<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Temel metinler &#8211; Uluslararası Marksist Leninist Parti ve Örgütler Konferansı (CIPOML)</title>
	<atom:link href="https://www.cipoml.net/tr/temel-metinler/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.cipoml.net/tr</link>
	<description>CIPOML</description>
	<lastBuildDate>Thu, 15 Oct 2020 08:38:28 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.3</generator>

<image>
	<url>https://www.cipoml.net/tr/wp-content/uploads/2015/08/cropped-favicon-32x32.png</url>
	<title>Temel metinler &#8211; Uluslararası Marksist Leninist Parti ve Örgütler Konferansı (CIPOML)</title>
	<link>https://www.cipoml.net/tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Proletarya Partisi Üzerine</title>
		<link>https://www.cipoml.net/tr/360/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 18 Jan 2019 12:56:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Temel metinler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cipoml.net/tr/?p=360</guid>

					<description><![CDATA[Komünist parti tarihsel bir zorunluluktur Maksizm-Leninizm, komünist partinin, işçi sınıfının sosyalizm için mücadelesinin örgütleyicisi ve öncüsü olarak gereklililiğini açıkça ortaya koymuştur; tarihsel deneyim, proletaryanın yürüttüğü büyük savaşlar bu tezin geçerliliğini onaylamaktadır. İşçi sınıfının kurtuluş mücadelesi uzun bir geçmişe sahip. 19. yüzyıldan itibaren işçilerin sendikal mücadelesi Avrupa’da ekonomik taleplerin ötesine geçti, politik bir çizgi ve karakter [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h1 class="wp-block-heading"><strong>Komünist
parti tarihsel bir zorunluluktur </strong></h1>



<p>Maksizm-Leninizm,
komünist partinin, işçi sınıfının sosyalizm için mücadelesinin örgütleyicisi ve
öncüsü olarak gereklililiğini açıkça ortaya koymuştur; tarihsel deneyim,
proletaryanın yürüttüğü büyük savaşlar bu tezin geçerliliğini onaylamaktadır. </p>



<p>İşçi sınıfının
kurtuluş mücadelesi uzun bir geçmişe sahip. 19. yüzyıldan itibaren işçilerin
sendikal mücadelesi Avrupa’da ekonomik taleplerin ötesine geçti, politik bir
çizgi ve karakter kazanıp iktidar mücadelesine doğru ilerledi; toplumsal
devrimin lideri ve kahramanı olduğuna dair anlayış gelişti. &nbsp;</p>



<p>Bu
gelişmeler, acil hedefler için, çalışma saatlerinin düşürülmesi, iş güvencesi
ve daha iyi ücret talebiyle, patronun sömürü ve baskısına karşı, işçi hakları
ve sosyal reformlar için verilen mücadeleyi içeren bir sürecin sonucuydu. Aynı
zamanda Marksizm ortaya çıkarak işçi hareketiyle birleşti. Sendikal
örgütlenmenin, işçilerin daha geniş boyutta birliğinin, ulusal boyuttan
uluslararası ölçeğe, entarnasyonalizm entegrasyonu ve pratiğine ilerlemesinin
ideolojik ve siyasi unsurlarını geliştirilen yoğun mücadeleler verildi.
Bilimsel sosyalizm ile anarşist tez ve önermeler arasında, Marksizm ile
oportünist tutumlar arasında amansız bir siyasi ve ideolojik çatışma yaşandı.
İşçi hareketinin gelişmesi, mücadeleleri ve perspektifleri bilimsel
sosyalizmin, Marksizmin ilkelerinin yapılandırılmasına katkı sağladı. </p>



<p>20.
yüzyılda zafere ulaşan devrimler, proletaryanın bağımsız siyasi partisinin,
Marksizm-Leninizmle kuşanmış ve onun rehberlik ettiği bir partinin varlığıyla
mümkün oldu. Bu parti, program inşa edebilecek ve öneriler, eylem çizgisi ve
işçi sınıfının acil ve stratejik çıkarlarını akıllıca temsil edecek sloganlar
geliştirebilecek, değişen koşullarları devrimci sürece dönüştürebilecek sağduyu
ve beceriye sahip, işçi sınıfıyla ve tüm emekçi yığınlarla sıkı bağları olan,
demirden disipline sahip, yönetsel ve irade birliği, merkezi, yetenekli ve
kararlı bir yönetimi olan, sınıf düşmanıyla her koşulda nasıl başedeceğini
bilen, savaşçı ve cesur bir partidir. &nbsp;</p>



<p>Ekim
Devrimi, emekçilerin birincil ve en büyük deneyimiydi, karmaşık ve zorlu
koşullarda gelişti ve zafer kazandı. Bu, özellikle, Bolşevik Parti’nin
varlığıyla, Lenin ve Stalin’in teorik ve pratik çalışmasıyla, milyonlarca
işçinin, köylünün ve askerin kahramanca mücadelesiyle oldu; Parti’nin
rehberliğiyle proletarya diktatörlüğü kuruldu, yeni bir dünyanın, sosyalizmin
inşasına başlandı ve önemli gelişmeler kaydedildi. &nbsp;</p>



<p>Arnavutluk
Devrimi, işçi sınıfının ve halkın özgürlük ve demokrasi taleplerine, Nazi ve
İtalyan işgalcileri ve gerici sınıflara karşı mücadeleye önderlik ederek zafere
götüren ve sosyalizmin inşası yolunda ona rehberlik eden komünist partinin
varlığıyla mümkün oldu. </p>



<p>20.
yüzyılda ortaya çıkan diğer devrimler de komünist partinin varlığının ve onun
rehberliğindeki işçilerin ve halkın mücadelesinin birer sonucuydular. </p>



<p>Ortaya
çıkan bazı devrimci süreçlerin zafere ulaşamamasının temel nedeni ise komünist
partilerin zayıflıklarıydı. </p>



<p>Çok sayıda
sömürge ve bağımlı ülkede gelişen ve zafere ulaşan ulusal kurtuluş mücadelesinin,
bırakalım sosyalizmi gerçek bir bağımsızlığa ulaşamamasının nedeni, sınıf
partisinin olmaması ya da sürece liderlik edecek kapasiteden yoksun küçük ve
zayıf partiler olmasıdır. </p>



<p><strong>İşçi
sınıfının devrimci partisi, Marksizm-Leninizm’in devrimci ilkelerine bağlıdır,
rehberi bu ilkelerdir.</strong></p>



<p>Komünist
parti, işçi sınıfının bağımsız partisidir, onun acil ve stratejik çıkarlarını
temsil eder; onun bilinçli öncüsüdür. Nihai hedefleri, sosyal eşitsizliğin tüm
biçimlerinin sona erdirilmesi, sosyal sınıfların ve Devletin ortadan kaldırılmasıdır; komünist
partisi tüm insanlığın kurtuluşu için mücadele eder. </p>



<p>İşçi
sınıfının siyasi partisi, kendi ideolojisi, politikası, felsefi anlayışı,
ekonomik ve sosyal programı olarak işçi sınıfının doktrini Marksizm-Leninizmi
benimser. </p>



<p>Marksizm-Leninizm;
diyalektik materyalist felsefe, ekonomi politik ve tarihsel materyalizmden;
kapitalizmin doğasının ve gelişme yasalarının bilimsel analizi ve işçi
sınıfının tarihsel misyonunun saptanması, mücadele ve örgütlenmesinin tecrübelerinin
teorik soyutlanmasının üzerinden ortaya çıkmıştır.</p>



<p>Bu
öğretinin yaratıcıları, işçilerin örgütlenmesi ve mücadelesiyle iç içeydiler;
Uluslararası İşçi Derneği saflarında yer aldılar; sendikal mücadele
içindeydiler ve komünist partinin liderleri ve örgütleyicileriydiler. Devrimin
bilimini geliştirdiler. Bu bilim, toplumsal pratikle, her ülkedeki ve
uluslararası ölçekte işçi sınıfının mücadelesiyle, Ekim Devrimi’nin zaferi ve
diğer sosyalist ve ulusal kurtuluş devrimlerinin zaferleriyle doğrulandı ve doğrulanmaya
devam ediyor. Bu devrimci düşünce, insanlığın uzun tarihi boyunca ortaya
koyduğu en ileri siyasi öğretidir; devrimci ilkeleri evrenseldir ve tüm ülkeler
için geçerlidir; ama elbette bunların uygulanmasında somut durum dikkate
alınır. Marksizm-Leninizm canlı ve gelişen bir doktrindir; muzaffer devrimlerin
her biri gelişmesine katkıda bulunmuştur; tüm ülkelerde, işçi sınıfının farklı
mücadeleleri ve komünistlerin çalışması bu ilerleyişe katkı sunmuştur. </p>



<p>Marksizm-Leninizm
bir dogma değil eylem kılavuzudur; dünyayı yorumlamanın ve asıl olarak da onu
değiştirmenin felsefesidir. </p>



<p>Komünist
ve işçi partileri Marksizm-Leninizmi kılavuz edinerek ilerlediler; pusuda
bekleyen oportünist ve uzlaşmacı tutumlara karşı onun geçerliliği ve gelişmesi
için açık mücadele verdiler. Kendi çizgileri için mücadele ederken,
ülkelerindeki somut koşullara, sosyal ve siyasi dinamiklere, ulusal ve
uluslararası arenada gelişen farklı durumlara göre inisiyatif ve cesaretle onu
uygulamaya, bu bilimsel ideolojiyi savunmaya çalıştılar; Marksizm-Leninizmin
ilkelerinde, devrimi sonuca ulaştırmak için sosyal ve siyasal mücadelede
ısrarlı olmaya devam edecekler.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Partinin asıl hedefi iktidarın işçi sınıfı tarafından ele
geçirilmesidir.</h2>



<p>Partinin
politikaları, programatik önerileri, platformları ve sloganları bu yönde
belirlenir. İktidar mücadelesi, toplumun somut alanlarında ve sınıf
mücadelesinin sıcağında, her gün verilen bir mücadeledir.</p>



<p>Sınıf
mücedelesi bireylerin, siyasi partilerin iradesinden bağımsız olarak gelişir;
işçiler ile patronlar, emekçi sınıflar ile burjuvazi, halklar ile emperyalizm
arasındaki çatışmada ifadesini bulur. Belirli koşullar altında sınıf mücadelesi
keskinleşir; bir yanda işçi sınıfı, diğer emekçiler ve halklar, öte yanda üst
sınıflar vardır ve siyasi bir krize dönüşebilir. Bazen de bu çatışma daha az
yoğunlukludur, birbirinden ayrı ve dağınık sosyal mücadeleler biçiminde
yürütülür. Hatta bazen her şey sakin ve toplumsal barış varmış gibi
görünebilir. Ancak hiçbir şekilde sınıf mücadelesi ortadan kalkmaz, farklı
çağrışım, biçim ve boyutlar alır. </p>



<p>Esasen,
sınıf mücadelesi ekonomik mücadele, siyasi mücadele ve ideolojik mücadele
şeklinde varlığını sürdürür. &nbsp;Ancak sınıf mücadelesinin bu tezahürleri
birbirinden ayrı ortaya çıkmaz, yapay olarak birbirinden ayrılamaz. </p>



<h2 class="wp-block-heading">Ekonomik mücadele </h2>



<h2 class="wp-block-heading">Proletarya
partisinin liderlik rolü, işçi sınıfının, halkların ve gençlerin; acil ekonomik
talepler için verdikleri mücadeleleri yönlendirmesi biçiminde kendini gösterir;
parti bu mücadeleleri, emekçi yığınların içinde bulundukları durumun gerçek
nedenlerini göstermek, hem o anki düşmanlarının hem de iktidar sahiplerinin
kimliklerini açığa çıkarmanın, (yığınları) siyasi olarak eğitmenin ve iktidarı
devirmenin yolunu işaret etmek için bir kaldıraç olarak kullanır.</h2>



<h2 class="wp-block-heading">Siyasi mücadele </h2>



<h2 class="wp-block-heading">Komünistler, toplumun içinde günlük
olarak gelişen iktidar mücadelesine bilinçli olarak katılırlar. İşçi sınıfının,
yoksulların, sömürülenlerin ve ezilenlerin davasının tarafında yer alırlar;
kurumsal yapılara, işçi karşıtı yasalara, otoriterizme ve baskıya, savcıların,
polislerin ve silahlı kuvvetlerin istismarına karşı mücadele ederler.
Kapitalistlerin politikalarını reddetmenin yanı sıra, işçi sınıfının
politikasını yükseltmek için programatik öneriler, açıklamalar, yöntemler ve
sloganlar ortaya koyarak bu politikayı emekçiler, halklar ve gençlik içinde,
aynı zamanda toplumun genelinde hakim kılmaya çalışırlar. </h2>



<p>Proletarya
partisinin devrimci politikası esas olarak budur; hergün, her koşulda ve her
yerde bu politika yürütülür. Açıktır ki kapitalist toplumda, belirli anlarda,
siyasi mücadele yoğunlaşır, egemen sınıfların farklı kesimleri birbirine karşı
pozisyon alır; genellikle bu dönemler temsili demokraside seçimler aracılığıyla
çözümlenir; sömürülenler ile sömürenler, ezilenlerle ezenler arasındaki ya da
hakim sınıflar içindeki farklı gruplar arasındaki çelişkilerin keskinleşmesinin
bir sonucu olarak, siyasi krizler ortaya çıkar. Bu olaylar toplumun tüm
kesimlerini, tüm sosyal sınıfları ve kesimleri etkiler; nesnel olarak kimse
bunun dışında kalamaz. </p>



<p>Tüm bu
olaylara Marksist-Leninist partiler kendi tutumlarıyla, işçi sınıfı ve
halkların çıkarları, ezilen halkların ve ulusların pozisyonu doğrultusunda
katılırlar. </p>



<p>Komünist
partiler emekçi yığınları eğitme, iktidardaki hükümetin sınıf karakterini ifşa
etme, işçi sınıfına tarihsel görevini ve tüm emekçilerin ve halkların
mücadelesini yönetme sorumluluklarını, devrim ve sosyalizm persfektifini, halk
iktidarını ele geçirmenin mümkün ve zorunlu olduğunu işaret etme gerekliliği
konusunda nettirler.</p>



<p>İşçi
sınıfı partileri bu sorumlulukları cesaret ve kararlılıkla üstlenir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">İdeolojik mücadele </h2>



<h2 class="wp-block-heading">Kapitalist toplumda ideolojik
mücadelenin, bireylerin iradesinden bağımsız olarak gelişen nesnel nedenleri
bulunmaktadır. Bu mücadele karşıt sınıfların, işçi sınıfı ile burjuvazinin
çıkarlarının çatışmasında kendisini gösterir; kapitalistlerin kendi
imtiyazlarını koruma, savunma ve çoğaltma hedefleri ile işçilerin kendi
çıkarlarını koruma, haklarını kazanma, kurulu düzeni değiştirme, patronları
devirerek egemen sınıf olma amaçları arasındaki çatışmada ortaya çıkar. </h2>



<p>Kapitalist
sınıf, tıpkı geçmişteki hakim sınıflar gibi iktidarı ele geçirdi ve her gün onu
elinde tutmak ve sürdürmek için çalışıyor. Burjuvazinin iktidarı zora dayalıdır
ve polisin, silahlı kuvvetlerin yardımıyla güçlenir; gerici zor ve şiddetle
kendisini korur. Ancak iktidarını sürdürme ve geliştirme amacıyla kapitalist
sınıf, esasen, hakimiyetini meşrulaştırmak için çalışır. </p>



<p>Burjuvazi,
iktidara gelişini, şiddet ve terör kullanımını, “özgürlük, eşitlik ve kardeşlik”
şiarlarını yükselterek, serflerin özgürlüğünü, kölelerin azadını ilan ederek
meşrulaştırdı. Yasalar karşısında eşitlik, genel oy hakkı, hükümetin
değiştirilebilmesi, parlamentonun gerekliliği, temsili demokrasi iddiasıyla
yasal düzenlemeler getirdi. Emperyalizm aşamasında barışın, özgürlüğün ve
demokrasinin hamisi olduğunu ilan ediyor; bu ilkelerin ihlal edildiği ülkelere
müdahale etme niyetini ilan ediyor. Bu iddialara göre, bireysel özgürlük,
rekabet ve serbest ticaret sayesinde dünya en üst seviyede kalkınma, demokrasi
ve barışa ulaşmaktadır. İşçiler bu toplumun parçasıdır; bu demokraside
katılımcıdırlar; sürekli kalkınmanın öncü güçleri olmalı ve kendi paylarına
düşen karşılığı, geçinmeleri ve yeniden üretimleri için gereken ücreti almalıdırlar.
</p>



<p>Kapitalizmle
birlikte sanayi işçi sınıfı; zenginliği yaratan, yaşamı ve durmayan gelişimini
mümkün kılan doğal kaynakların metaya dönüşümünü sağlayan proletarya ortaya
çıkmıştır. İşçiler tarafından üretilen zenginliğe, üretim araçlarının özel mülkiyetinin
sahibi olan kapitalist sınıf el koymuş, işçiler ücretli kölelere
dönüştürülmüştür. </p>



<p>Bu durum,
kapitalist toplumun başlıca sınıflarını karşıt kutuplarda konumlandırmıştır:
İşçi sınıfı ve burjuvazi. </p>



<p>Burjuvazi,
feodalizmi yıkınca yeni, devrimci bir dünya inşa etmiş, bilimde, teknikte ve
teknolojide büyük ilerleme kaydedilmiştir; üretim araçlarındaki sürekli
yenilenme ile büyük &nbsp;bir zenginlik ortaya çıkarmış ve bu zenginlik
merkezileşmiştir. Bu yeni dünya, milyarlarca insanın ücretli emeğinin sömürüsü,
sosyal ve siyasal baskı, tüm ülkelerin doğal kaynakların yağmalanması üzerinde
yükselmiştir. Baştan beri yozlaşmış olması, eskimesinin ve yok olmasının
nedenidir. Bu yeni dünya artık çürümüş ve kokuşmuş bir eski dünyadır. </p>



<p>Milyonlarca
insanın sömürü ve baskısı üzerinden kendisini inşa eden kapitalizm, ayakları
kilden bir deve dönüştü. Kendisi gelişirken eski serfleri “özgür” işçilere
dönüştürdü, sayılarını katladı ve yeryüzünün en ücra köşelerine kadar yaydı;
onları bilim ve teknolojideki gelişmelerle doğrudan bağlantılı olarak
konumlandırdı; sermayenin dünyasının mezar kazıcıları olacak toplumsal özneler;
yeni dünyanın, işçilerin dünyasının, sosyalizmin kurucuları niteliği
kazandırdı. </p>



<p>Burjuvazi
ve proletarya kapitalist toplum içindeki karşıtlardır; egemen rol için sürekli
bir mücadele halindedirler. Şimdilik kapitalistler iktidardadır fakat işçiler
onları devirmek ve yeni egemen sınıf olmak için mücadele ediyor; bu rekabet
nihayetinde proletarya kesin zaferini kazanana ve sınıf olarak kendi yok oluşu
da dahil sosyal sınıfları ortadan kaldıracak ve komünizmi kuracak maddi ve
manevi koşulları yaratana kadar devam edecektir.</p>



