&#8217; politikaları, kontrol altına alınmış gibi görünse de hala pandemi öncesinden daha yüksek olan başta enerji ve gıda maddeleri fiyatları ve enflasyon oranlarıyla birlikte, işsizliğin artmasına ve yatırımların azalmasına yol açarak gelecekteki bir ekonomik krizin unsurlarını biriktirmektedir.</p>



<p>Başta gıda maddeleri olmak üzere emtia ticareti, bağımlı ülkelerin ve halklarının aleyhine işliyor ve yükü emekçilerin sırtına yükleniyor. Gelirler ve servetler arasındaki asimetri derinleşiyor; tekeller kârlarını büyük miktarlarda arttırırken, gerçek ücretler ve yoksul ve en yoksul kesimlerin gelirleri düşüyor. Tüm bunlar, belirsizlikler artarken biriken krizin belirtileridir. Bunlar aynı zamanda emperyalistler arasındaki rekabetin sertleşmesi ve hatta Ukrayna’da savaşa dönüşmesiyle birlikte kapitalizmin genel krizini ağırlaştırmaktadır.</p>



<p><strong>6. </strong>Birçok Latin Amerika ülkesinde, Venezuela&#8217;da olduğu gibi, açıkça neoliberal hükümetlerin yerini sözde ilerici hükümetler almıştır. Bu durum işçiler, gençler ve halk arasında büyük beklentiler yarattı. Demagojik, popülist ve sol ifadeler içeren bir söylem kullanarak halkların değişim özleminden faydalandılar. Sosyal refah politikaları, halklardan aldıkları desteğin güçlenmesine ve tabanlarını genişletmelerine olanak sağladı; ancak bu sözde ilerici hükümetler, özünde burjuva siyasi akımlar olarak, kitleleri devrimci solun siyasal etkisinden uzak tutmak ve egemen kapitalist sisteme işlevsel bir toplumsal dayanak yaratmak için büyük sermayenin bir aletidir.</p>



<p><strong>Giderek saldırganlaşan ve şiddetlenen dünya emperyalizminin yol açtığı büyük emperyalist savaş tehlikesi büyüyor</strong></p>



<p><strong>7. </strong>Emperyalist güçler, toplumun ve doğanın zenginliklerinin paylaşımı ve kontrolü için birbirleriyle savaşıyor ve savaşın maliyetini emekçilerin omuzlarına yüklerken dünyayı yeni bir büyük ölçekli savaşa sürüklemekten çekinmiyorlar. Ölüm tüccarları, hızla büyüyen savaş endüstrisinden, silahlanmadan, şişen askeri bütçelerden ve yerel savaş ve çatışmalardan büyük kârlar elde ediyor. Emperyalistler arasındaki rekabet, yeni ekonomik yaptırımlar, tırmanan ticaret savaşları, askeri silahlanma ve birbirlerinin sınırlarına yakın kapsamlı askeri tatbikatlarla yoğunlaşıyor.</p>



<p><strong>8. </strong>Trump değişik görüşler ileri sürmüş olsa da,Ukrayna&#8217;da iki yıldır devam eden ve binlerce kurbanın verildiği ABD/NATO/AB ve Rusya arasındaki emperyalistler arası savaşın her iki tarafı da savaşı tartışmalı bir yönde daha da tırmandırmaya istekli görünüyor. Ukrayna&#8217;daki savaşın alevlerine zaten akıtmış oldukları tonlarca silah, askeri teçhizat ve personele ek olarak, Avrupa Birliği Parlamentosu, şimdi Ukrayna&#8217;nın bu askeri desteği savaşı Rusya topraklarına doğru genişletmek için kullanmasına izin veriyor. Ukrayna&#8217;nın NATO&#8217;ya kabulü artık gelecek için bir vaat değil, gerçek bir müzakeredir. NATO&#8217;nun İskandinavya&#8217;daki İsveç ve Finlandiya&#8217;yı da kapsayacak şekilde genişlemesiyle birlikte, NATO, Rusya ile tüm Avrupa sınırı boyunca uzanmakta ve Avrupa, ABD&#8217;nin istediği gibi faaliyet gösterebileceği ABD askeri üsleriyle dolmaktadır. Rusya ise, Ukrayna ve Rus işçi sınıfı ve halkı için büyük sonuçlar doğuracak savaş çabalarını istikrarlı bir şekilde tırmandırıyor. Kremlin hükümeti taktik nükleer silahlar kullanmaktan ve bölgesel ittifaklarını güçlendirmekten söz ederken, Asya&#8217;da ABD ile Çin arasında doğrudan bir savaş görmektense Avrupa&#8217;da ABD ile Rusya arasında bir savaş görmeyi tercih eden Çin&#8217;den bahsetmek bile gerekmiyor.</p>