<p>Proletarya
ve burjuvazi arasındaki ideolojik mücadele tüm koşullarda varlığını sürdürür;
sınıf mücadelesinin farklı dönemlerinde mevcuttur. Eski ve gerici olana karşı
yeni ve devrimci olanın mücadelesinde; devrimci gelenekler ile burjuvazinin
yeni önermeleri, postmodernizm ve tarihi materyalizmi, toplumsal sınıfların
varlığını ve rolünü inkar eden tezler arasındaki mücadelede; kolektif çıkarlar
ve dayanışma ile “bireysel özgürlük”, bireycilik ve egoizm arasındaki
mücadelede; emekçi yığınlara, sendikacılara ve devrimcilere yönelik baskıyı
meşrulaştıran burjuva demokrasisi ile proletarya demokrasisi, geniş yığınların
yararına kazanımların ifade, karar ve uygulama özgürlüğü, doğrudan demokrasi,
yığınların demokrasisi arasındaki mücadelede; temsili demokrasi ile sosyalizmin
büyük başarılarına imza atacak devrimci demokrasi arasındaki mücadelede
ifadesini bulur.</p>



<p>Kömünist
parti, proletaryanın büyük ideallerinin tutarlı savunucusudur. Devrimin ve
sosyalizmin, halk iktidarının ve proletarya diktatörlüğünün ilkelerini
yükselterek bu ideolojik mücadeleye kararlı bir şekilde katılır. </p>



<p><strong>İktidar
mücadelesi</strong></p>



<p>Sınıf
mücadelesinin tüm biçimleri arasında, siyasi mücadele esas olandır; mücadaleyi
iktidarı ele geçirmeye yönlendirecek olandır; işçilerin ve halkların çıkarları
için gerekli olan kazanımların gerçekleşmesini sağlayacak olandır. </p>



<p>Komünist
parti siyasi mücadeleyi esas alır, ekonomik mücadeleyi günlük olarak
geliştirir, ideolojik mücadele yürütür, temel faaliyetlerini iktidarı ele
geçirme mücadelesine yönlendirir, işçileri ve köylüleri, ilerici aydınları,
ezilen halkları ve ulusları bu mücadeleye katmaya çalışır. Halk cephesini,
devrimci birleşik cepheyi inşa etmek, sınıf düşmanını, büyük burjuvaziyi ve
emperyalizmi izole etmek, ulusal ve yabancı kapitalistlerin iktidarını devirip
halk iktidarını kurmak üzere nihai kavgada önderlik edecek olan devrimci
güçleri biriktirmek, halk iktidarını kurmak için durmaksızın çalışır. Kurtuluş
bayrağını, işçilerin, devrimin ve sosyalizmin kızıl bayrağını, bağımlı
ülkelerin ulusal özgürlük bayrağını yükseltir. </p>



<p><strong>Burjuva
diktatörlüğünün karşısında biz komünistler, proletarya diktatörlüğü için mücadele
ederiz. </strong></p>



<p>Sınıflara
bölünmüş toplum doğuşundan itibaren kurumsallığın ifadesi olarak, iktidarını
hayata geçirme ve emekçi sınıflara ve toplumsal kesimlere boyun eğdirerek
sömürmenin aracı olarak Devleti kurmuştur. </p>



<p>Kapitalist
Devlet bu kavramlardan kaçamaz, o, kapitalist sınıfın ve emperyalizmin ekonomik
iktidarını uygulamasının, çıkarlarını muhafaza etme, koruma ve geliştirmesinin
aracıdır. İşçi sınıfına ve diğer emekçi sınıflara boyun eğdirmek için
örgütlenmiştir; hakimiyetin sürmesinin garantisi olmuştur. Burjuva devleti,
hangi biçimde olduğundan bağımsız olarak, işçilerin, halkların ulaştığı siyasi
ve sosyal kazanımların seviyesinden bağımsız olarak, resmi açıklamalara,
anayasal norm ve yürürlükteki yasalara rağmen, <strong>patronların hakimiyetinin</strong>,
güçlü olan için özgürlük ve demokrasi isteyen, işçilerin sömürüsünü, boyun
eğmesini ve baskıyı kurumsallaştıran <strong>kapitalist sınıfın diktatörlüğünün bir</strong>
<strong>ifadesidir</strong>. </p>



<p>Temsili
demokrasi, askeri diktatörlük, faşizm, otoriter hükümetler ya da reformist
rejimler burjuva diktatörlüğünün biçimleri; büyük çoğunluğun sömürüsü,
yoksulluğu ve ezilmesinin karşısında imtiyaz sahibi azınlığın egemenliğinin
ifadeleridirler. </p>



<p>İşçi
sınıfı ve partisi, burjuva Devletini devralıp onun özünü ve sınıf çıkarlarını gerçekleştirme
hedefini üstlenemez. Sömürücülerin kurduğu devlet mekanizması yıkılmalı ve
yerini somut tarihsel koşullara göre farklı biçimler alacak olan Proletarya
Diktatörlüğü, Halk iktidarı, İşçi Devleti almalıdır. </p>



<p>Proletarya
diktatörlüğü, her zaman işçiler için en geniş demokrasiyi ifade edececek,
kapitalistler ve diğer gericiler üzerinde diktatörlük anlamına gelecektir. </p>



<p>Tarihsel
deneyim proletarya diktatörlüğünün çeşitli biçimlerini göstermiştir, ve hiç
şüphesiz ki gelecekte de işçiler ve halklar, eski sömürücüler ve ülke içindeki
sermaye biçimleri üzerinde proletarya ve diğer emekçi sınıfların iktidarını
hayata geçirecek ve kendilerini gericiliğin ve ulusal ve uluslararası karşı
devrimin tehditleri karşısında koruyacakları en etkili biçimleri bulacaklardır.
&nbsp;</p>



<p><strong>Devrimin
motor güçleri</strong></p>



<p>Proletaryanın
devrimci partisi, devrimi örgütleme ve gerçekleştirme tarihsel görevini; emekçi
yığınlar, halklar ve gençlikle bağlarını sağlamlaştırıp besledikleri&nbsp; ölçüde,&nbsp;
işçi sınıfını örgütleyip ona önderlik ettiği ve bu sınıfın tüm emekçi
sınıflara ve gençliğe önderlik etmesini sağlayabildiği ölçüde yerine
getirebilir.</p>



<p>Partinin
yığınlarla bağ kurması demek, programatik önerilerin, politikaların ve devrimci
şiarların işçi sınıfının, diğer emekçi sınıfların, gençliğin ve kadınların
ileri kesimleri tarafından anlaşılmasını ve kabul görmesini sağlamaya çalışması
demektir. Yığınların büyük çoğunluğu, devrimin ve sosyalizmin kazanımlarının
gerekliliğine ve haklılığına, bunun ancak iktidar alınarak yapılacağına ikna
olacaklardır. </p>



<p>İşçi
sınıfı, diğer emekçi kesimler, kadınlar ve gençlik, devrimci çalışmaya
katılabilirler ve katılmalıdırlar; bunların ileri kesimleri, partinin tezleri
ve programının etkisiyle, partinin devrimin zorunluluğu, haklılığı ve
geçerliliğine ikna yeteneğiyle çalışmaya katılacak; sosyal pratikleri, eylemler
ve grevler, toprak işgalleri ve ayaklanmalar yoluyla bu fikirleri teyit
edeceklerdir. </p>



<p>Yığınların
diğer kesimleri, mücadele sürecinde devrimci güçlerin doğruluğuna ve gücüne
ikna olarak onların saflarına katılacaktır. Yığınların önemli bir kesimi de
bizzat devrimin başarıları sayesinde kazanılacaklardır. </p>



<p>Bu,
proletarya partisinin, kitleleri devrimci mücadeleye kazanma çalışmasında
ısrarcı olması, dikkatini işçi sınıfının, halkların, gençliğin ve kadınların ileri
kesimlerini oluşturan bu kesimlere çevirmesi gerektiği anlamına gelir. </p>



<p>Komünist
parti, propaganda ve ajitasyonunda işçi sınıfının tümüne dikkatini
yöneltmelidir; ancak, bu çalışmanın, ekonominin stratejik alanlarında, büyük
sanayi işletmelerinde çalışan kesimler ve kamu emekçileri içinde yoğunlaşması
gerektiği de açıktır. Parti, somut koşullarda, işçi sınıfının hangi kesimlerine
dikkat ve faaliyetlerini yöneltmesi gerektiğini analiz etmelidir.</p>



<p>Partinin,
işçi sınıfını örgütleme ve devrim ve sosyalizme kazanma çalışmasında, sınıf
mücadelesine ve sendikal mücadeleye doğrudan dahil olması, işçi sınıfını
politik olarak eğitmesi, ama hepsinden önemlisi, kendi örgütlerini
geliştirmesi, siyasi ve sendikal mücadelede öne çıkmış işçilerle işyeri birimlerini
oluşturması zorunludur. Parti fabrikalarda ve işyerlerinde, madenlerde ve
ulaşım sektöründe örgütlendiği ölçüde, işçi sınıfının devrime önderlik etme ve
toplumda egemen sınıf rolünü üstlenmesi hedefi garantiye alınacaktır.</p>



<p>Emperyalizme
bağımlı ülkelerin büyük çoğunluğunda, özellikle kapitalizm öncesi üretim
tarzlarının bazı biçimlerinin devam ettiği, tekellerin ve emperyalist
devletlerin dayattığı uluslararası işbölümü sonucu deforme olmuş üretici
güçlerin gelişiminin yavaş olduğu ülkelerde, köylüler ve özellikle yoksul
köylüler ve orta
köylülük, devrimci
sürece dahil olmaya açıktırlar. Bu nedenle proletarya partisinin ilgisini hak
ederler; bunlarla, devrimci birleşik cephenin temel tabanı olarak işçi-köylü
ittifakı kurulmalıdır. </p>



<p>Birçok
ülkede kamu emekçileri, hakları için mücadeleye katılmakta ve böylece burjuva
hükümetle, kapitalist sınıfla karşı karşıya gelmekte, yığınların belirleyici
kesimlerinin bir parçasını oluşturmaktadırlar; bu nedenle devrimci mevzilerde
olmalı, işçi sınıfı partisi tarafından iktidar, devrim ve sosyalizm
mücadelesine yönlendirilmelidirler. </p>



<p>Nüfusun ve
emekçi sınıfların yarısını oluşturan, çok yönlü baskıya ve kapitalist sömürüye
maruz kalan, feodalizmin beslediği gerici fikirlerin mağduru olan kadınlar,
hakları ve toplumsal kurtuluşları için çeşitli mücadeleler veriyor. Proletarya
partisi bu talepleri, eylem ve mücadeleleri aktif bir şekilde çalışmalarına
entegre etmeli, emekçi kadınların örgütlenmesi, politik eğitimi ve sosyalizm
için yürütülen devrimci mücadeleye ve örgütlenmeye katmaya çalışmalıdır. </p>



<p>Emekçi
sınıflardan gençler, şirketlerde ücretli çalışan kesimleri, köylü gençlik
dinamik bir toplumsal kesimi oluştururlar ve devrim ve sosyalizm ideallerini
hızla sahiplenmeye açıktırlar. Proletarya partisi, lise öğrencilerinin ve
üniversite gençliğinin mücadelesini örgütleme ve ona önderlik edebilme
sorumluluğunu almalıdır. Bu kesimler toplum içinde önemli bir rol oynadılar ve
oynamaya devam ediyorlar; harekete geçme yetenekleri devrimci süreçle
birleştirilebilir. Bunların önemli bir kesimi zaman zaman yükselen mücadelelere
önderlik etmektedir ve en cesur ve ileri olanları komünist parti üyesi
olabilir, olmalıdır. Proletarya partisi, saflarını, genç işçiler ve köylülerle
birlikte öğrenci kesimlerden gelen genç savaşçılarla beslemek için çaba
göstermelidir.</p>



<p>Bağımlı
ülkelerde işçiler, gençlik, küçük burjuvazinin radikalleşmiş kesimleri,
burjuvazinin demokratik kesimleri, ezilen halklar ve ulusları içeren yurtsever
ve anti-emperyalist bir hareket gelişiyor. Burjuvazi ve küçük burjuvazi
ulusalcı önermelerle bu harekete önderlik etmeye çalışıyor. Proletarya partisi
bunun karşısına devrimci önerileri ve eylemleriyle çıkmalıdır. Bu süreci ulusal
ve sosyal kurtuluşa yönlendirebilecek olan ancak komünist partidir.</p>



<p>Proletarya
partisi kitleleri kazanmak için güçlerini yoğunlaştırmalı, kendisini göstermeli
ve büyümelidir; fakat bir adım daha ileri giderek, bu aktörler içinde kimin en
hızlı ilerleyebileceğini, kimin kendi eylemiyle sosyal ve politik referans
noktaları oluşturması gerektiğini ve oluşturabileceğini ve belli anlarda devrim
sürecinde belirleyici rol oynayabileceğini tespit etmek de gerekir. </p>



<p>Bunları
tespit etmek, parti politikalarını öğrenmeleri için istikrarlı bir çalışma
yürütmek, sosyal ve sendikal örgütlenmelerine katkıda bulunmak, en ileri
bileşenleri içinde Partiyi ve güçlerini inşa etmek, devrimci güçleri
biriktirmemize, yığınların devrimci hareketini inşa etmemize olanak
sağlayacaktır.</p>



<h2 class="wp-block-heading">&nbsp;</h2>



<h2 class="wp-block-heading">Komünist partinin öncü rolü</h2>



<p>Parti
kendisini öncü olarak kabul etmeli, bunu gerçeğe dönüştürmelidir. Bu basit bir
sorun değildir, talimatla kazanılabilinecek bir nitelik hiç değildir. Parti
öncüdür, çünkü hem teoride hem pratikte işçi sınıfının çıkarlarının gerçek temsilcisidir
ve kapitalizmden kurtuluş mücadelesinde diğer emekçi sınıflara önderlik edecek
olan işçi sınıfıdır. Doğru tarihsel analize ve devrimci politik çizgiye
dayandığı için, ama daha da önemlisi tüm düşünce ve eylemini devrimci
mücadeleye, işçilerin örgütlenmesi, onları birleştirmek, siyasi olarak eğitmek
ve acil talepleri ile nihai kurtuluşları için küçük ve büyük mücadelelere
yönlendirmek üzere azimli bir çalışmaya adanmış olduğu için öncü rolünü
kazanır. Bu koşullarda <strong>parti liderdir </strong>ve bu örgütün kolektif bir
özelliğidir.</p>



<p>Parti,
bugün ve yarına, kurulacak yeni topluma dair önermelerini yaymalıdır. Eğer
emekçi kitlelerin ve gençliğin ileri kesimleri parti politikalarını bilir,
doğruluğuna, yerindeliğine ve geçerliliğine ikna edilirse, bu politikaları anlayacak,
kendi politikaları olarak kabul edecek ve uygulanmaları için mücadele içine
girecek, onları büyük bir güçle partinin yığınlar içindeki faaliyetine
dönüştürecektir. </p>



<p>Devrimci
stratejiyi, iktidarı ele geçirmenin zorunluluğu ve mümkünlüğü, bu hedefte
devrimci şiddetin rolü, sosyalizm ve onun doğası ve başarılarını yaygınlaştırmak
için çalışılırsa emekçiler, halklar ve gençlik değişim için, devrim için, halk
iktidarı ve sosyalizm için mücadelenin liderlerine dönüşeceklerdir. Partinin
strateji ve taktikleri, gerçekte, kitleler için bir referansa dönüşecek,
partinin öncü rolünü, <strong>politikalarının liderliğini</strong> ispatlayacaktır. </p>



<p>Bu
önermeleri hayata geçirmek için Partinin propaganda çalışmasını sürekli
geliştirmesi, bu alandaki temel faaliyetinin parti üyelerinin kitleler içindeki
doğrudan eylemi olduğunu anlaması gerekir. Ayrıca komünistlerin önderlik ettiği
sosyal güçlerin, sendikalar ve diğer kitle örgütlerinin kendi propaganda
çalışmalarını yürütmesi, bu faaliyetin kendi özgün kesimlerinin yanı sıra tüm
topluma yöneltmesi gerekir. Devrimci fikirleri ve önermeleri yaymanın en etkin
yolu, partinin ve onun güçlerinin kendi eylemidir; bunların toplum açısından
önemi, proleter devrimcilerin katıldığı mücadele eylemleridir. Bu yüzden
partinin kendi yüzünü, öncü rolünü göstermesi büyük önem taşır.</p>



<p>Devrimciler,
yoldaşlar ve üyeler kitlelerin güvenini kazanmalı, farklı düzey ve şartlardaki
mücadelelerin liderliği sorumluluğunu üstlenmelidirler. Bizzat mücadelenin
kendisi ‘özel’ insanları, ‘liderlik’ rolünü üstlenecek temel özelliklere sahip
olanları öne çıkarır. Komünistler ve diğer devrimciler, kendi rollerinin
kitleleri günlük mücadeleleri içinde birleştirme, örgütleme ve yönetme
becerisinde ifadesini bulduğunu anlamalıdırlar. Bu faaliyet, her bir militanın
kendi rolünü oynamak zorunda olduğu büyük devrimci mücadelelerin provası
olacaktır. </p>



<p><strong>Komünist
liderlerin kitleler ve onların mücadeleleri içindeki kişisel önderliği de
talimatla, komünist militanlar ve devrime dahil olan sosyal güçlerin parçası
olmalarından dolayı gerçekleşmeyecektir. Hayır! Bu liderlik ancak
kazanılabilir.</strong> Başarmak için bunu istemek ve gerçekleştirmek gereklidir.
Marksist-Leninist devrimciler mevcut koşulların çok daha ilerisini görebilir;
sebepleri, çelişkileri ve perspektifleri görürler. Bu durum, önermelerinin
haklılığını kitlelere açıklamalarını ve onları buna ikna etmelerini sağlar;
onlara yolu ve patikaları işaret edebilir, mücadelenin hedeflerini ve mücadele
için güçlerlerini nasıl kullanacaklarını gösterebilir. Komünistlerin aktif
olarak yer aldıkları çeşitli sosyal kesimlerin parti politikasını kabul
etmelerini, her bir üyesinin çalışması, kapasitesi ve cesaretine güven
duymalarını sağlayarak ve onun önderliğinde parti politikaları için mücadele
etmelerini mümkün kılabilir. </p>



<p>Bu şekilde
biz komünistler <strong>halk önderleri</strong> onurlu ünvanını kazanırız; bu, esas
olarak, yeni ve daha büyük görevlerin başarılması için yeni sorumlulukların
üstlenilmesi anlamına gelmektedir. &nbsp;</p>



<p>Sendika ve
derneklerin, köylülerin, gençlik, kadın ve halk önderlerinin kendi sosyal
çevrelerinde öne çıkması, ideolojik, politik, kültürel seviyelerini
geliştirmesi gerekir. Kendi sosyal çevrelerinde deneyim ve saygınlık
kazanmaları, politik faaliyetler, devrimci eylem içinde kendilerini göstermek
için daha iyi imkanlara sahip olmalarını sağlar. Yerel yöneticiler olarak
başlayıp genel ve ulusal mücadeleleri hedeflemeli; bulundukları toplumsal lider
pozisyonundan ilerleyerek devrimci liderler seviyesine ulaşmalıdırlar. Bu
alanda Marksist-Leninist partilerin yaygınlaştırılması gereken önemli
deneyimleri vardır.</p>



<p><strong>Gericilik
ve oportünizmle mücadele halinde Marksizm-Leninizmin savunulması</strong></p>



<p>İşçi
sınıfının partisi, her gün ve farklı koşullarda gelişen fikir mücadelesine
aktif olarak katılır. </p>



<p>Burjuvazi,
ideologları vasıtasıyla iktidarını tüm toplum nezdinde meşrulaştırmaya
çalışmakta, bunun için çok çeşitli araçları, dini, okulları, akademiyi, burjuva
kurumlarını, zoru, aldatmayı ve medyayı kullanmaktadır. </p>



<p>Üretici
güçlerin, üretim araçlarının gelişimi, bilim ve teknolojideki ilerlemeler,
işçiler tarafından yaratılan zenginliğin birikmesi ve yoğunlaşmasının sonucu
olarak ortaya çıkan yenilikler ve icatlar, kapitalizmin övgüsü için gericilik
tarafından kullanılmakta, tarihsel gelişimin en yüksek ifadesi olarak gösterilmekte,
tüm insanlığın yarararınaymış, ülkelerin gelişmesi içinmiş gibi sunulmaktadır. </p>



<p>Kapitalistler,
yeni fikirler ve önermeler, yeni tanımlayıcı yorumlar keşfediyor, kendilerini
yeni felsefi akımların, tarihsel sosyal gelişmenin sentezi olarak görülen post
modernizmin bayraktarı gibi gösterecek “yeni” bir felsefi düşünce inşa edecek
şekilde tarihi yorumlamaya ve revize etmeye çalışıyorlar.</p>



<p>Emekçiler
tarafından elde edilmiş kazanımların, işçi haklarının ve demokratik açılımları
dahi kapitalizmin doğal demokrasisine bağlayıp ilerlemenin burjuvazinin izniyle
mümkün olduğu vaazında kullanıyorlar. </p>



<p>Eş zamanlı
olarak, devrim ve sosyalizme karşı, komünist partiyi şeytanlaştırarak yoğun bir
yalan ve çarpıtma kampanyası yürütüyorlar. Modern revizyonizmin fiyaskosundan,
eski SSCB’nin dağılmasından yararlanarak, sosyalizmin yenilgisini ve ölümünü,
sınıf mücadelesinin ortadan kalktığını iddia ediyor, devrim ve sosyalizmin
işçiler ve halklar tarafından bedeli ödenen ve hiçbir şey kazandırmayarak
kapitalizme geri döndüren işe yaramaz fedakârlıklar olduğunu öne sürüyorlar. </p>



<p>Zehirli
okları doğrudan komünist partinin varlığına ve rolüne; sözüm ona devrim
olmadan, kapitalizmin gelişmesi sırasında devasa kazanımlar elde eden işçi
sınıfının rolüne yönelmiş durumda. </p>



<p>Sosyal demokrasi
devrime, sosyalizme, SSCB’ye ve sosyalist kampa saldırının koçbaşına dönüştü;
emekçi kitleler karşısına kendisini devrimci alternatif olarak çıkardı.
Demokratik sosyalizm, burjuva diktatörlüğünün, kapitalizmin yüzlerinden sadece
birisidir. </p>



<p>Yeni milenyumla
birlikte özellikle Latin Amerika’da “21. yüzyıl sosyalizmi” adıyla ortaya çıkıp
emekçilerin, halkların ve gençliğin neoliberal politikalara karşı verdiği uzun
soluklu mücadelelere işaret ederek, bilimsel sosyalizme, işçi sınıfının ve
halkların 20 yüzyıl boyunca liderlik ettikleri devrimci süreçlerin tarihi
deneyimine alternatif olarak kendisini sundu.</p>



<p>Oportünizmin
farklı versiyonları kapitalist sınıfın bu çarpıtmalarına eşlik ettiler:
Marksizm-Leninizme karşı saldırılarını tırmandırdı, onu eskimiş ilan ettiler;
işçilerin kurtuluşu için yeni reçeteler aranması ve oluşturulması ihtiyacını
vaaz edip komünist partileri, sendikal mücadeleyi ve devrimci çatışmaları
kullanmakla suçladılar; demokratik merkeziyetçiliği otoriterizmin bir
versiyonu, proletarya devrimleri girişimlerinin yok edicisi olarak
şeytanlaştırdılar. </p>



<p>Bu
girişimlerde, modern revizyonizmin, Kruşçevcilerin temsilcileri ön sırada yer
aldı. Bunlar, zamanın değiştiği, Marksizm-Leninizmin aşıldığı iddiasıyla
komünizme ve proletarya diktatörlüğüne ihanet edip onu mahkum ettiler.
Eleştirilerini özellikle Stalin’e yönelttiler; reformist partilere,
kapitalizmin ve emperyalizmle sınıf uzlaşmasının, işçi sınıfının ideolojik ve
politik olarak silahsız kalmasının, geçmişte tutarlı bir devrimci rol oynamış
komünist partilerin tahrip edilmesinin aracılarına dönüştüler. Sosyalist
devletlerin yıkılması süreçlerinin yürütücüleri oldular. Bu partilerden
bazıları oportünist özlerini muhafaza ederek, aldatmacayı sürdürmek, “modern”
komünistler olarak görünmek için sahte bir devrimci söylem geliştirdiler.</p>



<p>Bolşevikler
tarafından mahkum edilerek dışlanmalarından itibaren Troçkizm ve destekçileri,
Bolşevik devrimi parti diktatörlüğü, bürokrasinin bir eylemi, var olmuş ve
olacak her kötülüğün gerekçesi olarak suçladıkları Stalinizmin bir ifadesi ilan
eden kapitalist koroya katılarak her zaman gericiliğin ve patronların
saldırılarının koçbaşı oldular.</p>



<p>Bazı küçük
burjuva devrimci ve ilerici aydın grupları da komünizm karşıtı, proletarya
diktatörlüğü ve Stalin’in rolü konusunda tartışmaya katılıyorlar. Kendi
idealist anlayışlarından yola çıkarak işçi sınıfının büyük başarılarını,
devrimi ve Stalinizm olarak adlandırdıkları proletarya diktatörlüğünü mahkum
ediyorlar.</p>



<p>Komünist
parti, burjuvazi ve gericilikle, oportünizmin çeşitli varyasyonlarıyla kararlı
bir teorik ve politik tartışmaya girmeyi reddetmez. Marksizm-Leninizmi, 20.
yüzyıl devrimlerinin tarihsel deneyimini, komünist partinin rolünü ve
proletarya diktatörlüğünün doğruluğunu tereddütsüz savunur. Komunist parti her
zaman devrimci süreçlerin, bu süreçlerin başarı ve zaferlerinin, aynı şekilde
emperyalizmin ve gericiliğin politikalarının zaferine, eski SSCB’nin ve diğer
devrimlerin yenilgisine yol açan nedenlerin incelenmesine önem verir. </p>



<p>Marksizm-Leninizmi
savunmanın temel biçimi, öğretilerine sadık kalmak, onu somut pratiğe uygulamak
ve onun kılavuzluğunda devrim ve sosyalizm yolunu yeniden açmak olsa da,
proleter devrimciler, ortaya çıkan teorik tartışmalara katılırlar. Klasiklerin
öğretilerine gönderme yapmak yetmez; ortaya çıktıkları somut koşullarda
tartışmalara aktif olarak katılmalı, devrimci teori alanındaki yeni
tartışmalara yanıt verilmelidir.</p>



<h1 class="wp-block-heading">İdeolojik mücadele proletarya partisini canlandırır.</h1>



<p>Parti,
sınıf mücadelesinin büyük laboratuvarında, işçi sınıfı ve burjuvazi arasındaki,
halklar ve emperyalizm arasındaki politik ve teorik mücadelede inşa edilir. </p>



<p>Komünistlerin
ortaya koyduğu proleter devrimci anlayış ve pratikten yola çıkarak
Marksist-Leninst parti ve örgütler doğrulanmış ve gelişmişlerdir.</p>



<p>Buna
rağmen, daha doğrusu bundan dolayı, sınıf mücadelesi komünist parti içinde de,
militanlarının fikri, devrimci anlayış ve pratiği alanında da sürdürülür. </p>



<p>Devrimci
eylem sırasında da hatalar yapılır, aşılması gerekli zorluklar ve engellerle
karşılaşılır. Emperyalizmin ve burjuvazinin ideolojisinin, oportünizm ve
revizyonizmin tezlerinin etkisiyle de mücadele etmek gerekir.</p>



<p>Hataların
düzeltilmesi ve zorlukların aşılması, komünistler arasında ortaya çıkan
sorunları çözmek için eleştiri ve özeleştiri mekanizması kullanılmalıdır.
İdeolojik ve siyasi birliği yeniden onaylamak, yanlış fikir ve tutumları yenmek
ve izole etmek için parti ve üyeleri, ideolojik mücadelenin sancaktarları
olmalıdırlar.</p>



<p>İdeolojik
mücadele sınıf mücadelesinin parti içindeki bir ifadesidir; proleter anlayışın
onaylanması için sonuca erdirilmesi gereken bir mücadeledir. İdeolojik ve
politik birlik sağlanmalı; gericiliğin ve oportünizmin tezlerinin
ayıklanmasıyla, yanlış fikirlerin ifşası ve ortadan kaldırılmasıyla her koşulda
sürdürülmelidir. İdeolojik mücadele taviz, partinin sınıf özelliğini
zayıflatır, reformizm konusundaki ilüzyonlara, komünizmin hedeflerinden sapmaya
götürür.</p>



<p><strong>Proletarya
enternasyonalizmi komünist partinin sınıf niteliğinin karşılığıdır.</strong></p>



<p>İşçi
sınıfı tek bir sınıftır; tüm ülkelerde üretim sürecinde öncü rol alır; önemli
bir parçası büyük sanayi işletmelerinde yer alır; bir başka kesimi en son
teknoloji ile donatılmış küçük ve orta ölçekli işletmelerdedir; yenilikler ve
yeni icatlarla, bilim ve teknolojiyle doğrudan ilişki içindedir; yeryüzünün tüm
bölgelerindeki büyük tekellerin, emperyalist ülkelerin ve burjuva gruplarının
ellerinde toplanan ve biriken tüm zenginliğin yaratıcısıdır. </p>



<p>Kapitalist
toplum, tekeller ve emperyalist ülkeler; tüm ülkelerdeki milyarlarca işçi
tarafından yaratılan artı değere el koyarlar; dünyanın her yerinde kurallar,
yasalar, baskı ve sömürü, baskıcı sistemler dayatırlar. Kapitalist sınıf içinde
çeşitli emperyalist ülkelerdeki büyük tekelci gruplar halindeki bölünmeye
rağmen, hepsi işçilerin yarattığı zenginlikten faydalanır, işçi sınıfı ve
halklara karşı tek bir cephe olarak hareket ederler. </p>



<p>İşçi
sınıfı uluslararası bir sınıftır; kapitalist sınıfla küresel ölçekte mücadele
eder. Kendisi için sınıf olma durumunun en başından, sendikal örgütlenmesinin
ilk zamanlarından itibaren işçi sınıfı kapitalist sömürünün karakterini,
işçilerin birliğini sağlama ve proletaryanın uluslararası örgütünü inşa etme
gerekliliğini anlamış ve bilincine varmıştır. </p>



<p>İşçi
hareketi ve mücadelesi, sosyalizmin enternasyonalist savaşçıları olarak dahil
olacakları komünist partilerin oluşması ve güçlenmesi için sahneyi
hazırlamıştır. </p>



<p>Komünist
parti her zaman proletaryanın uluslararası devriminin çarpışan tugayı olmuş,
doğduğu ülkeden bağımsız olarak, devrim ve sosyalizm için mücadele eden
komünistlerin büyük ve kahramanca yiğitliklerini uzun tarihine yazmıştır. </p>



<p>Marksist-Leninist
Parti proletarya enternasyonalizmini bir düşünce olarak ele alır: bu, proleter
devriminin uluslararası karaktere sahip olması anlayışıdır; kapitalizme ve
emperyalizme karşı mücadele etme ve komünizm doğrultusunda sosyalizmi inşa
etmek amacıyla onu yıkma kararıdır; bütün ülkelerde ve uluslararası ölçekte
işçilerin ve halkların, komünistlerin ve devrimcilerin ortak yürüyüşüdür.
Parti, militanlarını ve işçi sınıfını proletarya enternasyonalizmi ruhu ve
pratiğiyle eğitir.</p>



<p>Bugün
CIPOML içinde bir araya gelen Marksist-Leninist partiler, enternasyonalist
kimliklerini, uluslararası sosyalist devriminin müfrezeleri olma pozisyonlarını
bir kez daha teyit etmişlerdir. Uluslararası Marksist Leninist Parti ve
Örgütler Konferansı’nın doğuşu, varlığı ve mücadelesi proletarya
enternasyonalizminin teori ve pratiğinin kanıtıdır. &nbsp;</p>



<h1 class="wp-block-heading">Komünist gazete</h1>



<p>Proletarya
partisinin politikası, genel ve özel söylemi işçi sınıfı tarafından, diğer
emekçi sınıflar, kadınlar ve gençlik tarafından bilinmeli, toplum içinde
yayılmalıdır. </p>



<p>Partinin
eylemi ancak devrimci fikirlerin propagandası yoluyla gelişebilir.
Marksist-Leninist fikir ve önermeler işçi sınıfı ve yığınlar içinde yayılmadığı
sürece sosyalizmi başarmak mümkün olmayacaktır. </p>



<p>Propaganda
çalışması, doğrudan geniş işçi yığınlarını devrim ve sosyalizme kazanmaya
yönelmeli, burjuva toplumu, emperyalist hakimiyeti, kapitalist yozlaşma ve
çöküşü teşhir ve mahkum etmeli, ve mutlaka sosyal demokrat, oportünist ve
revizyonist tutumları da teşhir etmelidir. &nbsp;</p>



<p>Taktiksel
kuralların geçerliliği, devrimci önermenin, halk iktidarının ve sosyalizmin
doğruluğu, örgütlenme biçimleri ve iktidarı ele geçirmeye doğru ilerlemenin
yöntemleri; partinin ve güçlerinin devrimci özelliği; yetenekleri ve
tutarlılıkları, cesaretleri ve kararlılıkları; devrimci liderlerin rolü ve
demokratik karakterleri, halk mücadelelerine önderlik etme kapasiteleri ve
kitle görevlerini yerine getirme becerileri, devrimci propagandanın motivasyon
ve içeriğini oluşturmalıdır.</p>



<p>Devrimci
propaganda faaliyeti, her şeyden önce işçi sınıfına, devrimin sosyal tabanı
olan halk kesimlerine, ikinci olarak, toplumun en yoksullaştırılmış kesimlerine
ve üçüncü olarak da nüfusun orta katmanlarındaki ilerici aydınlara yönelik
olmalıdır.</p>



<p>Devrimin
sosyal tabanı olarak işçi sınıfı, emekçiler ve köylüler, yoksul mahalle
sakinleri ve küçük işletme sahipleri, öğretmenler, lise ve üniversite
öğrencileri, devrimci pozisyon almaya açık olan demokratik ve yurtsever kadın
ve erkekler, sürekli olarak Marksist-Leninist fikirlerle kuşatılmalıdır.</p>



<p>İşçi
sınıfı, diğer emekçi sınıflar, kadınlar ve gençlik, gerici saldırının
mağdurlarıdırlar; gericilik ve oportünizmin ideolojik ve politik
manipulasyonuna açıktırlar. Partinin propagandası, bu unsurları dikkate almalı
ve onlara ulaşmanın yöntem ve araçlarını bulmalı; fikirlerini, sorunları ele
alış biçimlerini değiştirmelerini ve halk mücadelesinin örgütlenmesindeki
ilerici rollerini kavramalarını sağlamalıdır. </p>



<p>Nüfusun
çoğunluğu kapitalist sömürünün ve baskının mağdurudur; yoksulluğun yarattığı
tahribattan muzdariptirler; işsizlik ve yüksek geçim maliyeti nedeniyle
durumları her gün kötüleşir. Bunlar patlamaya hazır toplumsal kesimlerdir; her
tür eylemlere yönelmeye açıktırlar. Seçimlerde kendilerine tüm dünyayı,
kurtuluşu vaat eden popülist eğilimlerce maniple edilirler, bu gerçekleşmeyen
vaatlerin darbesini yerler. Bu yoksul insanlara, baldırı çıplaklara yönelik
parti propagandası yapılmalı; talep ettikleri fakat bir mesihin
gerçekleştirmesini bekledikleri değişim için mücadeleye kazanılmalıdırlar.
&nbsp;</p>



<p>Nüfusun
orta katmanlarındaki aydınların, küçük burjuvazinin bir bölümü, profesyoneller,
öğretmenler ve öğrenciler ilerici ve demokratik fikirlere sahiptirler; sistemin
“organik entelektüelleri” gibi absorbe edilmemişlerdir. Devrimci fikirleri
kavramaya ve onlara bağlanmaya açıktırlar; genellikle reformist, sosyal
demokrat oluşumların bir parçasını oluştururlar, fakat radikal bir grubu da
vardır. Bu sosyal kesimlerin etkinliklerinin doğası, onları fikir kurucuları
haline getirir. Partinin propagandası bu kesimlere de yönelmelidir.
Propagandanın içeriği, onun teorik geçerliliğini göstermeli, haklılığını,
doğruluğunu ve yerindeliğini kanıtlayan argümanlar içermelidir. Onlara, sadece
bizim fikirlerimizin alıcıları olmaları için değil fakat aynı zamanda fikir
üretenler ve devrimci propagandanın gerçekleştirilmesinde rol oynalarlar
olmaları fırsatını vermek için alan açmayı da unutmamalıyız. </p>



<p>Propaganda
alanındaki tecrübeler ve her şeyden önce tümseklere rağmen ilerleme ihtiyacı,
milyonlarca insana, tüm topluma, partinin sosyal tabanına, mülksüzlere ve
ilerici aydınlara ulaşmak için, propagandanın nitelik ve kapsamının artmasına
yardımcı olmalıdır; yazılı basının, broşürlerin, duvar yazılarının ve
panolarının, internet ve bilgisayarların, radyo ve televizyonun birçok farklı
kullanımı artmalı, ama aynı zamanda röportajlar, tartışmalar, açıklamalar,
bültenler, çağrılar vs. yoluyla ticari medyada da fırsatlar
değerlendirilmelidir. </p>