<p>Avrupa Birliği&#8217;ndeki (AB) birçok hükümet lideri, işçi sınıfını ve Avrupa halklarını önümüzdeki 5 yıl içinde Rusya&#8217;ya karşı doğrudan bir savaşa açıkça hazırlamakta ve sınıf mücadelesini korku ve belirsizlikle felç etmeye çalışmaktadır. Emperyalist savaş ve savaş tamtamları bölge genelinde milliyetçi eğilimleri arttırmıştır.</p>



<p><strong>9. </strong>Ortadoğu&#8217;da Siyonist İsrail, Gazze, Batı Şeria ve Kudüs&#8217;te Filistinlilere yönelik aylarca süren soykırım ve etnik temizliğin ardından giderek daha da yalnızlaşmakta ve teşhir olmaktadır. Bu da hükümetini, savaşı komşu ülkelere ve bölgeye yayma tehlikesiyle daha da umutsuzca saldırgan davranmaya yöneltiyor.</p>



<p>İsrail&#8217;deki Siyonist ırkçı rejiminin ekonomik ve askeri garantörü olan ABD, ne kadar Filistinlinin hayatına mal olursa olsun, Ortadoğu&#8217;daki stratejik dayanağı olan İsrail&#8217;in ayakta kalması için mücadele ediyor. Aynı zamanda ABD emperyalizminin egemenliğine karşı artan bir direnç gösteren Rusya, başta İran olmak üzere bölgedeki ittifakları ve Suriye&#8217;deki varlığı aracılığıyla daha güçlü bir nüfuz için çalışıyor. Emperyalist güç Çin de bölgedeki nüfuzunu güçlendirme çabasında.</p>



<p>Amerikan emperyalizminin Ortadoğu’ya ilişkin amaçları şüphesiz yalnızca İsrail’i ve yayılmasını desteklemekle sınırlı değil. ABD İsrail’i, varlığını ve hedeflerini garanti edip desteklemenin yanı sıra onu, bölgedeki Amerikan karşıtı güçleri zayıflatıp yok etme içerikli kendi stratejik ve taktik hedeflerini gerçekleştirmenin bir aracı olarak da yönlendirerek kullanıyor. Amerikan emperyalizmi, İsrail’in yanı sıra Ortadoğu’nun bugüne kadar çözülmemiş tüm ulusal, dinsel ve mezhepsel sorunlarla başta bölgesel güç yarışı sürdürenler olmak üzere ülkeler arasındaki sorunları bölgeyi yeniden dizayn etme amacıyla kullanıyor. Savaşın Filistin ve Lübnan’ın ötelerine yayılma ihtimaliyle Ortadoğu bugüne kadar olanlardan daha farklı ve ileri boyutta gelişmelere gebedir.</p>



<p>Haziran ayındaki G7 zirvesi, İsrail&#8217;in terör devletini desteklemek ve Siyonist soykırıma karşı dünyanın birçok ülkesi ve halkının artan protestolarını bastırmak için ABD&#8217;nin ateşkes planını kabul etti ve Filistin direnişini bunu kabul etmemekle suçladı. Aylardır, ABD emperyalizmi ve ırkçı Siyonist İsrail devleti, İsrail&#8217;in tek taraflı savaşını desteklemeyen BM’nin ateşkes önerilerini bloke ederken, binlerce kişi öldürülmeye, yaralanmaya ve bir buçuk milyondan fazla kişi sürekli bombardıman altında yerinden edilmeye devam ediyor. İsrail, Gazze&#8217;de mahsur kalanlara insani yardım ulaştırılmasına izin verilmesi yönündeki BM taleplerine uymayı reddetmiş ve savaş suçlarını sürdürmüş, üstelik BM Barış Gücü’nün varlığını dikkate almayarak savaşı Lübnan’a yaymıştır. Bu eylemler BM gibi emperyalist uluslararası kurumların giderek daha fazla sorgulanmasına katkıda bulunmuştur. BM&#8217;nin zayıflaması, emperyalist güçler arasında artan çelişkilerin bir başka işaretidir. Dünya halkları kaderlerini hiçbir zaman bu tür uluslararası kurumların ellerine güvenle teslim edememiştir.</p>