<p>Marksist-Leninist
partinin temel propaganda aracı, merkez komitesinin yayın organı olan merkezi
gazete olmalıdır. Leninizm parti gazetesinin olağanüstü rolüne vurgu yapar;
“Iskra”dan “Pravda”ya gazete, yığınların devrimci eyleminin kalesi olmuştur;
işçi sınıfının ve köylülüğün, sendika örgütleyicisi ve partinin mücadelesinin
propagandacısı ve ajitatörü rolünü üstlenmiş, iktidarı ele geçirme çağrısının
taşıyıcısı olmuştur.</p>



<p>Elbette
üretici güçlerin gelişmesi, bilim ve teknolojideki yenilikler ve son zamanlarda
özellikle internet ve sosyal ağların rolüyle birlikte medya da gelişmiştir.
Ancak bu farklı biçimlerin kullanımını da reddetmeden, parti, gazete konusunda
ve onun düzenli yayınlanmasında, partinin politik birliğinin sağlanmasında,
yığınların ve işçilerin sınıf mücadelesinin örgütlenmesinin aracı olma
kapasitesinde ısrar etmelidir. &nbsp;</p>



<p><strong>Devrimci
şiddet tarihin ebesidir </strong></p>



<p>Kölelerin
kurtuluşu, kendi isyanlarının, zincirleri kıran ve insan toplumunun gelişiminde
yeni bir aşamayı başlatan, feodal lordların otokrasisine, mutlakiyete ve “özgür
insanlar” olarak esaret altında bulunan milyonlarca köylünün serfliğine karşı
büyük ayaklanma ve devrimlerin sonucuydu. Gericilik, burjuvazinin siyasi iktidara
yükselmek ve kapitalist sistemi kurmak için faydalandığı zanaatkârların ve
köylülerin devrimi ile ortadan kaldırıldı. Feodal aristokrasi ve gericiliğin
ayrıcalıklarını yeniden kazanmak için art arda &nbsp;girişimlerinde şiddet de
kullanıldı; fakat işçi ve köylüleri kendi birlikleri olarak gören burjuvazinin
kullandığı devrimci şiddetle tekrar tekrar yenilgiye uğratıldı. İktidardaki
burjuvazi şiddeti kendi çıkarlarını muhafaza etmek, onları çoğaltmak ve
sürdürmek için kullanır. Emperyalizm, ekonomik ve siyasi egemenliğini saldırı
savaşları, kukla rejimler ve işgal ordularıyla pekiştirir. </p>



<p>İlk
muzaffer proletarya devrimi olan Paris Komünü, ilk işçi hükümetini kurdu;
proletarya diktatörlüğünün bu ilk biçimine işçilerin silahlı ayaklanması eşlik
etti; kapitalistlerin üstünlüğüne yenik düşene kadar kendini devrimci şiddet
yoluyla korudu. Büyük Ekim Devrimi, 25 Ekim 1917’deki silahlı ayaklanma ile
doğdu; karşı devrimin saldırısını göğüsledi ve Kızıl Ordu’ya ve silahlı işçi ve
köylülerin gelecekleri için savaşmasına dayanarak, kanlı bir iç savaşın
ardından onu yendi. Arnavutluk Devrimi, Çin Devrimi, Vietnam kurtuluş savaşı ve
iktidarı ele geçirerek büyük sosyalist kampı oluşturan tüm devrimler devrimci
savaşın, gerilla savaşının ve ayaklanmaların eseri ve sonucuydular. </p>



<p>Kapitalizme karşı, değişim ve
sosyalizm için mücadele eden toplumsal ve politik güçler arasında devrimci
şiddetin kullanımı açısından farklı anlayış ve pratikler mevcuttur. Biz
Maksist-Leninistler, iradeci fikir ve pratikler, gerilla fokoculuğu, öncü savaşçılar,
bireysel kahramanlar, kitlelerin kurtarıcısı olma anlayışın, radikal küçük
burjuva anaşistler ile proleter anlayış arasındaki farkları net bir şekilde
ortaya koymalıyız. Komünistler, anlayış ve pratik olarak pozisyonlarını
bireysel terörizminden ayırır, gerici ve faşist terörizmi mahkum ederler. </p>



<p>İşçilerin
kurtuluşu, gerçek bağımsızlıkları ancak proletarya partisinin önderliğinde
kitlelerin örgütlü şiddetinin zaferiyle gerçekleşebilir. Marksist-Leninist
komünistler devrimci şiddeti destekler ve onu somut tarihsel koşullar içinde
örgütlemeye çalışırlar. </p>



<p>Devrimci
şiddeti iktidarı almaya yönelik bir mücadele biçimi olarak kavrayan proletarya
partisi, mücadelenin tüm diğer biçimlerinin kullanılmasını da öngörür: Ekonomik
mücadele, sendika ve derneklerin mücadeleleri, halkların demokratik
hareketleri, işyeri grevleri ve genel grev, halk ayaklanmaları, sokak
mücadeleleri, yürüyüşler, protestolar, yol ve toprak işgalleri, temsili
demokrasi altında seçimlere katılmak gibi&#8230; </p>



<p>Proletarya
partisi her koşulda, açıktan ve burjuva yasallığından faydalanarak, yarı
yasallık ve illegalite koşullarında gizlilik halinde devrim için mücadele eder.</p>



<p>Proletarya
partisinin uzmanlığı, daima iktidar ve zafer perspektifiyle tüm mücadele
biçimlerini kullandığı, onları güç biriktirmek, işçilerin ve gençliğin
örgütlenmesine katkı sağlamak ve siyasi olarak eğitmek için kullandığı ölçüde
gelişir. Mücadelenin tüm biçimlerini kullanmak, stratejik hedefler açısından
onları doğru kombine etmek ve kitlelerin devrimci şiddeti kullanması, işçi
sınıfı ve partisinin devrimi örgütlemesini, iktidarı ele geçirmesini ve
önderliğini gerçekleştirmesini ve sosyalizmi inşa etme görevini hayata
geçirmesini sağlar. </p>



<p><strong>Demokratik
merkeziyetçilik işçi sınıfı partisinin payandasıdır</strong></p>



<p>Komünist
parti bir örgütler sistemidir; Lenin, işçi sınıfının devrimci partisinin
inşasının ilk günlerinden itibaren bunu işaret etmiştir. </p>



<p>Bu tanım,
demir disipline ve merkezi bir yönetime sahip, örgütlü bir parti ihtiyacını
ifade eder. Bu, yolunu kaybetmeden inisiyatif gösteren tek bir siyasi
liderliğin rehberliğinde, kitlelerle birlikte devrimci eylemi yaşama geçiren militanların
örgütüdür. </p>



<p>Demokratik
merkeziyetçilikte demokrasi ile merkeziyetçilik, özgürlük ile disiplin,
yarıtıcı inisiyatif ile planlı ve kontrollü eylem bir aradadır.</p>



<p>Demokrasi
ve merkeziyetçilik arasında, ikincisi önde gelir, proletarya partisini tanımlar
ve karakterize eder. Komünist Partide, demokrasi ve merkeziyetçilik
arasında bütünsel bir ilişki vardır. Parti faaliyetinin geliştiği farklı
siyasal koşullar merkeziyetçilik ile demokrasi arasındaki ilişkiyi etkiler.
Baskının yoğunlaştığı durumlarda, merkeziyetçilik zorunlu olarak öne çıkar;
ancak demokratik özgürlüklerin geliştiği koşullarda partide de demokrasinin
daha fazla öne çıkması mümkün ve gereklidir. </p>



<p>Merkeziyetçi
bir örgüt olarak Marksist-Leninist parti, paralel yönetime izin vermez, hiçbir
tür fraksiyonu tanımaz. Demokratik bir örgüt olarak ise tüm üyeleri için hak ve
görevlerde eşitliği; gerekli kanallar kullanarak her düzeyde seçim yapılmasını,
görevden alma hakkını, daha yüksek organların parti tabanını düzenli
bilgilendirmesi ve onlara danışmasını; eleştiri hakkını ve sözü edilen organlar
ile yöneticilere öneride bulunma hakkını sağlar. &nbsp;&nbsp;</p>



<p>Devrimci
demokrasinin parti yaşamındaki geçerliliği, önemli meselelerde en geniş ama
planlı siyasi tartışmaların örgütlenmesiyle, siyasi çizginin, ilkelerin, parti
program ve tüzüğünün oluşturulmasına tüm organ ve üyelerin katılımının
sağlanmasıyla, yönetici organların kararlarının cesaretle uygulanması ve
geliştirilmesi için gerçekleştirilen coşkulu ve yaratıcı eylemlerde, eleştiri
ve özeleştirinin düzenli ve doğru uygulanmasında, kolektif yönetim ve kişisel
sorumluluk pratiğinde ifadesini bulur. </p>



<p>Bu
kuralların gerçekten etkili olabilmesi için, yöneticiler ile üyeler arasında
eşitliğe ve yoldaşlığa dayalı bir atmosfer yaratılmalıdır. Bunun başarılması için
yapılması gereken en önemli şey yöneticilerin üyelere yönelik saygılı
tutumudur.&nbsp; </p>



<p>Merkeziyetçilik,
tabanın fikir ve inisiyatifinin dikkatle ele alınması, sentezlenmesi ve tek bir
yönelimedönüştürülmesiyle; alınan karar ve varılan anlaşmaların hayata geçirilmesi
ve kısıtlanmadan uygulanmasını sağlamak için pratik önlemlerin adapte
edilmesiyle; parti güçlerinin mücadelenin ihtiyaçlarına göre birleştirilmesi ve
dağıtılmasıyla ve tüm üyelerin eylem birliğinin garanti altına alınmasıyla
gerçekleştirilir. </p>



<p>Kruşçevci
revizyonizm, her türden sol ve sağ oportünistler ve tabi ki gericiliğin ve
burjuvazinin ideologları, demokratik merkeziyetçiliği katılığın, her şeye kadir
merkez komitenin otoriterliğinin, Stalinizm dedikleri şeyin bir manifestosu
olarak mahkum ederler. Çok sayıda küçük burjuva devrimci grup ve birey,
demokratik merkeziyetçiliği anti-demokratik görüp eleştirir ve siyasi fikir ve
eylemde özgürlük talep eder. </p>



<p>Tarihsel
tecrübe, Marksist-Leninist partinin inşa edilmesi ve güçlendirilmesinde
demokratik merkeziyetçiliğin doğruluğunu ve geçerliliğini kanıtlamıştır. Ancak
Marksizm-Leninizmi kılavuz edinen ve demokratik merkeziyetçiliği kuşanmış bir
parti, geçmişte, Ekim Devrimi ile 20. yüzyılın diğer proleter devrimlerini
örgütlemiş ve yönetebilmiş, sosyalizmi kurmuştur. Ancak böyle bir parti işçi
sınıfını ve halkı kapitalizmi yenme ve yeni dünyayı, işçilerin toplumunu, yani
sosyalizmi kurma gibi büyük bir görevi sürdürebilir. </p>



<p>CIPOML
saflarındaki Marksist-Leninist parti ve örgütler, demokratik merkeziyetçiliğin
gerekliğinin ısrarlı savunucusudurlar. </p>



<h1 class="wp-block-heading">Proletaryanın devrimci partisinin inşası</h1>



<p>Devrimin
örgütlenmesi güçlü bir komünist parti gerektirir; büyük ve nitelikli, komünizm
davasına adanmış ve onun için mücadele eden kadın ve erkek binlerce devrimci
proleterden oluşan bir parti. </p>



<p>İdeolojik
ve politik birlik, irade ve eylem birliği, demirden bir disiplin ihtiyacı,
proletaryanın devrimci partisinin eylemi için vazgeçilmez şartlardan doğarlar,
fakat aynı zamanda proletarya demokrasinin de ciddi ve sınırsız pratiğinin
ifadeleridirler. </p>



<p>Partinin
bireylerin toplamı olmadığı, bir organlar sistemi olduğu anlayışı, proletarya
partisinin karakteristik özelliğidir. </p>



<p>Partinin
yığınlarla ideolojik, politik ve örgütsel ilişkisi, parti inşasının bir diğer
dayanağıdır; bu durum, tarihi yığınların yazdığı, sosyal varlığın bilinci
belirlediği materyalist anlayışıyla, bilgi kuramıyla ve kendilindenciliğin
reddiyle teyit edilir. </p>



<h1 class="wp-block-heading">Teori ve pratiğin diyalektik ilişkisi </h1>



<h1 class="wp-block-heading">Devrimci teori olmadan devrimci pratik
olmaz görüşü, partinin teorinin ele alınması ve tartışılmasındaki rolü, işçi
sınıfının ve yığınların devrimci teoriyle donatılması zorunluluğu parti yaşamı
ve inşasının vazgeçilmez bileşenleridirler. </h1>



<p>Sorunların
çözümünde, yanlışların düzeltilmesinde ve parti içindeki zorlukların
aşılmasında eleştiri ve özeleştirinin geçerliliği, parti içinde proletarya
ideolojisi ve siyasetine yabancı tutum ve pratikleri yenmek için ideolojik
mücadelenin doğru kullanımı, partinin sınıf karakterini garanti altına alır. </p>



<p>Komünistlere
on yıllar boyunca farklı ülke ve koşullarda rehberlik eden, doğru ve devrimci
oldukları kanıtlanmış bu temel ilkeler, çeşitli partilerin devrimi yönetme,
iktidarı ele geçirme ve sosyalizmin inşasına başlama tarihsel rollerini yerine
getirmesini sağlamıştır. </p>



<p>Marksist-Leninistler,
“yeni tipte” partinin temelleri olan bu ilkelere bağlılıklarını ortaya koyar,
proletarya partisinin inşa ederken onları uygulamaya çalışırlar. </p>



<p>CIPOML
partileri hâlâ işlerlikleri sorunlu, kitlelerle yeterince bağları olmayan küçük
örgütlerdir. Bu parti ve örgütler yavaş büyümekte, devrimin ihtiyaçları ve
olanakları konusunda geride kalmakta, mevcut bulundukları az sayıda ülkede
mücadele etmektedirler. Partinin yürüttüğü politik çalışma bakımından örgütsel
gelişimleri yetersizdir. </p>



<p>Devrimci
sürecin güncel koşullarında partinin gelişmesinde nasıl ilerleneceği meselesi
çok önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. </p>



<h1 class="wp-block-heading">Nitelik ve
nicelik olarak büyük bir parti için </h1>



<p>Devrimin
örgütleyicisi rolü, işçi sınıfının saflarında, fabrikalarda, köylüler içinde,
madenlerde ve yoksul mahallelerde, kadınlar ve gençlik içinde kök salmış büyük
ve yetenekli bir komünist parti tarafından başarıyla
&nbsp;gerçekleştirilebilir. </p>



<p>Parti
birimi, partiyi işçi sınıfına bağlayan temel çekirdektir; işyeri birimi,
komünist partinin ideolojik, politik ve örgütsel özelliğini karakterize eder. </p>



<p>Birim, partinin temel örgütüdür.
Emekçi yığınların bağrında, onların yaşamları ve sorunlarıyla daimi ilişki
içinde olan, özlemlerini ve taleplerini, ihtiyaçlarını, bilinç düzeylerini ve
ruh hallerini bilen ve anlayan komünistlerden oluşan çekirdektir. Komünizmin
fikirlerini yığınlara taşıyan, ajitasyon yapan, ikna eden ve devrimci
mücadeleye hazırlayan devrimci propagandacılar grubudur. Yığınların
mücadelesini örgütleyecek ve onu zafere taşıyacak, halkı politik olarak
eğitecek, toplumsal ve devrimci örgütlenmesini güçlendirecek genel kurmaydır.
Birim, üyelerin çelikleştiği, devrimci kardeşliğin, proletarya dayanışmasının
geliştirildiği komünist okuludur. Yeni komünistlerin örgütlenip yetiştirildiği,
parti inşa merkezidir. Birim partiyi, programını ve fikirlerini, günlük
politikalarını ve stratejik hedeflerini temsil eder; devrim ve sosyalizm
mücadelesinin öncü rolünün bir ifadesidir. </p>



<p>Yığınların farklı örgütlenmeleri
içindeki halk önderlerinin seçimi, birimlere alınması ve eğitimi, parti üyeliği
adaylarının gruplar halinde örgütlenmeleri sürecinin adımları olarak
anlaşılmalıdır. </p>



<p>Elbette bu örgütsel çekirdeklerin tüm
taban üyeleri komünist parti üyesi olmayacaktır. Bu büyük onur ve sorumluluk,
Marksizm-Leninizmin temel doktrinlerini kavrayarak ilerleyen ve onları kitle
mücadelesinde, devrimci mücadelede kullanan en istikrarlı ve fedakâr halk
önderlerinin olacaktır. Bu hiçbir şekilde, sendika ve kitle örgütü üyesi
olanların, parti üyesi olmadan devrimci olamayacakları anlamına gelmez. Tersine
onlar devrimci güçlerin bileşenleri, örgütçüler ve kitle mücadelesinin
liderleridirler. Komünistler ise onlarla aralarındaki ideolojik, politik ve örgütsel
birliği sağlamlaştırmalı, onların fikirlerine ve belirli özelliklerine saygı
göstermeli, onlarla birlikte proletarya devriminin çeşitli müfrezelerini
güçlendirilmelidir. </p>



<p>Komünist
partinin yeni üyeleri, bu sosyal mücadeleciler arasından, onların en tutarlı ve
samimi olanları, kendi çıkarlarına en sıkı bağlılık gösterenleri, kendi
çevresinin çok ötesini görerek ilerleyenleri, yeni yollar ve çözümler
arayanları arasından olacaktır. Bu kitle önderleri arasında, en genç ve kararlı
olanlara, en cesurlara, &nbsp;zeka ve inisiyatif gösterenlere, değişim talep
edenlere dikkat edilmelidir; onlar devrimin ve sosyalizmin tohumları, bugünü ve
geleceğidirler. </p>



<p>Bu
potansiyel komünistlerin, mevcut durum, sorunların nedenleri ve çözümü hakkında
kafalarının açık olması beklenemez. Onlardan Marksizm-Leninizmi, partinin
devrimci siyasi çizgisini, politika ve önermelerini tamamen kavramış olmaları,
partiye kabul edilmelerinin şartı olarak talep edilmemelidir. Bütün bunları
parti içinde, komünistler olarak bütünleşme ve eğitim sürecinde kavrayıp
öğreneceklerdir. </p>



<p><strong>Partinin
inşası yönetici bir çekirdek gerektirir </strong></p>



<p>Parti
liderliğinin öncelikle de Merkez Komitesi sorununun çözümü, partinin büyümesi,
sağlamlaşması ve gelişmesinin kaçınılmaz şartıdır. </p>



<p>Sebat ve
azim gerektiren bir görev ve sorumluluktur ve az çok karmaşık süreçler
içerisinde gelişir. &nbsp;</p>



<p>Yönetici
çekirdeğin sağlamlığının temelleri:</p>



<p>&#8211; Devrimci
teorinin, Marksizm-Leninizmin kavranması ve özümsenmesinde, bu çekirdeğin,
ilkeler ışığında ve işçi sınıfının çıkarları doğrultusunda, toplumun ve ülkenin
içinde bulunduğu karmaşık ve değişken durumu, işçi sınıfının uluslararası
mücadelesini anlama ve yorumlama yeteneğinde;</p>



<p>&#8211; işçi
sınıfı ve bir bütün olarak toplum için politika belirleme kapasitesinde;</p>



<p>&#8211;
kendisini işçi sınıfının örgütlenme ve mücadelesine, toplumda gelişen siyasi
mücadeleye dahil etme isteğinde;</p>



<p>&#8211; partiyi
yönetme görevi üstlenmedeki kararlılığında, parti saflarıyla arasında doğrudan
liderlik ilişkisi kurmasında;</p>



<p>&#8211; tutarlı
bir eleştiri ve özeleştiri ile ideolojik mücadele pratiğinde;</p>



<p>&#8211; parti
yaşamındaki sorunlarla yüzleşme ve bunlara çözüm getirme, üyelerin endişelerini
dinleme ve onlara devrimci ve yerinde yanıtlar verme istekliliğindedir. </p>



<p>&#8211; Parti
liderleri korkusuz, cesur, yerinde davranan kişiler olmalı, devrimci sadelik ve
tutkuda örnek olmalıdırlar. </p>



<p>Görev ve
sorumluluklarını bilen ve üstlenen bir Merkez Komitesinin oluşturulması günlük
olarak ifadesini bulur; iniş ve çıkışları olacaktır, fakat partinin inşasını ve
işçi sınıfının sosyalizm için devrimci mücadelesinin önderliğini garanti altına
alacaktır. </p>



<p><strong>Partinin
inşası, partinin, onun politikalarının ve kadrolarının kitleler içinde
ilerletilmesini gerektirir</strong></p>



<p>Partinin
devrimci politikalarını, acil ve stratejik önerilerini, krize karşı mücadelede
işçilerin ve halkın yararına çözüm getirme konusunda komünistlerin önerilerini,
bugün ve yarın için yaptıkları önerileri yaygınlaştırmak için ısrarlı bir
çalışma yürütmek, partinin adını, sembollerini, sloganlarını tanıtmak gerekir.
Komünistler kitleler içinde, halk savaşçıları içinde doğrudan ve yüksek sesle
varlık göstermelidir; kısacası partinin ve politikalarının, kadrolarının
proletarya ve diğer emekçi sınıflar, gençlik ve kadınlar içinde tanıtımı,
ilerletilmesi elzemdir.</p>



<p>İşçilerin
ve köylülerin, öğretmenlerin ve gençliğin, sosyal mücadele yürütenlerin, daha
iyi bir gelecek özlemi çeken, bunun için bir şeyler yapmak isteyen kadın ve
erkeklerin, partiyi tanımadan, onun önerilerinden haberdar olmadan, mücadele
kapasitesini bilmeden kurtuluş mücadelesinin yolu ve aracı olarak partiyi kabul
edeceğini söyleyemeyiz.</p>



<p>Partiyi
kitleler içinde nasıl tanıtabiliriz?</p>



<p>Partinin
politikaları kitleler içinde tüm araçlar kullanılarak yaygınlaştırılmalıdır;
partinin adını kamuoyunda görünür kılmak gerekir; partinin kadroları ve
militanları kitleler ve diğer toplumsal mücadele yürütenler tarafından kabul
görmeli, bu teoride ve pratikte yansımalı, önerilerinin netliği ve sağlamlığı,
sendikal örgüt liderlerinin cesareti, kararlılığı, sınıfın çıkarlarına
bağlılığında kanıtlanmalıdır.</p>



<p>Parti
merkez yayınının dağıtımı, hücre propagandası, bildirisi, broşürü, afişi,
kitlelerle etkileşimleri taban ve yönetim örgütlerinin düzenli dikkatini
gerektirir.</p>



<p>Bu şekilde
ilerlemek partinin kuruluş süreci için uygun koşulları yaratacak, partinin
kitleler ve halkçı mücadele yürütenler için bir referans noktası olmasını
sağlayacaktır.</p>



<h1 class="wp-block-heading">Yeni ve çok sayıda parti kadrosunun eğitimi</h1>



<p>Komünist
partiler önemli sayıda kadroya, yığınlar arasında liderliklerini hakkıyla kazanmış,
sevilen ve saygı duyulan halk önderlerine sahip olmalıdırlar. </p>



<p>Bu hem
bizler hem de başkaları tarafından kabul edilen bir gerçekliktir. Fakat yığın
hareketinin mevcut ihtiyaçları ve her şeyden önce gelişiminin olanak ve
ihtiyaçları, devrimci kadroların sayısının artmasını gerektirir. </p>



<p>Yeni
kadrolar kendiliğinden oluşmayacak, çok sayıda üyenin, devrimci süreçte
yığınların liderliğini üstlenmeye istekli ve nitelikli kadın ve erkek
komünistlerin varlığıyla mümkün olacaktır. </p>



<p>Kadronların
eğitimi, parti yönetiminin ısrarlı çalışmasını gerektirdiği gibi, her üyenin
bir adım daha ileri atmada istekli olmasını da gerektirir. </p>



<p>Devrimci
teorinin öğretilmesi, kültürel formasyon, yetenek, yetenek, kapasite ve sosyal
pratiklerin geliştirilmesi liderlerin yığınlara biçim vermesi için
kaçınılmazdır. Üyelik, parti yaşamı, proletarya demokrasisi pratiği, eleştiri
ve özeleştiri, ideolojik mücadele, yanı sıra sendikal örgütlenme ve mücadele
ile işçi yığınlarının siyasi ve sosyal mücadeleye katılımı, kadroların devrimci
bilincinin güçlenmesine katkıda bulunur, onları kitlelerin siyasi önderleri
olmaya hazırlar. </p>



<p>Uluslararası
Marksist-Leninist Parti ve Örgütler Konferansı (CIPOML) 24. Genel Oturumu</p>



<p>Meksika,
Kasım 2018</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uluslararası Durum (2016-2017)</title>
		<link>https://www.cipoml.net/tr/uluslararasi-durum-2016-2017/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 14 Dec 2017 06:57:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[2017 - Tunus]]></category>
		<category><![CDATA[Temel metinler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cipoml.net/tr/?p=326</guid>