<p><strong>10.</strong> Filistin halkı İsrail&#8217;e karşı direnmeye devam etmektedir ve tüm dünya halklarının desteğine sahiptir. İsrail Siyonizmi, direnişi sona erdirme ve Gazze bölgesini tamamen terk etmeye zorlama hedefine ulaşamamıştır. İsrail, Batılı güçlerin desteğiyle soykırımı sürdürmekte ve saldırılarını Lübnan&#8217;a kadar genişletmektedir.&nbsp; Filistin halkının topraklarının ve anavatanlarının özgürleştirilmesi, mültecilerin ve yerinden edilmiş kişilerin geri dönmesi ve başkenti Kudüs olan bağımsız, demokratik ve laik bir devletin kurulması için verdiği mücadele haklıdır.</p>



<p><strong>11.</strong> Emperyalist savaşa ve savaş tehdidine karşı mücadele güncel bir görevdir. Savaş ağalarının gerici milliyetçilik bayrağı altında işçileri birbirine düşürememesi için emperyalizme, onun savaşlarına ve gericiliğine karşı mücadelede işçi sınıfı ve halkların uluslararası dayanışmasının bayrağını yükseltiyoruz. Bu, neoliberal ekonomik politikaların sonuçlarına karşı sınıf mücadelesinin ve tüm ülkelerde sosyal ve ulusal kurtuluş için verilen sosyal ve demokratik mücadelenin ayrılmaz bir parçasıdır. Anti-emperyalist mücadelenin ve işçi sınıfı, kadınlar, gençler ve halklar arasında barış için bir hareket yaratmanın bir parçası olarak, dünya halklarının özlemi ve umudu olan barış bayrağını yükseltiyoruz.</p>



<ol class="wp-block-list"></ol>



<p><strong>Anti-emperyalist mücadele tüm emperyalizme karşı yöneltilmelidir</strong></p>



<p><strong>12.</strong> Emperyalizmin dengesiz gelişimiyle birlikte son yıllarda ülkeler arasındaki güç dengesi değişse de emperyalizm karakterini değiştirmemiştir. Bu durum özellikle ABD ve Çin arasındaki rekabette açıkça görülmektedir. ABD emperyalizmi tartışmasız askeri üstünlüğe sahiptir ve giderek daha saldırgan hale gelmektedir. Derin sınıf ve ırk çelişkileri, artan yoksulluk ve halk içindeki siyasi kutuplaşmasıyla ABD, artan bir direnç altında, siyasi ve ekonomik sorunlarını ihraç etmeye çalışıyor. Öte yandan ekonomik gelişmesini genişletmek için emperyalist Çin, artan sınıfsal çelişkilere rağmen, nüfuz alanlarını yaygınlaştırmaya çalışmakta ve emperyalist dünya düzeninde ekonomik ve askeri gücüne göre uluslararası kurumlarda yer tutmayı hedeflemektedir.</p>



<p><strong>13.</strong> Çin ve Rusya yeni ekonomik, siyasi ve askeri anlaşmalarla ortaklıkları ve ittifaklarını güçlendirmişlerdir. Mevcut aşamada birbirlerine ihtiyaçları vardır ve iki emperyalist gücün liderleri niyetlerini gizlememektedir. Çin liderinin de ifade ettiği gibi, “Yüz yıldır görmediğimiz değişimler yaşanıyor ve bunlara öncülük edenler de bizleriz”.</p>