					<description><![CDATA[1 &#8211; Kapitalist Dünya Ekonomisi ve Gelişme Eğilimi CIPOML’nin uluslararası duruma ilişkin son materyallerinde dünya kapitalist ekonomisinin büyüme hızındaki düşüşe, süreç olarak dalgalı, sektörler ve ülkeler arasındaki ilişki bakımından&#160; dengesiz gelişme sürecine, istikrarsızlığı derinleştiren etkenlere dikkat çekiliyordu. Üretimin kapitalist dünya pazarından daha hızlı büyümesi, dünya ölçeğinde yeni bir krize yol açacak düzeye çıkmamasına karşın, toplam [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>1<strong> &#8211; Kapitalist Dünya Ekonomisi ve Gelişme Eğilimi</strong></p>
<p>CIPOML’nin uluslararası duruma ilişkin son materyallerinde dünya kapitalist ekonomisinin büyüme hızındaki düşüşe, süreç olarak dalgalı, sektörler ve ülkeler arasındaki ilişki bakımından&nbsp; dengesiz gelişme sürecine, istikrarsızlığı derinleştiren etkenlere dikkat çekiliyordu. Üretimin kapitalist dünya pazarından daha hızlı büyümesi, dünya ölçeğinde yeni bir krize yol açacak düzeye çıkmamasına karşın, toplam üretimin artış hızında sert düşüşleri gündeme getirmiş ve dünya sanayi üretimi artış oranı 2014’te %3,3’e kadar gerilemişti. 2015 yılında ise bir önceki yıla göre yarıya yakın bir azalışla&nbsp; %1,7’ye düşmüştü. 2016 yılında ise birçok ülkede alınan –sorunları ortadan kaldırmayan sadece ağırlaştırarak sonraki yıllara erteleyen– önlemlere karşın, dünya sanayi üretimi (özellikle son çeyrekteki artışla) ancak %1,9 oranında büyüyebildi. Son veriler, geçen yılın sonlarında başlayan büyüme oranındaki artışın bu yılın ilk yarısında da dengesiz ve dalgalı bir biçimde devam ettiğini göstermektedir.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1"><sup>[1]</sup></a></p>
<p>Önceki yıllarda kapitalist dünya pazarı ve ticaret hacminin de büyüme hızı düşmüş, zaman zaman dünya sanayi üretim hızının altında dalgalı ve dengesiz bir gelişme göstermişti. Dünya ticaret hacmi, 2014’te dünya sanayi üretiminin altında (%2,7) sonraki yılda ise çok az bir farkla üstünde (%2,1) bir hızla büyümüştü. 2016 yılında ise son çeyrekteki artışa karşın, dünya ticaret hacmi, dünya sanayi üretimi büyüme hızının altında bir oranda büyümüş ve %1,4’e kadar gerilemişti. 2017 yılının 1. ve 2. çeyreklerinde&nbsp; dünya ticaret hacminin büyüme hızı, 2016 yılının son çeyreğinin altında seyretmekte ve gerileme eğilimi içine girmiş bulunmaktadır.<a href="#_ftn2" name="_ftnref2"><sup>[2]</sup></a></p>
<p>Tarımda bir aşırı üretim bunalımı henüz ortaya çıkmamış olsa da, bir yanda açlık ve yoksulluk sürerken, diğer yanda da her yıl büyük miktarlarda gıda maddesi imha ediliyor ve bazı tarımsal ürünlerde de stoklar büyüyordu. İklimsel ve diğer doğal etkenlerin yol açtığı oynamaların ötesinde, tarımsal üretimde de inişli çıkışlı ve dengesiz bir süreç yaşanıyor. Pazarın üretimle uyumlu bir gelişme göstermemesi -bu kapitalist gelişme sürecinin en önemli özelliklerinden biri ve krizlerin temelidir-, daha doğru bir ifade tarzıyla üretimin pazarlardan hızlı büyümesi birçok sektörde stokların büyümesi ve tekellerin fiyatların düşmesini engelleme çabalarına karşın meta fiyatlarının (en çarpıcı örnek petrol) düşmesine ve aşırı dalgalanmasına yol açtı.</p>
<p>Ülkeler arasında eşit olmayan gelişme ve bunun sonuçlarından biri olan kapitalist ülkeler arasındaki güçler ilişkisinin değişmesi, öncesinde olduğu gibi son bir yılda da devam etti. Bu özellikle sanayi üretimi büyüme hızı incelendiğinde açıkça görülmektedir.</p>
<p>Dünyanın en büyük ekonomisi olan ABD’de sanayi üretimi 2014’te dünya sanayi üretimine yakın bir düzeyde, %3,1 büyümesine karşın, aynı yılın son aylarında sanayi üretimi artış hızı gerilemeye başladı. 2015 ve 2016 yıllarında, büyümek bir yana sırasıyla 0,7 ve 1,2 oranında küçüldü. Ancak, ABD sanayi üretimi 2016 toplamında gerilemesine karşın, son aylarında tekrar büyümeye başladı ve büyüme bu yılın ilk yarısında da sürmektedir.</p>
<p>2014 yılında 8,3 büyüyen Çin sanayi üretimi, alınan tüm önlemeler ve teşviklere karşın, sonraki yıllarda %6-7 aralığına kadar geriledi. 2017’nin ilk yarısında da Çin sanayi üretimi bu aralıkta&nbsp; büyümeye devam etti. Büyüme hızı öncesine göre düşmesine karşın, Çin hala eskinin gelişmiş kapitalist ülkelerinden daha istikrarlı ve yüksek bir büyüme gösteriyor ve dünyanın en hızlı büyüyen ülkeleri arasında yer alıyor. <a href="#_ftn3" name="_ftnref3"><sup>[3]</sup></a> Örneğin 2016 yılında Çin ilk defa sanayi üretimi bakımından ABD’yi geçti (Kuşkusuz bu, ABD’nin dünyanın en büyük ekonomisi olması gerçeğini henüz değiştirmiyor, ancak gelişmenin doğrultusu konusunda bir fikir veriyor).</p>
<p>Dünyanın 3. büyük ekonomisi Japonya’da sanayi üretimi 2014 yılında 1,9 büyürken sonraki iki yılda sırasıyla 1,3&nbsp; ve 0,4 küçüldü. Japonya açısından daha çarpıcı bir başka gerçek de sanayi üretiminin 2009 yılı ortalarında başlayan toparlanmayı sürdürememesi ve 2010 yılından sonra büyümeninin yerini, sanayi üretiminde düşüş ve durgunluğun almasıdır. Japon sanayi üretimi 2008 krizi öncesinin en yüksek düzeyine ulaşamadığı gibi hala 2010 yılının da altında seyretmektedir.</p>
<p>Çin’den sonra dış ticaret fazlası en yüksek ve dünyanın 4. büyük ekonomisi olan Almanya ise bu yıllarda düşük düzeyde de olsa büyümeye devam etti. Almanya’daki büyümenin de etkisiyle Euro bölgesi sanayi üretimi 2014’de %0,8 sonraki yıllarda ise %2,1 ve %1,5 büyüdü. Bu yıl da büyümeye devam etti. Ancak bu büyüme de Euro bölgesi ülkeleri bakımından son derece dengesiz ve dalgalı bir seyir izledi.</p>
<p>Eşit olmayan dengesiz gelişmenin diğer çarpıcı örnekleri de Brezilya ve Hindistan. Bir dönemin büyüme ve gelişme açısından örnek ülkesi olarak gösterilen Brezilya, sanayi bakımından geriler, daha çok hammade üreticisi ve satıcısı bir ülke haline gelir ve krize girerken, Hindistan’ın büyüme hızı yabancı sermaye girişinin artmasına da bağlı olarak yükseldi. 2016’daki büyüme hızındaki düşüşe karşın, son yıllarda başta sanayi, ekonomisi en hızlı büyüyen ülkelerden biri oldu. Hindistan sanayi üretimi büyüme hızı bu yılın ilk yarısında da gerilemeye devam ediyor. Vietnam’ın yanı sıra sanayi üretimi 2010 yılından bu yana toplam dünya sanayi üretiminin üstünde bir hızla büyüyen başka bir ülke de Türkiye.</p>
<p>Brezilya’nın yanı sıra Latin Amerika’nın belli başlı ülkeleri arasında yer alan Meksika’da da sanayi üretimi 2016 yılında artmak bir yana, düştü. Negatif büyüme 2017 yılı ilk yarısında da devam etmektedir. Farklı düzeylerde de olsa Avrupa, Asya, Afrika ekonomileri büyürken Latin Amerika sanayi üretimi 2014 sonlarından itibaren gerilemeye başladı ve bir yıl içinde 2010 yılı sanayi üretiminin de altına düştü. Sanayi üretiminde negatif büyüme 2016 yılında da sürdü. 2017 Mart-Nisan aylarında da 2010 yılı altında seyrediyor. Buna karşılık Asya, dünyanın en hızlı büyüyen bölgesi ve dünya ekonomisi içindeki yeri her alanda güçleniyor.</p>
<p>Aşırı üretim ve dünya ekonomisinin büyüme hızındaki düşüş, birçok hammaddenin yanı sıra petrol fiyatlarının da düşmesine yol açtı. Petrol fiyatlarının düşmesi, Suudi Arabistan ve Venezuela başta olmak üzere, ekonomileri gaz ve petrol çıkarımı ve ihracatına bağlı diğer ülkelerin yanı sıra Rusya ve İran’ın da ekonomisini sarstı. ABD emperyalizminin yıkıcı faaliyetlerinin de etkisiyle Venezuela çok yönlü bir krize girer, Suudi Arabistan tasarruf önlemleri almak zorunda kalırken, Rusya’da ekonomik büyüme geriledi.<a href="#_ftn4" name="_ftnref4"><sup>[4]</sup></a></p>
<p>Çin, ekonomik büyümeyi sürdürebilmek, önüne koyduğu hedefleri gerçekleştirebilmek için borçlanıyor. Çin’in toplam borcunun GSYİH’a oranı 2007 sonunda %148 iken, 2016’nın ilk çeyreğinde % 237’ye yükseldi. Bugün ise bu oran % 304’e ulaşmış durumda. Oran olarak, mali yapısı, ekonomik temeli ve kaynakları daha güçlü ABD ve Euro bölgesinin borçlanma düzeyine yaklaştı.<a href="#_ftn5" name="_ftnref5"><sup>[5]</sup></a> Daha fazla borçlanma sadece Çin’e özgü değil. 2008 krizi öncesi benzeri balonlar, başta Çin olmak üzere birçok ülkede büyüyor. 2008 krizinde derinden sarsılmış olan mali dengeler, kriz öncesi düzeyin gerisinde. Borçlar ve GSYİH’ya oranları özellikle son yıllarda yükselmeye devam ediyor.</p>
<p>Mali oligarşinin, devlet harcamalarını artırıp, kredi kullanma ve borçlanma olanaklarını genişleterek geçici bir süre için de olsa tüketimi canlandırarak pazarı genişletme, hiç değilse daralmasını engelleyerek ekonomik büyümeyi sürdürmeye yönelik önlemleri, mali dengelerin alt üst olmasına, mali istikrarı sağlamak için alınan önlemler ise pazarın daralması ve büyüme hızının düşmesine, çözülmeye çalışilan sorunların kısa bir süre sonra ağırlaşarak ve başka sorunları büyüterek gündeme gelmesine yol açmaktadır. Tekelci burjuvazinin, mali kurumların yanı sıra devlet aygıtını da en etkin bir biçimde kullanarak ekonomiye müdahale etmesi, kapitalist ekonominin yasalarını ortadan kaldırmamakta, onun gelişme seyrini ve yönünü temelde değiştirmemekte, kapitalizm gerek dünya gerek ülkeler ölçeğinde değişen sürelerle gündeme gelen kriz ve durgunluklardan kurtulamamaktadır.</p>
<p>Bu yılın sonu ya da gelecek yıl şiddetli bir mali krize girileceğini ileri sürenler de olmakla birlikte, kapitalist dünyanın yönetici çevreleri, dünya ekonomisindeki büyümenin yükselerek 2018 yılı ve sonrasında da devam edeceğini açıklıyorlar. Ancak, tüm veriler, 2016 yılının sonları ve bu yılın başlarındaki istikrarsız ve dengesiz büyümenin de uzun sürmeyeceğini göstermektedir.&nbsp; Başta belli başlı emperyalist devletler olmak üzere, ülkeler arasındaki güçler ilişkisinin her alanda değişiyor olması ve dünyayı paylaşım mücadelesinin şiddetlenmesi vb. bu istikrarsızlık ve dalgalanmaları derinleştirmektedir. Kapitalist toplumda ekonominin büyüme süreci aynı zamanda her alanda yeni bir krizin unsurlarının biriktiği bir süreçtir.</p>
<p>2<strong>&#8211; Emperyalistler Arasında Çelişkiler Şiddetleniyor</strong></p>
<p>ABD’nin hegemonyası sarsılmasına ve zayıflama süreci devam etmesine karşın, o hala en yakın rakibinden her alanda açık farkla önde olan, dünyanın en büyük ekonomik, politik ve askeri gücü. Yüksek teknolojinin bir çok dalında ABD tekeli zayıflamakla birlikte devam ediyor. Öte yandan, ABD ile ona en yakın güce sahip olan emperyalist devletler arasında, ekonomik güç ve savaş kapasitesi bakımından hala büyük farklar olduğu gibi, karşısında ekonomik, politik-askeri olarak birleşmiş bir odak da henüz oluşmuş değil. Ancak, eşit olmayan sıçramalı gelişme ve belli başlı emperyalist güçlerin rakiplerini zayıflatmak, işçi sınıfının ve halkların sömürüsünden, ülkelerin yeraltı ve yerüstü kaynaklarının yağmalasından en büyük parçayı kapabilmek için her aracı ve yöntemi kullanarak sürdürdükleri paylaşım mücadeleleri şiddetlenerek devam ediyor. Son yıllarda Orta Doğu, Uzak Asya, Ukrayna bu mücadelenin ve gerilimlerin yoğunlaştığı başlıca bölgeler oldu.</p>
<p>Ukrayna’daki gelişmelerden hareketle, Rusya sınırına daha çok NATO ve ABD silahlı güçleri kaydırılırken, karşılıklı askeri tatbikatlar, özellikle hava ve deniz kuvvetlerine bağlı askeri unsurlar arasında dalaşmalar arttı. Orta Doğu’nun yanı sıra dünyanın en gerilimli ve karşılıklı gövde gösterileri ve askeri tatbikatların yapıldığı, sık sık sıcak bir çatışmanın eşiğinden dönülen bölgelerden biri Uzak Asya’dır. Kore Yarımadası gerilimin yükseldiği bölgelerden biri.&nbsp; ABD’nin Kuzey Kore’ye yönelik saldırıları, Çin ve Rusya’ya karşı yürüttüğü etki ve nüfuz alanlarını genişletme mücadelesi ile bağlantılı bir biçimde ve onun bir parçası olarak yoğunlaşıyor. Çin ile ABD ve müttefikleri arasında etki ve nüfuz alanlarını genişletmek için süren mücadele şiddetleniyor. Çin-Hindistan, Hindistan-Pakistan sınırları ise askeri tatbikatların ötesinde, sıcak çatışmaların yaşandığı ve karşılıklı silahlanmanın hızlandığı Asya’daki bir diğer bölgedir.</p>
<p>Eşit olmayan gelişmenin güçler ilişkisini değiştirmesi -ki bu yeni ya da yakın zamanda başlamış bir olgu değil- ve egemenliğinin sarsılması, ABD’nin başında bulunduğu Japonya ve NATO askeri şemsiyesi altında birleşmiş olan emperyalist güçler arası çelişki ve mücadelelerin artmasına ve daha açık bir biçimde ortaya çıkmasına yol açıyor. Aralarındaki çelişkiler keskinleşiyor ve farklı eğilimler gelişerek kristalize oluyor. Ancak bu gelişmeler henüz tam bir kopuş ve karşı karşıya geliş düzeyine erişmiş değil. ABD bütün olanaklarını kullanarak bunu engellemeye çalışıyor. ABD egemenliği ve dayatmalarına karşı, Fransa’dan sonra Almanya da kendi çıkarları ve tercihleri doğrultusunda daha açık ve net politikalar izliyor ve tutum geliştiriyor. Aksi yönde güvenceler verilmesine karşın, NATO’ya alternatif, uluslararası müdahale kapasitesine de sahip güçlü bir AB ordusu oluşturma yönünde adımlar atılıyor. Tarihsel olarak ABD ile daha yakın ekonomik, askeri, politik ve kültürel ilişkiler içinde olan ve AB’de ABD’nin başlıca dayanağı ve bir tür truva atı rolü oynayan İngiltere AB’den ayrıldı.</p>
<p>ABD, başta Almanya olmak üzere tüm NATO üyelerinin silahlanma harcamalarını artırmaları için baskı yapıyor. Bu artıştan en büyük payı kapacak olan ABD ve tekelleri. Yanı sıra Almanya vb. ülkelerin ekonomik yayılma için seferber ettiği kaynaklar bir nebze de olsa sınırlanmış ve büyük ölçüde ABD silah tekelleri tarafından kullanılmış olacak. ABD, özellikle ekonomik olarak yayılmaya ve güç toplamaya çalışan Almanya’nın bu politikasını boşa çıkararak engellemeye yöneliyor.</p>
<p>Sermayenin ve emtiaların uluslararası dolaşımının önündeki tüm engellerin kaldırılmasını Dünya Bankası ve IMF gibi uluslararası kuruluşların eşliğinde ve koordinasyonunda diğer ülkelere dayatan belli başlı emperyalist devletler ikiye bölünmüş durumda. Çin, Almanya ve bugüne kadar hemen her her sorunda ABD ile uyumlu hareket etmeye özen gösteren ve bunu dış politikasının temel unsurlarından biri olarak uygulayan Japonya, sermaye ve emtia hareketlerini sınırlayan önlemlerin alınmasına karşı çıkarken, ABD ve İngiltere açıkca korumacı önlemleri savunmaktadırlar. ABD bugün 1990’lı yıllarda Japonya’ya boyun eğdirdiği gibi, dayatmalarını kabul ettiremiyor.</p>
<p>AB ile transatlantik görüşmeleri çıkmaza girer, bir ilerleme sağlanamazken, ABD ve Asya ülkeleri arasında serbest ticareti daha doğrusu ekonomik kısıtlamaları asgari düzeye çekmeyi öngören serbest ticaret görüşmeleri iptal edildi. Özellikle Almanya karşısında dış ticaret açığı artan ABD, bir yandan korumacı önlemlere daha çok başvururken, diğer yandan da Almanya’nın büyüyen ticaret fazlasına dikkat çekerek Almanya’nın ABD ile ticaretinde denge sağlayacak önlemler almasını yani Almanya’nın ve AB’nin pazarlarını ABD’ye daha çok açmasını dayatıyor. Bir tür 1990’lı yıllarda Japonya’ya dayattığı ve kabul ettirdiği önlemlerin alınması için baskı yapıyor.</p>
<p>Trump yönetimi ile birlikte ABD, daha saldırgan, bir o kadar da dengesiz ve kaba bir politika izliyor. Bu, ABD ile müttefikleri ve ABD yönetim çevreleri arasındaki ilişkileri ve çelişkileri daha da karmaşık ve gerilimli hale getiriyor. Trump’la birlikte dünya ölçeğinde izlenecek taktikler ve öncelikler sorununda, ABD sermaye çevreleri ve yönetim aygıtları ile müttefikleri arasındaki çelişkiler açığa çıkarken daha da artacak gibi görünüyor. Seçildiğinden bu yana, rakip gruplar, Trump’ın görevden alınmasını gündemde tutuyor; onun en yakın çevresinden yetkili kişiler soruşturma konusu oluyor; görevden alınan ya da istifa etmek zorunda kalanların sayısı artıyor.</p>
<p>Dünyanın en büyük dış ticaret fazlasına sahip ve belli başlı emperyalist devletlerin en hızlı gelişeni olan Çin, bir yandan ekonomisinin teknik temelini yenileyerek diğer emperyalist ülkelerle arasındaki teknik açığı kapatmaya yönelirken, diğer yandan da meta ihracının yanı sıra sermaye ihracını da artırarak, etki ve nüfuz alanlarını genişletmeye çalışıyor. O, gelişmiş kapitalist ülkelerin yanı sıra sermaye birikimi bakımından geri, kârların yüksek, toprak ve işgücünün daha ucuz olduğu ülkelere doğru pazarları, başta enerji kaynakları ve ulaşım yolları ve hatları dahil hammadde ve sermaye yatırım alanlarını ele geçirmek için tüm olanaklarını kullanıyor. Çin, ABD ve diğer gelişmiş kapitalist ülkeler ve onların etki ve nüfuz alanlarının yanı sıra, Rusya ve diğer ülkelerin etki ve nüfuz alanlarında da yayılmakta, daha büyük ve tayin edici mücadelelere hazırlanmaktadır. O, bu dönemde bir yandan silahlı güçlerini ve savaş kapasitesini yeniler ve geliştirirken, diğer yandan da Almanya gibi ekonomik yayılmayı temel alıyor; askeri operasyonlara girişmekten mümkün olduğunca kaçınıyor; ancak gerektiğinde de güç gösterisinde bulunmaktan geri kalmıyor. Savaş sanayinin teknik temelini yenileyen Çin’in askeri harcamaları hızla büyüyor.</p>
<p>ABD, korumacı önlemlerin yanı sıra, terörü destekleme, nükleer silah edinme, uluslararası anlaşmalara uymama, dünya barışı ve güvenliğini tehdit etme vb. gerekçelerle, dayatmalarına boyun eğmeyen, çizdiği sınırların dışına çıkan, başta İran, Rusya ve Kuzey Kore olmak üzere birçok ülkeye uyguladığı ambargo ve yaptırımları son bir yılda daha da genişletip sertleştirdi. Önceki yıllarda ABD’nin bu ambargolarına ve yaptırımlarına açıktan karşı çıkmayan, hatta uyan Almanya ve AB bu tutumunu değiştirmeye başladı. ABD ve eski müttefikleri arasındaki çatlaklar ve çelişkiler bu sorunda da artık gizlenememekte ve açıkça ifade edilmektedir. ABD’nin gündeme getirdiği ve uyguladığı ambargo ve yaptırımlar, bu ülkelerin yanı sıra, giderek bu ülkelerle üçüncü ülkelerin ekonomik ilişkilerinin gelişmesini engellemeyi, özellikle Çin, Almanya gibi yeterli enerji kaynaklarına sahip olmayan ülkelerin, bu sorunu ABD denetimi dışında çözme ve bunun üzerinden yeni ekonomik ilişkiler ve olası ittifak eğilimlerinin gelişmesini engellemeyi hedefliyor. Almanya bunların yanı sıra Suriye ve Katar örneklerinde de görüldüğü gibi farklı tutumlar geliştirmekten geri durmuyor.</p>
<p>Latin Amerika’nın yanı sıra uranyum, kobalt gibi stratejik bir önem taşıyan maden yataklarına ve diğer zengin yeraltı ve yerüstü kaynaklarına sahip olan, toprağın ve iş gücünün ucuz olduğu Afrika’nın önemi giderek artıyor. Nüfusu hızlı bir artış kaydeden ve bu bağlamda kapitalist tekeller için pazar olarak da ayrı bir önem kazanan Afrika, bugün başta ABD, Çin ve Fransa olmak üzere tüm emperyalist devletlerin yoğun kapışmalarına sahne olmaktadır. Vurgulanmalıdır ki bu kapışma tüm biçimleriyle, askeri darbeler, seçim hileleri, “etnik temizlik”, “din savaşları”, açık katliamlar, askeri-ekonomik ambargo ve şantajlar, çevre tahribatları vb. yoluyla sürdürülmektedir. Emperyalist devletlerin ve işbirlikçilerinin Afrika’daki dalaşı ve hegemonya kavgasının kıta boyunca pervasızca ve tüm biçimleriyle (askeri-ekonomik-sosyal-kültürel) sürdürülüyor olması, bu emperyalist yağma ve şiddete karşı halkların mücadelesini de kaçınılmaz kılıyor. Önümüzdeki süreçte kıtanın çeşitli ülkelerinde emperyalizme ve onların işbirlikçilerine karşı yeni halk ayaklanmalarının patlak vermesi şaşırtıcı olmayacaktır.</p>
<p>Emperyalistler arası paylaşım mücadelesinin şiddetlenmesinin kaçınılmaz sonuçlarından biri de silahlanma ve savaş harcamalarının artmasıdır. Çelişkilerin ve gerilimlerin dünya ölçeğinde artması, silahlanmanın da artmasına yol açıyor. Emperyalist ülkeler, dünyayı paylaşım mücadelesinde en büyük payı kapmak, rakiplerini yıldırmak, gerektiğinde ezmek için silahlanıyor ve müttefiklerini silahlandırıyorlar. Dünya ölçeğinde “silahlanmaya ayrılan miktar” 2011 yılından beri ilk kez 2016’da bir önceki yıla göre %0,4 oranında artarak 1 trilyon 686 milyar dolara yükseldi. Daha çarpıcı olan ise silahlanma harcamalarının ABD’de %1,7 artışla 611 milyar, Çin’de %5,4&#8217;lük artışla 215 milyar, Rusya’da ise %5,99&#8217;luk artışla 69,2 milyar dolara yükselmesidir. 2. Dünya Savaşı’ndan sonra Japonya ve Almanya’nın silahlanmasına getirilen kısıtlamalar adım adım kaldırılıyor ve özellikle Japonya, Çin’in (ve müttefiklerinin) kuşatılması stratejisinin de bir parçası olarak ABD desteğinde hızla silahlanıyor.</p>
<p>Silah sanayi, belli başlı emperyalist devletlerin tekelinde ve onlar için önemli bir kâr kaynağı. Dünyanın en çok silah ihraç eden ülkeleri ise ABD, Rusya, Çin, Fransa ve Almanya. Silah ihracında bu beş ülkenin payı %74, ABD’nin ise tek başına %33.</p>
<p><strong>3- Enerji Kaynakları ve Yollarının Artan Önemi, Orta Doğu’da şiddetlenen paylaşım mücadelesi</strong></p>
<p>Modern sanayi geliştikçe, üretimin ve toplumsal yaşamın tüm alanlarında enerjiye olan ihtiyaç da artmaktadır. Üretimin kâr ve pazar için yapıldığı kapitalist toplumda, enerji üretimi ve nakli, sermayenin yatırım alanları ve ekonomi içindeki yeri sürekli büyüyen, yüksek kârların gerçekleştiği sektörlerden biri haline gelmektedir. Bu nedenle enerji kaynakları ve onların ulaşım yolları ve hatlarının denetim altına alınması giderek artan bir önem kazanmaktadır.</p>
<p>Nükleer reaksiyon, güneş, rüzgâr gibi kaynaklardan da enerji üretimi gelişmesine karşın, petrol ve doğal gaz (kaya gazı dahil) hala en önemli enerji kaynaklarından biri olmaya devam ediyor. Bunların hiçbiri, henüz, bir dönem petrolün kömürün yerini alması gibi, petrol ve doğal gazın yerini alma durumunda değil. Ayrıca petrol yan ürünleri, sanayi için önemli bir hammadde girdisi olma özelliği taşıyor. Bu nedenle de petrol ve doğal gaz kaynaklarının, ulaşım yolları ve hatlarının denetim altına alınması, kullanılabilir enerjiye dönüştürülmesi başta emperyalist devletler ve tekeller olmak üzere tüm ülkeler ve egemen sınıflar açısından büyük önem taşıyor. Petrol ve doğal gaz yataklarının önemli bir bölümü ise ABD, Venezuela, Norveç, Rusya vb. yanı sıra Orta Doğu ve hem coğrafi hem de tarihsel gelişim açısından onun doğal bir devamı olan Kuzey Afrika’da bulunuyor. Tüm bunların yanı sıra bu bölge, trilyon dolarla ifadesini bulan petrol ve doğal gaz gelirleri üzerinden birikmiş olan sermaye, genişleyen pazarları, jeopolitik konumu vb. bakımlardan da önem taşıyor. Bu nedenle, zengin petrol ve doğal gaz yataklarının bulunduğu diğer bölgeler gibi, Orta Doğu bugün de büyük emperyalist devleler ve uluslararası mali sermaye grupları arasındaki paylaşım ve egemenlik mücadelesinin yoğunlaştığı alanlardan biri olmaya devam ediyor. Enerji kaynakları ve ulaşım yolları ve hatlarının denetimi sadece bu sektördeki yüksek kârları ele geçirmek, enerji ihtiyacını karşılamak ve güvenceye almak vb. bakımlardan değil, rakiplerini sıkıştırmak, onların gelişmesini sınırlamak, denetim altına almak açısından da önem taşıyor.</p>
<p>Rusya, Orta Doğu’daki en önemli, hatta ülkeler düzeyinde tek dayanağı olan Suriye’deki rejimin zayıflaması ve yıkılması tehlikesi artınca 2015’de askeri yığınağını artırarak, süren savaşa doğrudan ve daha etkili bir askeri müdahalede bulunmak zorunda kalmıştı. Bu müdahale ile Rusya, Suriye’yi ve bütün Orta Doğu’yu Libya gibi ABD’nin başında bulunduğu emperyalist devletlere bırakmayacağını ve dişe diş bir mücadele yürütmekten kaçınmayacağını bir kez daha gösterdi. Rusya’nın müdahalesi, Suriye’nin yanı sıra tüm Orta Doğu’daki güçler ilişkisini ve gelişme seyrini etkiledi ve güçlerin yeniden mevzilenmesi ve kartların yeniden dağıtılmasına yol açtı. Rusya, bölge ülkeleri gerici egemen sınıf kliklerinin kendi aralarındaki ve diğer emperyalist güçlerle aralarındaki çelişkilerden yararlanarak etki ve nüfuz alanlarını genişletmeye yönelik girişimlerini yoğunlaştırdı. O, Libya’da çatışan klikler arasındaki çelişmelerden yararlanarak dayanaklar bulma ve müdahale olanaklarını genişletme doğrultusundaki girişimlerini yoğunlaştırırken, İran’ın yanı sıra bir Rus savaş uçağının düşürülmesiyle birlikte iki ülke arasında artan gerilimin ardından Türkiye, Mısır, Suudi Arabistan, Katar gibi bölgede uzun yıllar ABD’nin başlıca dayanağı olan ülkelerle de ilişkilerini geliştirmeye yöneldi.</p>
<p>Hammadde ve enerji gereksinimi büyüyen, Rusya ve İran’la başta enerji ihtiyacını karşılamak ve güvenceye almak üzere yeni anlaşmalar imzalayan Çin, zengin petrol ve gaz yataklarına sahip tüm bölgelerde yayılma ve etki ve nüfuz alanlarını genişletmeye özel bir önem veriyor. Örneğin, Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru (CPEC) projesi kapsamında Pakistan’a yaklaşık 56 milyar dolarlık yatırım yaptı ve yapmaya devam ediyor. Çin, batıdaki Şincan bölgesi ile Pakistan’ın Belucistan bölgesi arasında bağlantı kurmak amacıyla Gawadar’da bir liman inşa ediyor. Orta ve güney Asya ile bu bağlantı yoluyla Çin, bölgedeki ticari ve siyasi etkisini artırmak istiyor. 3200 km’lik otoyol ve demiryolu ağlarıyla CPEC Gawadar ve Karaçi ile Batı Çin arasında bağlantı sağlamış olacak. Bugün en büyük petrol ithalatçısı olan Çin’in sadece doğuda Şanghay’da limanı var ve sınırlarının çoğu karayla çevrili. Çin’in bu yatırımları yapmadan önce, güvenlik konusunda Pakistan hükümetinden ve üst düzey askerlerden garanti aldığı anlaşılıyor; Pakistan’da hukuk ve düzen konusunda giderek gelişme kaydedildiği görülüyor. Bu durum, burjuvazinin kendi çıkarına olduğunda her şeyi nasıl kontrol altına aldığını gösteriyor.</p>
<p>Rusya’dan sonra başta ABD ve diğer emperyalist güçler de Rusya’nın girişim ve müdahalelerini etkisiz kılmak, güçler ilişkisinin daha fazla aleyhlerine değişmesini engellemek için, Orta Doğu’ya müdahale olanak ve araçlarını artırmaya yöneldiler.&nbsp; ABD, Suriye’de yeni askeri üsler kurdu. Suriye’nin yanı sıra başta Irak olmak üzere bölgeye ek birlikler gönderdi ve askeri gücünü artırdı. ABD ve müttefiklerinin bölgedeki silahlı güçlerinin müdahaleleri arttı. ABD ve Rusya doğrudan bir askeri çatışmaya girmekten kaçınıyor. Ancak denetimlerindeki ya da birlikte hareket ettikleri ve destekledikleri yerel güçlerle birlikte yürüttükleri savaş üzerinden, Suriye’yi neredeyse karış karış paylaşıyor,&nbsp; etki ve nüfuz alanlarını genişletiyorlar. Suriye, başta ABD ve Rusya olmak üzere emperyalist devletlerin yeni silah sistemlerini denedikleri, karşılıklı güç gösterisinde bulundukları bir alan haline geldi.</p>
<p>Belli başlı emperyalist güçler doğrudan müdahalenin yanı sıra, bölge gerici egemen sınıfları&nbsp; ve klikleri arasındaki çelişkilerden yararlanarak etki ve nüfuz alanlarını genişletmeye yönelirken, bölgedeki gerici sınıflar ve klikler de belli başlı emperyalist güçlerden birine dayanarak ve onların stratejik ve taktik tercih ve planlarıyla uyum temelinde bölgeye ilişkin gerici hedeflerini gerçekleştirmeye yöneliyorlar. Erdoğan ve AKP yönetimindeki Türkiye de bu ülkelerden biridir. Bir yandan Yeni Osmanlı’cı söylemlerle bölgede etki ve nüfuz alanları edinmeye yönelirken, diğer yandan da Kürt sorununun hak eşitliği ve kendi kaderini tayin temelinde çözümünü engellemeyi merkezine alan gerici ve saldırgan bir politika izlemekte, ülkeyi bölgedeki paylaşım mücadelelerinin girdabına daha çok sürüklemektedir. Böylece Türkiye, Orta Doğu’da dalaşmakta olan emperyalist devletlerin plan ve hamleleri bakımından başlı başına bir istikrarsızlık faktörü teşkil etmeye başlaması nedeniyle, bu dalaşmaların yoğunlaşacağı merkezlerden birisi olmaya adaydır. 15 Temmuz darbesi ve onu izleyen karşı darbe bütün bu gelişmelerin bir sonucu olarak gündeme geldi ve sonraki süreçleri etkileyen sonuçlara yol açtı.</p>
<p>Öte yandan, bu satırlar kaleme alınırken, ABD’nin şemsiyesi altında esasta İsrail ve Suudi Arabistan’ın Lübnan’da yeni bir cephe açma girişimleri gündeme geldi. Görülmekte ki Avrupalı emperyalistler arasında özellikle Fransa bu hazırlıklarda özel bir mevzi tutmaya çalışmaktadır. Bu olası yeni cephenin yakın plandaki bir amacı İran’ın bölgedeki nüfuzunu geriletmeye çalışmak ise, diğeri İsrail’in özellikle Doğu Akdeniz’deki ekonomik çıkarlarını güvence altına almaktır. ABD açısından ise Rusya’nın Suriye’deki kazanımlarını göreceleştirecek koşulların doğmasını sağlamaktır. Bu olası cephenin ağır faturasının Lübnan ve Filistin halklarına ödetilmeye çalışılacağı ortadadır.</p>
<p>Yoğunlaşan paylaşım mücadelesi ve egemen sınıflar ve politik temsilcileri arasındaki parçalanma ve çelişkilerin derinleşmesi, ezilen ve sömürülen kitleleri büyük acılara ve yıkımlara sürüklemenin yanı sıra, bölge gericiliğini ve toplumsal dayanaklarını zayıflatmakta, ilerici ve demokratik güçlerin yararlanabileceği çatlakları derinleştirmektedir. Bu parçalanma ve çelişkilerin derinleşmesi ezilen ve sömürülen sınıfların yanı sıra, baskı altındaki ezilen ulusların kendi kaderlerini tayin, dinlerin ve mezheplerin hak eşitliği için yürüttükleri mücadelenin olanaklarını genişletmektedir. İçinde bulunduğumuz dönemde ilerici ve demokratik güçlerin zayıflığı bu gerçeği ortadan kaldırmamaktadır.</p>
<p><strong>4- İşçi Sınıfı ve Halkların Durumu</strong></p>
<p>Son bir yılda da, uluslararası mali sermeye grupları ve belli başlı emperyalist devletler arasında dünyayı paylaşım mücadeleleri şiddetlenirken, bunun tüm yükleri işçilerin ve halkların sırtına yıkıldı. Sömürü ve baskı yoğunlaşır, ezilen ve sömürülen kitleler arsında geleceğe ilişkin güvensizlik derinleşir ve yaygınlaşırken, tekellerin kârları arttı. Siyasal gericilik ve bunun bir unsuru olan faşist, yarı-faşist akımlar gelişirken, demokratik hak ve özgürlükler daha da sınırlandı. Tarihin en büyük kitlesel göç dalgalarından biri sürerken, milyonlarca insan gerici savaşların girdabında ölüm, açlık ve yoksullukla karşı karşıya kaldı. İnsanlığı ve tüm doğayı, ağır yıkımlarla dolu bir sürece doğru sürükleyen etkenler gelişmeye devam etti.</p>
<p>Son konferansımızdan bu yana geçen bir yıl aynı zamanda, emperyalist-kapitalist sistemi zayıflatan, onu kaçınılmaz sonuna doğru sürükleyen başlıca karşıtlıkların ve etkenlerin geliştiği, mali oligarşinin yaydığı hayallerin, neoliberal propaganda ve demogojinin gerçek yüzünün daha çok açığa çıktığı, etkisinin zayıfladığı, ezilen ve sömürülen sınıf ve toplumsal tabakalar arasında yeni arayışların, hoşnutsuzluk, mücadele ve örgütlenme eğilimlerinin de geliştiği bir süreç oldu.</p>
<p><strong>İ</strong>şsizlik, dünya ölçeğinde artarak 2016 yılında 200 milyonu geçti ve bunun 71 milyonunu genç işsizler oluşturuyor. ILO verilerine göre, dünya ölçeğinde işsizlik oranı %5,8 iken gençlik içinde bu oran yaklaşık %13. İşsizlik yüksek öğrenim görmüş gençlik içinde de yaygınlaştı. Gençlik arasında işsizlik birçok ülkede %20’leri aştı. Bazı ülkelerde ise bu oran daha fazla ve yükselmeye devam ediyor. Gerçek ücretler bazı ülkelerde gerilerken diğer ülkelerde de emek üretkenliğindeki artışın gerisinde kaldı. Orta ve yüksek gelirli ülkelerde ücretlilerin toplam nüfus içindeki oranları artmasına karşın, ücretlerin GSYİH içindeki payı yaklaşık 40 yıldır düşüyor.</p>
<p>Açlık ve yoksulluk sınırında ve altında bir yaşam sürdüren, en asgari sağlık, beslenme ve eğitim olanaklarından yoksun insan sayısı artmaya devam etti. Mülk sahipleriyle mülksüzler arasındaki uçurum büyüdü. İsviçre bankası Bank Credit Suisse’in 2016 yılı “Küresel Zenginlik Raporu”na göre, dünya nüfusunun yüzde10&#8217;unu oluşturan en zengin kesim, dünya çapında varlıkların/zenginliğin yüzde 90&#8217;ına sahip. Dünya nüfusunun yüzde 1’inden daha azını (%0,7) oluşturan kesim ise dünya varlıklarının/zenginliklerinin yüzde 45,6&#8217;sına sahip.</p>
<p>Geri ve bağımlı, anti-demokratik rejimlerin hüküm sürdüğü ülkeler bir yana, burjuva demokrasisinin örnek ülkeleri olarak gösterilen İngiltere, Fransa gibi ülkelerde de demokratik hak ve özgürlükler daha da sınırlandı. Birçok ülkede toplantı, gösteri, yürüyüş ve grev hakkını geriye götüren yasal değişiklikler yapıldı. Polisin ve diğer militarist kurumların yetkileri artırıldı. Kişi ve konut dokunulmazlığı, haberleşme hakkı ayaklar altına alındı. İngiltere, polisin yetkilerini artıran, toplantı-gösteri ve grev hakkını kısıtlayan ülkelerden biri oldu. Son üç yılda doğrudan kitlesel katliamları hedefleyen IŞİD, El-Kaide gibi gerici örgütlerin terör eylemleri, gelişmiş kapitalist ülkelere doğru yayılarak arttı.</p>
<p>En gelişmiş kapitalist ülkeler arasında yer alan Fransa örneğinde de görüldüğü gibi iş yasaları, olağanüstü hal koşullarında parlamento devre dışı bırakılarak değiştirildi ve iş daha da güvencesiz hale geldi. Gelişme düzeyi bakımından ileri ve geri tüm ülkelerde iş yoğunluğu artarken, çalışma koşulları daha da ağırlaştı.</p>
<p>Özellikle geri ve bağımlı ülkelerde hızlanan kapitalist gelişme, kadınların büyüyen kitleler halinde ücretli emek saflarına katılmasına yol açar, kadınların tam hak eşitliği ve kurutuluşlarının toplumsal koşulları en geri ülkelerde de gelişirken, kadınların kazandıkları hakların sınırlanmasına yönelik saldırılar ve onlar üzerindeki çok yönlü baskı ve sömürü de arttı. Kadınların yasal olarak kazandıkları veya fiilen kullandıkları haklar hemen tüm ülkelerde geriledi. Kadına yönelik şiddet dünya ölçeğinde artmaya devam etti. Gerici savaşların, ekonomik kriz ve durgunlukların yıkıcı sonuçlarından en çok etkilenen kadınlar ve çocuklar oldu. En ileri ülkeler de dahil tüm ülkelerde kısa süreli, geçici, güvencesiz, en kötü işler kadınlar arasında yaygınlaştı.</p>
<p>Başta neoliberaller, mali oligarşinin tüm sözcüleri, sermaye ve meta hareketlerinin önündeki tüm engellerin kaldırılması, devlet müdahalelerinin en asgariye indirilmesi, her şeyin piyasa tarafından belirlenmesi vb. durumunda, savaşların ortadan kalkacağı, evrensel bir uyum, özgürlük ve refah sürecine girileceğini açıklamış ve bunu merkezine alan bir kampanya yürütmüşlerdi. Neoliberal söylem ve politikalar, sadece burjuvazinin liberal, muhafazakâr partileri ve akımları tarafından değil, sosyal-demokrat, demokratik-sosyalist parti ve akımların yanı sıra iflas eden ve dağılma sürecine giren revizyonist parti ve akımların da bir kesimi tarafından kutsanmış ve desteklenmişti. Neoliberal söylem, program ve politikaların egemenliği, liberal, muhafazakâr, sosyal-demokrat burjuva partileri arasındaki öze ilişkin olmayan farklılıkların, tamamen ortadan kalkmasa da giderek silikleşmesine yol açtı. Birçok ülkede bu partiler kitlelerin nezdinde birbirlerinin seçenekleri olmaktan çıkmaya başladılar. Neoliberalizmi ve onu savunan akım ve partileri, tüm bunların bir unsuru olduğu politik üstyapıları açmazlara ve giderek bir krize doğru sürükleyen etkenler son bir yılda da gelişmeye devam etti.</p>
<p>Ancak, açıklanan ve ilan edilenin aksine, askeri müdahalelerin, savaşların arttığı, özgürlüklerin sınırlandığı, ezilen ve sömürülen sınıfların yaşam ve çalışma koşullarının kötüleştiği bir süreç gelişti. Bu süreç ilerledikçe, ezilen ve sömürülen kitlelerin genişleyen kesimleri neoliberal söylem ve uygulamaların sonuçlarını kendi öz deneyimleriyle görmeye ve neoliberal söylemlerin etkisinden çıkmaya ve yeni arayışlara yönelmeye başladı. Bu yöneliş ve arayışlar içinde bulunduğumuz süreçte farklı yönde gelişmelere yol açtı.</p>
<p>Bu gelişmelerin başlıcalarından biri başta Venezuela, Bolivya, Ekvador, Yunanistan olmak üzere birçok ülkede neoliberal politika ve saldırılara ve yol açtığı sonuçlara faklı düzey ve biçimlerde karşı çıkan, kendini sol, halkçı, ilerici, sosyalist olarak niteleyen ancak mali oligarşinin egemenliğini ve kapitalizmi yıkmaya yönelmeyen akımların güç toplaması, geleneksel burjuva partilerin alternatifleri haline gelmeleri, bazı ülkelerde hükümetleri kurmaları oldu. Aralarında önemli farklılıklar olmakla birlikte bu akımlar, hükümeti kurdukları tüm ülkelerde, halkın acil taleplerini elde etmek için gerekli önlemleri almak ve kitleleri talepleri için mücadeleye seferber etmek yerine, Ekvador ve Yunanistan örneklerinde görüldüğü gibi bu saldırı ve neoliberal politikaların uygulayıcıları haline geldiler. Ya da Venezuela&#8217;da olduğu gibi emperyalizmin ve başta oligarşi olmak üzere yerli dayanaklarının egemeliğine ve bu egemenliğin üzerinde yükseldiği ekonomik temelin tasfiyesi bir yana, oligarşiyi zayıflatacak halkın en acil taleplerinin gerçekleşmesini sağlayacak önlemleri almadıkları için başarısızlıklara ve kitleler nezdinde hayal kırıklıklarına yol açtılar. Her durumda emperyalizm ve oligarşiler bu durumu egemenliklerini sağlamlaştırmak, gericiliği ve faşizmi örgütlemek için kullanıyorlar. <strong>&nbsp;</strong></p>
<p>Muhafazakâr, liberal, sosyal-demokrat partilerin saflarında neoliberal politika ve uygulamalara karşı çıkan ancak farklı yönelişler içinde olan eğilimler ve kanatlar gelişti. İngiltere İşçi Partisi örneğinde görüldüğü gibi yönetim değişikliğine, Fransa Sosyalist Parti’de de çözülme ve zayıflama sürecinin yeni bir ivme kazanacak kadar ilerlemesine yol açtı.</p>
<p>Başta Avrupa’daki olmak üzere, genel olarak sosyal demokrasi ve liberal solcu akım, derin bir krizin içine sürüklenmiş durumdadır. Bu akımın yakın geçmişindeki pratiğinden edindikleri deneyimler, geniş emekçi kitlelerinin, bu akımın temsilcilerinin büyüyen yoksulluk ve güvencesizlik karşısında önerdiği muhtelif projelere büyük oranda kayıtsız kalmasına neden olmaktadır. Öte yandan, birçok ülkede, burjuvazinin geleneksel partileri daha gerici platformlara doğru kayar, kitle destekleri zayıflarken, neo-Nazi akımların yanı sıra, şoven-milliyetçi, göçmen ve İslam düşmanı, faşizmin bazı karakteristik özelliklerini taşıyan akım ve partiler de birçok ülkede güçlendi ve kitleler arasındaki etkisini artırdı. Bu partiler Polonya ve Macaristan’da ülkeyi yöneten, Fransa, Avusturya ve Hollanda gibi ülkelerde ise geleneksel burjuva partilerinin alternatifi iktidar adayı partiler haline geldi. ABD emperyalizminin en gerici, en saldırgan çevrelerinin temsilcileri arasında yer alan ve küçümsenen, hafife alınan, dengesiz Trump başkan seçildi. Fransa’da ülkeyi yöneten mali oligarşi geleneksel partilerinin dışında son anda yeni bir seçenek ortaya çıkarmak zorunda kaldı. Liberalizmin, burjuva parlamentarizmi ve demokrasisinin beşiği olarak ele alınan ülkelerde, açılan kampanyalara karşın seçimlere katılma oranları düştü.</p>
<p>Dünya ölçeğinde emperyalist güçler arasındaki paylaşım mücadeleleri şiddetlenir, baskı ve sömürü artar, ezilen ulus ve halklar üzerindeki boyunduruk yoğunlaşırken, işçi sınıfı ve halklar arasında hoşnutsuzluk ve mücadele eğilimleri de gelişiyor. Birçok ülkede bu eğilimler kitlesel birleşik mücadelelere doğru ilerledi. Fransa’da iş yasasında yapılacak değişikliğe karşı, başta işçi sınıfı ve gençlik olmak üzere ezilen, sömürülen sınıf ve tabakaların katılımıyla aylarca süren kitlesel yürüyüş, gösteri ve grevler yapıldı. Hükümetin yeni iş yasasını işçi sınıfı ve gençliğin tepki ve itirazlarını hiçbir şekilde dikkate almaksızın pervasızca yasalaştırması, bu sınıf ve tabakanın saflarında sadece var olan öfkeyi daha da artırmış bulunmamakta, aynı zamanda özellikle gençlik içinde alttan alta radikalleşme eğilimlerinin güçlenmesine neden olmaktadır.</p>
<p>Hindistan’da iş yasasında yapılan değişikliğe karşı, çalışma ve yaşam koşularının iyileştirilmesi talepleriyle milyonlarca işçinin katılımıyla genel grevler gerçekleşti. Belçika’da genel grev, İngiltere’de farklı sektörlerdeki grevler, Güney Afrika ve Şili’de maden işçilerinin grevleri dikkat çeken işçi mücadeleleri içinde yer aldı. Tekellerin yoğunlaşan baskısı altında Yunanistan, Fransa gibi birçok ülkede kitlesel köylü mücadeleleri gelişti. Yukarı Volta, Tunus ve Fas’ın yanı sıra Brezilya kazanılmış hakların gaspına ve daha gerici bir politik rejimin inşasına yönelik girişimlere karşı gelişen kitlesel mücadelelere sahne oldu. Başta Dominik Cumhuriyeti olmak üzere birçok ülkede yolsuzluk ve saldırılara karşı kitlesel mücadeleler gelişti. Polonya, İtalya, Tunus, Türkiye ve birçok ülkede kazanılmış haklarının kısıtlanmasına yönelik saldırılar kadınların kitlesel direniş ve mücadeleleriyle engellendi. Kadın hareketi uluslararası karakteri gelişerek ilerledi.</p>
<p>Ancak bu mücadeleler kendiliğinden hareketin sınırlarını aşamamış bir özellik taşıyor. İşçi hareketi, tam ve kesin kurtuluşunu nihai hedef olarak alan, sınıf mücadelesinin karmaşık koşullarında yolunu şaşırmayan bilimsel bir program, stratejik ve taktik kavrayışa sahip bir yönetimden yoksun. Bilinç ve örgütlenme düzeyi bakımından da geri. İstisnalar bir yana bırakılacak olursa ülkeler ve dünya ölçeğinde saldırıları püskürtecek, zincirlerinden boşanmış bir kudurganlıkla saldıran mali oligarşiyi dizginleyecek bir düzeye de erişmiş değil. Sendikalı işçi oranı, ülkeler arsında farklılıklar olmakla bitlikte geri bir düzeyde. Birçok ülkede işçiler arasında sendikalaşma eğilimi ve girişimleri gelişmesine karşın, dünya ölçeğinde sendikalı işçiler işçi sınıfının küçük bir azınlığını oluşturuyor ve var olan sendikalar da büyük ölçüde sınıf işbirlikçisi, gerici akımların denetimi altında.</p>
<p>İşçi ve halk hareketlerinin yukarıda belirtilen zaaflarına karşın, başta işçi sınıfı olmak üzere ezilen ve sömürülen kitleler arasında devrimci bir çalışma yürütmenin, kitleleri başta iktidardaki tekelci burjuvazi olmak üzere her türden gericiliğe karşı örgütleme ve seferber etmenin koşulları ve olanakları da gelişiyor. Ancak ülkeleri yöneten gerici egemen sınıf (veya sınıflar ittifakı) ve tüm egemenlik aygıtları bu gelişmeler karşısında kayıtsız kalmıyorlar. Onlar da kitleler arasında gelişen tepkileri ve yeni arayışları koşullara bağlı olarak değişen çıkar ve tercihlerine uygun bir biçimde yedekleyebilmek için tüm olanakları ve araçları kullanıyorlar. Emperyalist devletlerin ve müttefiklerinin doğrudan sorumlusu ve yaratıcısı oldukları göç dalgaları, artan gerici terör eylemleri, ekonomik kriz ve durgunlukların, tekellerin en yüksek kârı elde etmek için üretimin belli bölümlerini işgücünün ve toprağın ucuz, kâr oranlarının yüksek olduğu bölgelere doğru kaydırmalarının vb. sonuçları üzerinden gericiliği ve faşizmi örgütlemek, kitleler arasında yaygınlaştırmak için demagojik bir kampanya yürütüyorlar<strong>.</strong> Görmemiz gerekiyor ki sosyalizmin yenilgisinin etkilerinin devam ettiği, uluslararası işçi hareketinin ve partilerinin hala zayıf olduğu bugünkü koşullarda, artan toplumsal eşitsizlik ve çelişkilerin ırkçı ve milliyetçi bir temelde sözümona çözümü olarak kendini lanse eden bu gerici eğilim yol almakta, işçi sınıfı ile emekçi kitlelerinin giderek artan bir kesimini etkisi altına almaktadır.</p>
<p>Reformist, uzlaşmacı akımların yanı sıra, burjuvazinin, özellikle onun egemen ve yönetici kesimi olan tekelci burjuvazi ve gericiliğin bu vb. girişimleri, ancak kitlelerin kendi öz deneyimleriyle öğrenmelerine yardımcı olacak bilimsel bir program ve doğru bir stratejik ve taktik kavrayış temelinde kesintisiz bir biçimde sürdürülecek devrimci bir çalışmayla etkisiz kılınabilir. Kitlelerin acil talepleri için mücadele ve bu talepleri temel alan platformların ve en geniş birliklerin oluşturulması bu çalışmanın vazgeçilmez unsurlarından biridir. Biriken hoşnutsuzluk ve öfke ancak böyle bir çalışmanın yürütülmesiyle insanlığı ve tüm doğayı büyük acılara ve yıkımlara doğru sürükleyen emperyalizmin ve tüm dayanaklarının egemenliğinin yıkılmasına, sınıfsız, sömürüsüz, baskısız bir özgürlükler dünyasının kurulmasına doğru ilerletilebilir. Bu görevi ancak bilimsel sosyalizimin teorisiyle donanmış ve buna uygun bir pratik ve mücadele içinde olan işçi sınıfının devrimci partileri yerine getirebilir.</p>
<p>Kasım 2017</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1"><sup>[1]</sup></a> 2016 son çeyreğinde %1,2, 2017’nin birinci ve ikinci çeyreklerinde sırasıyla %0,6 ve %1,2.</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2"><sup>[2]</sup></a> Dünya ticaret hacmi 2016 son çeyreğinde %1,8 ve 2017 yılının 1. ve 2. çeyreklerinde ise düşerek sırasıyla %1,4 ve %0,4 oranında büyüdü.</p>
<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3"><sup>[3]</sup></a> Kriz öncesi aylarda %15-20 aralığında seyreden, ancak krizle birlikte düşen ve 2008 sonunda %5,4’e kadar gerileyen Çin sanayi üretimi artış oranı, dünya ekonomisinin toparlanmasına da bağlı olarak tekrar yükseldi. Sanayi üretimi artış hızı 2009 sonunda %20’ye yaklaşmasına karşın Çin de bunu sürdüremedi.</p>
<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4"><sup>[4]</sup></a> 2015’de %0.6 ile % 5.5 aralığında kesintisiz bir biçimde daralan ve 2014 yılına göre % 3,4 oranında küçülen Rusya sanayi üretimi; 2016’da dalgalı bir seyirde ve çok düşük bir düzeyde büyüdü. Bu büyüme 2017 yılında da beklentilerin üstünde bir oranla sürüyor.</p>
<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5"><sup>[5]</sup></a> Bu oran ABD için % 248 ve Euro Bölgesi için de % 270.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kapitalizm, işçi sınıfı ve komünizm için mücadele</title>
		<link>https://www.cipoml.net/tr/kapitalizm-isci-sinifi-ve-komunizm-icin-mucadele/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 30 Nov 2016 09:23:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Temel metinler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.cipoml.net/tr/?p=378</guid>