<p>BRICS ülkelerinin (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika) bu yıl 4 ülkeye daha genişlemesi, “dünya halklarının ve uluslarının yararına emperyalist güçler arasında barış içinde bir arada yaşamaya ve adalete dayalı yeni bir uluslararası çok kutuplu dünya düzenine doğru bir süreç” olarak başlatılıyor. Ancak BRICS+ anti-emperyalist işlevi olan bir blok ya da örgüt değildir. Emperyalist güçleri ve az ya da çok gelişmiş kapitalist ülkeleri, bazıları emperyalist olmanın “eşiğindeki ülkeleri” içeren bir birliktir. Bu ülkelerin dünya sahnesine çıkması, mevcut emperyalist düzeni kırma girişimleri kaçınılmaz olarak yeni çatışmalar ve savaşlar yaratacaktır.</p>



<p>BRICS+&#8217;ya doğru genişleme, jeopolitik etkisinin arttığını gören Çin için yadsınamaz bir zaferdir. Çin, BRICS+ içindeki açık ara en büyük ekonomik güçtür ve Kuşak ve Yol projesinden Şangay merkezli Yeni Kalkınma Bankası&#8217;na kadar bu ülkeleri kesen pek çok girişimin arkasındadır.</p>



<p><strong>14.</strong> Rusya, değişik bölgelerde Çin sermayesinin &#8216;istilasına&#8217; ek olarak, silah, yönlendirme, eğitim vb. ve hatta hammadde ve gelecekteki çatışmalarda siyasi nüfuz karşılığında kendi paralı asker ordusuyla askeri güç sunduğu Afrika&#8217;da varlığını ve etkisini artırıyor. Rusya, başta Fransa olmak üzere &#8216;Batı&#8217; emperyalizminin acımasız sömürüsüne karşı bölge halklarının haklı öfkesinden yararlanıyor. Afrika&#8217;daki çok yönlü kriz ve yeni-sömürgeci sistem bağlamında, halklar için hiçbir temel değişiklik getirmeyen askeri darbeler yeniden canlandı. Her şeyden önce bu darbeler, kapitalizmin içinde bulunduğu ekonomik, siyasi, ideolojik, sosyal ve askeri kriz ortamında, burjuvazinin yeni-sömürgeci güçlerin faşistleşmesine doğru ilerlemeyi seçtiği gerçeğini yansıtmaktadır.</p>



<ol class="wp-block-list"></ol>



<p><strong>15. </strong>İşçi sınıfı ve halklar, bir diğerine karşı mücadelelerinde bir emperyalist güce bel bağlayamazlar- fakat tüm emperyalistlere karşı mücadeleyi güçlendirmelidirler. Halkların ulusal kurtuluş için güvenebilecekleri savaş yanlısı saldırgan emperyalist ülkeler ile “ilerici” emperyalist ülkeler olduğunu iddia eden sözde “çok kutupluluk” tezi yanlıştır. Sadece nefret edilen ABD emperyalizmine karşı mücadele etmek yeterli değildir, çünkü o zayıflatılsa, hatta yok edilse bile diğer emperyalistler halkları yağmalayıp baskı altında tutmayı sürdürecektir. Vurulacak darbe ve verilecek mücadele tüm emperyalist sisteme karşı olmalıdır. İşçi sınıfı ve halklara düşen görev, ulusal ve sosyal kurtuluş mücadelesinde tüm emperyalistleri karşısına alarak emperyalizme karşı geniş birlikler ve anti-emperyalist cepheler inşa etmektir. Tarihte pek çok kez tekrarlanmış olan kanlı bir ders, bir emperyalist güce karşı mücadelede, hangi ilerici ifadelerle süslenirse süslensin, diğerine güvenmemektir.</p>



<p><strong>16.</strong> Proleter ve ulusal ve sosyal devrimin çözülmesi gereken pratik sorunlar olduğu gelişmiş emperyalist ve bağımlı kapitalist ülkelerde nesnel koşullar devrim için giderek daha elverişli hale gelmektedir. Devrimci bir durumda yaşamıyoruz, ancak dünyanın birçok yerinde işçiler ve halklar burjuvazi ve hükümetlerine karşı mücadele ediyor, kapitalist sömürü ve tahakküm biçimlerine karşı savaşıyor, değişim arıyor. Partilerimizin en önünde yer alması gereken bu mücadele ve arayış yeni devrimci süreçlerin önünü açacak ve emperyalist “zincir” en zayıf “halkası” ya da “halkalarından” kırılacaktır.</p>



<p><strong>17. </strong>CIPOML üyesi komünist Marksist Leninist parti ve örgütlerin güncel görevi, çalışmaları ve komünist propaganda ve ajitasyon yoluyla, başta işçi sınıfı olmak üzere halk kitlelerini kapitalist-emperyalist sistemi yıkmanın, kapitalizmin sonuçlarından, sermayenin sömürüsünden, faşist şiddetten ve emperyalist savaşlardan kurtulmanın tek devrimci yolu olduğu konusunda giderek daha fazla bilinçlendirmektir.</p>



<p><strong>İşçilerin, halkların ve komünist Marksist Leninist hareketin güçlendirilmesi acil bir görevdir</strong></p>



<p><strong>18.</strong> Partisinin yönetiminde sadece işçi sınıfı, kapitalist tekellerin sömürü ve talanına, tekellerin boğucu diktalarına, “serbest ticaret anlaşmalarına”, AB ve Dünya Bankası&#8217;na karşı mücadele etmekten başka seçeneği olmayan emekçi sınıf ve tabakaları birleştirebilir. İşçi sınıfı ve partisi, müttefiklerini aşırı sömürü ve yağmaya dayalı tekellerin egemenliğinden ve sağ popülistlerin, gericiliğin, faşizmin ve dinin pençesinden kurtarmak için emperyalizme ve gerici burjuvaziye karşı ortak bir mücadele ve cephe örgütlemeli ve inşa etmelidir. İşçi sınıfı ve partisi, Güney veya Kuzey Amerika&#8217;da, Filistin&#8217;de, Asya&#8217;da, Avustralya&#8217;da ve Arktik bölgesinde emperyalizme karşı mücadelede birleşen tüm dünya halklarıyla ittifaklarını, mücadele ve eylem birliğini güçlendirmeli ve uluslararası işçi sınıfı ile ezilen bağımlı halkların dünya ölçeğindeki ittifakının güçlenmesi için çalışmalıdır. İşçi sınıfı, proleter devrimine önderlik etmek üzere ulusal ve uluslararası düzeyde somut koşullar temelinde kurulabilecek geniş bir anti-kapitalist ve anti-emperyalist cephe inşasının merkezinde yer alır. Anti-emperyalist, anti-faşist bir birleşik cephenin oluşturulması acil görevdir.</p>



<p><strong>19.</strong> Komünist Marksist-Leninist parti ve örgütler, büyüklükleri ne olursa olsun, işçi sınıfı, işyerleri ve sendikalar içindeki günlük sistematik çalışmalarıyla, işçi sınıfı ve emekçi halk içinde kök salmayı ve bağlarını güçlendirmeyi sürdürmeli, onların devrimci bilincini yükseltmeli ve bu yolla işçi sınıfını toplumda önde gelen bir siyasi aktör ve diğer emekçi sınıf ve katmanlar ile ezilen gruplar için siyasi bir referans haline getirmelidir. Kapitalizmin insanlığa verecek hiçbir şeyi kalmadığı ve nesnel koşulların köklü değişiklikleri dayattığı günümüz koşullarında öznel koşulların uygunlaştırılması, bunun için örgütsel çalışma temel önemdedir. Bugün pek çok yerde işçi sınıfı, devrimci bir sürecin ve devrimin gerçekleşmesine öncülük edecek güçlü bir Marksist-Leninist partiden yoksundur. Bilimsel sosyalizme dayanan, komünist güçleri, bilinçli işçileri ve devrimci aydınları bir araya getiren yeni ve güçlü Marksist-Leninist partiler inşa etmek, CIPOML&#8217;nin ihtiyaç duyduğu ve güçlendirmeye devam edeceği bir görevdir.</p>



<p><strong>20. </strong>Kapitalist toplumsal sistem ne kadar yeni inisiyatif geliştirirse geliştirsin, işçi sınıfının, halkın, barışın ve çevrenin büyük ve temel sorunlarını çözmekten acizdir, çünkü her zaman kâra, sömürüye ve insanlığı hor görmeye dayanacaktır.</p>



<p>Kapitalist emperyalizmin tüm çelişkilerinin keskinleştiği günümüzde işçi sınıfı ve emekçi halkların kurtuluşunun tek yolu burjuvazinin egemenliğine ve kapitalizme son verecek olan uluslararası proletarya devrimidir. Faşizme ve yeni bir büyük savaşa doğru yol alan, tekellerin aşırı sömürü, yağma ve zorbalığıyla karakterize kapitalist emperyalist uluslararası düzenin yerini yeni bir uluslararası düzen almalıdır. Bu, ancak sosyalist bir düzen olabilir. Emperyalizm ve kapitalizmle karşı karşıya olan uluslararası işçi sınıfı, değişim için; üretim araçlarının özel mülkiyet konusu olmayacağı, kendisinin egemen sınıf olarak örgütleneceği ve bilimsel sosyalizme dayalı yeni bir toplum ve yeni bir uluslararası düzen için mücadele etmektedir.</p>



<p>Çağrımız, dünya işçi sınıfına ve halklarınadır: Uluslararası burjuvazi ve emperyalizmin barbarlığı ve vahşetine karşı mücadeleye yeni bir güçle katılalım. Emperyalizmin karanlık gölgesinde ilerleme, adalet ya da barış olamaz. Sadece bizlerin; işçi sınıfı ve halkların kapitalizm ve emperyalizme karşı ortak bir cephede birleşip mücadele etmesi çalışma ve yaşam koşullarımızda, sömürü ve zorbalığa dayalı dünyanın gidişatında gerçek değişime yol açabilir.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uluslararası Marksist-Leninist Parti ve Örgütler Konferansı (CIPOML) XXIX Genel Oturumu Sonuç Bildirgesi</title>
		<link>https://www.cipoml.net/tr/uluslararasi-marksist-leninist-parti-ve-orgutler-konferansi-cipoml-xxix-genel-oturumu-sonuc-bildirgesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 19 Nov 2024 09:24:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[2024 - Almanya]]></category>
		<category><![CDATA[Açıklamalar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.cipoml.net/tr/?p=1114</guid>

					<description><![CDATA[Uluslararası Marksist-Leninist Parti ve Örgütler Konferansı (CIPOML) üyesi parti ve örgütlerin eylemlerini karakterize eden devrimci canlılıkla dolu XXIX. Konferans çalışmalarımız yoldaşlık atmosferi içinde, dünyadaki ekonomik, siyasi ve sosyal gelişmelerin karakteristik unsurlarının nesnel ve eleştirel analiziyle geliştirildi; ayrıca işçi sınıfı ve halkların devrim ve sosyalizm mücadelesini örgütleme ve zafere ulaştırma sorumluluklarımızı analiz ettik. Dünya, kapitalist sistemin [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Uluslararası Marksist-Leninist Parti ve Örgütler Konferansı (CIPOML) üyesi parti ve örgütlerin eylemlerini karakterize eden devrimci canlılıkla dolu XXIX. Konferans çalışmalarımız yoldaşlık atmosferi içinde, dünyadaki ekonomik, siyasi ve sosyal gelişmelerin karakteristik unsurlarının nesnel ve eleştirel analiziyle geliştirildi; ayrıca işçi sınıfı ve halkların devrim ve sosyalizm mücadelesini örgütleme ve zafere ulaştırma sorumluluklarımızı analiz ettik.</p>



<p>Dünya, kapitalist sistemin genel krizinin derinleşmesiyle karakterize olan karmaşık bir dönemden geçiyor. Emperyalistler arası çatışma, tekeller ve en gelişmiş kapitalist-emperyalist devletler arasındaki anlaşmazlıklar, farklılıkları çözmenin yolunun savaşta görüldüğü noktaya kadar gelişti. Ukrayna&#8217;da cereyan eden emperyalistler arası savaş şu anda tek savaş değildir; gezegenin farklı bölgelerinde elliden fazla yerel savaş sürüyor ve bunların hepsinde şu ya da bu emperyalist ülkenin, şu ya da bu kapitalist-emperyalist bloğun çıkarları söz konusudur. Tüm bu çatışmaların başlıca kurbanları işçiler ve halklardır.</p>



<p>Kapitalist devletler ve emperyalistler arasındaki savaşlar ve halklara yönelik saldırganlık kapitalizmin ürünüdür, dünya barışını kazanmak için bu sisteme son verilmelidir.</p>



<p>Emperyalizmin cani ve saldırgan doğası, Filistin halkının karşı karşıya kaldığı ve şimdi Lübnan halkına karşı genişletilen soykırımda açıkça ortaya çıkıyor. İsrail Siyonizmi, ABD emperyalizmi ve müttefikleri, binlerce çocuğun, gencin, kadının ve yaşlının hayatına mal olan bu suçlardan sorumludur. İşçiler, gençler ve dünya halkları soykırımı reddediyor, bunu dünyanın dört bir yanında gerçekleşen kitlesel seferberliklerle ifade ediyoruz. Barış bayrakları İsrail Siyonizmi ve destekçilerinin kınanmasıyla bir arada dalgalanıyor.</p>



<p>Kapitalist sömürünün yol açtığı olumsuz toplumsal sonuçlar işçiler, gençler, kadınlar ve halklar tarafından reddediliyor. Liberal, neo-liberal, sosyal demokrat ya da “ilerici” olsun burjuvazinin hükümetleri tarafından uygulanan uyum politikalarına karşı kitlesel seferberlikler, işçi grevleri, halk ayaklanmaları gerçekleşiyor. İş, daha iyi ücret, kamusal ve kaliteli eğitim ve sağlık, kamusal sosyal güvenlik, çevrenin savunulması ve diğer talepler için verilen mücadelenin ortasında, halklarda kapitalizmi reddetme duygusu ve değişim özlemi artıyor. Ancak kitlelerin bu hoşnutsuzluğu, bizzat onun varlığından sorumlu olan burjuvazi ve oligarşiler tarafından istismar ediliyor.</p>



<p>Dünyanın bazı bölgelerinde sağın ve aşırı sağın tehlikeli bir şekilde büyüdüğüne dikkat çekiyoruz. Faşist ve faşizm yanlısı güçler, görünüşte sistem karşıtı söylemlerle kitlelerin bilincini manipüle etme ve birçok ülkede hükümetleri ele geçirme yeteneği gösterdi, ancak gerçekte gerici, ırkçı, yabancı ve kadın düşmanı görüşlere sahipler. Faşizm bugün insanlığın tüm demokratik kazanımları için gerçek bir tehlike oluşturuyor. Geçtiğimiz yüzyılda da görüldüğü üzere, barbarlığa geri dönüştür.</p>



<p>İşçileri ve halkları bu tehlikeye karşı olduğu kadar, gerçekte burjuva hizipler ve emperyalist güçlerin ekonomik ve siyasi çıkarlarını temsil eden ama “ilerlemecilik” gibi görünüşte devrimci ve solcu siyasal tutumlara karşı da uyarıyoruz.</p>



<p>CIPOML&#8217;nin XXIX genel kurulu, partilerimizin bu dönemde gerçekleştirdiği gelişmenin bir kanıtıdır. Günlük çalışmalarımızda işçilere ve halklara olan devrimci bağlılığımızı gösterdik; ancak, tarihi siyasi sorumluluğumuzu yerine getirmek için daha iyi çalışmamız ve çok daha fazlasını yapmamız gerektiğinin tamamen farkındayız.</p>



<p>Konferansımız, CIPOML&#8217;nin kuruluşunun otuzuncu yıldönümü kutlama törenlerine denk düşecek şekilde toplandı ve kuruluşundan otuz yıl sonra, Marksizm-Leninizm ve proleter devrim bayraklarını aynı iyimserlik ve kararlılıkla yükseltmeye devam ediyoruz. İşçileri ve halkları kapitalist-emperyalist sömürüden yalnızca proletaryanın toplumsal devrimi kurtaracak.</p>



<p>Marksizm-Leninizm’le, devrim ve sosyalizm için!</p>



<p><strong>Uluslararası Marksist-Leninist Parti ve Örgütler Konferansı (CIPOML) XXIX Genel Oturumu</strong></p>



<p>Hamburg &#8211; Almanya, Kasım 2024</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