					<description><![CDATA[KAPİTALİZM VE İŞÇİ SINIFI 1.Toplumun sınıflara bölündüğü zamandan bu yana, bütün tarih sınıf mücadeleleri tarihidir. Günümüzde de, yeni bir dünya, yeni bir toplum ancak ve yalnızca işçi sınıfının burjuvaziye karşı mücadelesinin zafere ulaşmasıyla kurulacaktır. İşçi sınıfı, bu eylemiyle sadece kendisini değil, bütün ezilenleri ve tüm insanlığı da kurtaracaktır. Dünyayı değiştirmenin, özgür ve sınıfsız bir toplum [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p></p>



<p><strong>KAPİTALİZM VE İŞÇİ SINIFI</strong></p>



<p>1.Toplumun
sınıflara bölündüğü zamandan bu yana, bütün tarih sınıf mücadeleleri tarihidir.
Günümüzde de, yeni bir dünya, yeni bir toplum ancak ve yalnızca işçi sınıfının
burjuvaziye karşı mücadelesinin zafere ulaşmasıyla kurulacaktır. İşçi sınıfı,
bu eylemiyle sadece kendisini değil, bütün ezilenleri ve tüm insanlığı da
kurtaracaktır. Dünyayı değiştirmenin, özgür ve sınıfsız bir toplum kurmanın,
sınıf mücadelesinden başka yolu yoktur. Biz, CIPOML’de bir araya gelen çeşitli
ülkelerden işçi sınıfının devrimci parti ve örgütleri, bu temel gerçeğe
dayanarak ve bu amacı gerçekleştirmek üzere mücadele ediyoruz.</p>



<p>2.
Kapitalizm, dünyanın en ücra köşelerine kadar yayılır ve bir dünya sistemi
olurken; işçileri, milliyet etnik, kültür, cinsiyet ve din farkı gözetmeksizin
ve tüm ulusal sınırları aşarak birleşmeye zorlayan koşul ve etkenler de
gelişir. Bütün ülkelerin işçilerinin koşulları ve mücadeleleri birbirine daha
çok bağlı hale gelir ve proleter enternasyonalizmi de bu nesnel temeller
üzerinde yükselir ve gelişir. İşçi sınıfının kurtuluş mücadelesi de, aynı nihai
hedefe yönelik uluslararası bir hareket özelliği kazanarak ilerler. Doğrudan
kapitalist toplumun karakteri ve gelişme doğrultusu tarafından belirlenen ve
toplumsal gelişme sürecinin zorunlu bir evresi haline gelen bu nihai hedef;
sınıfların, tüm biçimleriyle baskı ve sömürü ilişkilerinin yok olacağı komünist
toplumun kurulmasıdır. Farklı ülkelerde örgütlü Konferansımız üyesi parti ve
örgütlerimiz, dünya işçi sınıfı ve kurtuluş mücadelesinin parçalarıdır ve aynı
nihai hedefe sahiptirler.</p>



<p>3. Kapitalist toplum; kâr amacıyla yapılan ve genişleyerek
kendini yeniden üreten büyük ölçekli meta üretimi üzerinde yükseldi. 16.
yüzyılın başlarından itibaren Batı Avrupa’da gelişmeye başlayan kapitalist
üretim biçimi; basit el birliğinden manüfaktüre, Sanayi Devrimiyle basit
makinalardan giderek mükemmelleşen karmaşık makinalar sistemine doğru ilerledi.
Bu üretim biçimi; üretici güçlerin ve meta üretimi ve dolaşımının, feodal
toplumun ve küçük üretimin çözülmesini kaçınılmaz kılan bir gelişme düzeyine
ulaşması, emekçinin emek araçlarından ayrılması sürecinde gelişti. Üretim
araçlarının ve bu temelde toplam toplumsal üretimin büyüyen bölümü, nüfusun
giderek daralan küçük bir azınlığının (sermaye ve büyük toprak sahipleri)
elinde yoğunlaşırken; en asgari yaşam araçlarını edinebilmek için iş güçlerini
sürekli ya da geçici olarak satmak zorunda kalan ve emekleriyle üst sınıfların
gelir ve sermayelerini arttırarak yaratan proleter ve yarı-proleter kitleler
büyüdü.</p>



<p>4. Kapitalistlerin ve büyük toprak sahiplerinin üretim
araçları üzerindeki özel mülkiyeti; işgücünün meta ve emekçilerin ücretli
köleler haline gelmesinin ve artı-değer sömürüsünün temelidir. Bu nedenle,
küçük bir azınlığın üretim araçları üzerindeki mülkiyetinin tasfiye edilmesi ve
onların toplumun ortak malı haline gelmesi; işçilerin kurtuluşunun koşuludur.
Kapitalizm, tüm gelişme süreci boyunca, üretimi ve emeği toplumsallaştırarak,
bu koşulun maddi temelini hazırlar ve onu yıkacak olan toplumsal gücü
geliştirir. Üretim araçları üzerinde toplumsal mülkiyetin kurulmasıyla
birlikte, üretim ilişkileri de üretici güçlerin toplumsal niteliğine uygun hale
gelir.</p>



<p>5. Sanayi devrimiyle birlikte, manüfaktüre dayanan sanayici
orta sınıfın yerini egemen sınıf haline gelen ve ticari sermayeyi sanayi
sermayesine tabi kılan modern sanayi burjuvazisi aldı. Kol gücünün yerini
buhar, emek aletlerinin yerini de giderek karmaşıklaşan ve mükemmelleşen makinalar
sistemi aldı. Teknik ilerleme hızlanırken, üretim, insan gücüne dayanan ve özel
yetenekler gerektiren bir etkinlik olmaktan çıkmaya, işçiler de makinaların bir
parçası haline gelmeye başladı. Sanayi Devrimi; bir önceki toplumsal düzene
özgü ilişkilerin kalıntılarından arınan ve zincirlerinden başka kaybedecek
hiçbir şeyi olmayan modern sanayi işçilerini yarattı, tarımda da kapitalist
ilişkileri geliştirerek köylülüğün çözülmesi sürecini hızlandırdı ve işçi
sınıfını geliştirdi. Toplumun burjuvazi ve işçi sınıfı olmak üzere iki temel
sınıfa bölünmesi, önceki karşıtlıkların ve bölünmelerin yerini aldı.</p>



<p>6. Burjuvazi, yeni pazarlara ve hammadde kaynaklarına ulaşmak
için, meta dolaşımını dünyanın en ücra bölgelerine doğru yaydı. Kapitalist
dünya pazarını yaratarak tüm ülkeleri kapitalist gelişme ve sömürü çarkının
içine çekti. Ekonomik üstünlüğünün yanı sıra zorun en barbar ve yıkıcı
biçimlerine de başvurarak tüm direnişleri kırdı, kapitalizm öncesi geleneksel
toplumsal yapıları çözdü. Asya, Afrika ve Amerika kıtalarını adım adım
sömürgeleştirerek egemenliği altına aldı. Gelişmiş ülkelerin yanı sıra,
sömürgeciliğin koruması altında tüm ülkelere yayılan ticaret ağı ve elde edilen
yüksek kârlar, sermaye birikiminin ve burjuva-kapitalist gelişmenin
dayanaklarından birisi oldu.</p>



<p>7. Makinalı üretime geçiş ve teknik ilerleme; büyük ölçekli
üretimin küçük üretim, kapitalist üretimin kapitalizm öncesi üretim biçimleri
üzerindeki üstünlüğünü güçlendirir. Meta üretimi ve kapitalist üretim koşulları
bir miktar küçük işletmeyi yeniden üretmekle birlikte, küçük işletmeler
gerilerken, büyük ölçekli işletmeler gelişerek yaygınlaşır. Kapitalizm öncesi
üretim biçimleri ve kalıntıları tasfiye olurken, kapitalist üretim ilişkileri
gelişerek toplumsal hayatın tüm alanlarına daha çok nüfuz eder ve onu bu
temelde yeniden şekillendirir. Burjuvazi, zorun her türlü biçimini de
kullanarak, alt yapının yanı sıra üst yapıya da egemen olur. Bu egemenlik,
politik planda en özlü ifadesini; devlet iktidarının burjuvazinin elinde
yoğunlaşmasında ve devletin, işçi sınıfı ve diğer emekçi sınıf ve tabakalar
üzerinde bir baskı ve egemenlik aracı olarak, kapitalist temelde yeniden
örgütlenmesinde bulur.</p>



<p>8. Kapitalist gelişme süreci ilerledikçe; sermayenin, başta
köylüler, küçük esnaf ve zanaatçılar olmak üzere küçük işletme sahipleri
üzerindeki boyunduruğu yoğunlaşır. Büyük işletmeler; orta işletmelerin yanı
sıra, yeniden üretimlerinin bir unsuru olma potansiyeline veya özelliklerine
sahip küçük işletmeleri de, dikte ettikleri koşullarda, kendi yardımcı
birimleri haline gelmeye zorlar. Başta köylüler olmak üzere, küçük işletme
sahiplerinin ancak bir kesimi, aşırı çalışma ve tüketimlerini alabildiğine
kısma temelinde varlığını sürdürebilir. Bir kesimi ise kölece yaşam ve çalışma
koşullarına karşın, bunu da başaramaz ve iflasa sürüklenmekten kurtulamaz.
Geleceğe ilişkin güvensizlik ara sınıf ve tabakalar arasında da yaygınlaşır ve
derinleşir. Tüm bunlar, işçi sınıfının, mülk sahibi sınıflar arasındaki
çelişkilerden yararlanma, diğer emekçi sınıf ve tabakaları kazanma olanaklarını
genişletir.</p>



<p>9. Teknik ilerleme; bir yandan emek verimliliğinin artmasına,
daha az sayıda işçi ile aynı miktarda meta üretilmesine, kapitalistlerin iş
gücüne olan ihtiyaçlarının nispi olarak azalmasına, diğer yandan da, kadın ve
çocuk emeğini kullanma olanaklarının genişlemesine, nüfusun yaşam araçlarını
edinebilmek için iş güçlerini satmak zorunda kalan kesiminin büyümesine yol
açar. Dalgalanmalar olmakla birlikte, iş gücüne olan talep, arzın gerisinde
kalır. Toplumun gelecek güvencesinden en yoksun, sefaletin, ahlaki çöküntü ve
cehaletin girdabına en çok itilen ve aynı zamanda kapitalistler için yedek iş
gücü kaynağı olan işsizler ordusu büyür. Emeğin sermayeye bağımlılığı artar ve
kapitalist sınıfın sömürü oranını yükseltme olanakları genişler.</p>



<p>10. Üretim araçlarının küçük bir azınlığın mülkiyetinde olması
ve üretimin, şiddetlenen rekabet koşullarında ve kâr amacıyla yapılması; üretim
sürecinin, ekonominin farklı kolları arasındaki dengeyi bozacak tarzda,
plansızlık ve anarşi içinde gelişmesine, üretimin ve pazarların uyumlu bir
biçimde büyümemesine yol açar. Kapitalist gelişme süreci, temeli aşırı üretim
olan krizler ve durgunluk dönemleriyle kesintiye uğrayan ve dengesiz ilerleyen
bir özellik kazanır. Koşullara bağlı olarak farklı biçimlerde uç veren ve
süresi değişen periyotlarla gündeme gelen krizler; kapitalist gelişme sürecinin
kaçınılmaz evreleri, toplumsallaşmış üretim ile kapitalist mal edinme
arasındaki temel çelişmenin doruğu, patlamayla dışa vurumudur. Kriz ve
durgunluk dönemleri; küçük ve orta işletmeleri yıkıma doğru sürükler, büyük
işletmelerin bir kesiminin de iflasına ve diğerleri tarafından yutulmasına,
sermayenin merkezileşmesi ve yoğunlaşması sürecinin hızlanmasına, işsizliğin
artmasına, işçi sınıfı ve diğer emekçilerin yaşam ve çalışma koşullarının nispi
bazen de mutlak olarak kötüleşmesine yol açar.</p>



<p>11. En yüksek kârı gerçekleştirmek için burjuvazinin tekniği
geliştirmesi; devrevi krizlerle kesintiye uğrasa da üretici güçlerin gelişmesi,
emek verimliliği ve üretimin artışında devasa bir ilerlemenin yolunu açtı.
Ancak, bu ilerlemenin tüm nimetlerinden bir avuç sermaye ve büyük toprak
sahipleri yararlanır. Emeğin, verimliliği yükseldikçe, sömürüsü de artar.
Toplumun maddi ve manevi tüm ihtiyaçlarını karşılama olanakları genişlemesine
karşın, kapitalizm; işsizliği, yoksulluğu, cehaleti, ahlaki çürüme ve
yozlaşmayı sürekli yeniden üretir. Nüfusun ezici çoğunluğu arasında yarınından
emin olamamayı yaygınlaştırır ve derinleştirir. Savaşlar, kriz ve durgunluk
dönemleri, işçilerin yaşam ve çalışma koşullarını daha da ağırlaştırır. İşçi
sınıfı ile burjuvazi, mülk sahipleriyle mülksüzler arasındaki uçurum
derinleşir. İşçiler ve diğer emekçi sınıf ve tabakalar arasında hoşnutsuzluk ve
öfke yükselir. Sömürücü sınıflara, baskı ve sömürüye karşı birleşme ve mücadele
eğilimleri gelişir.</p>



<p>12. Üretimi ve emeği toplumsallaştırarak sosyalizmin maddi
önkoşullarını olgunlaştıran kapitalizm, onu yıkacak toplumsal güç olan işçi
sınıfını da geliştirir. İşçiler büyük işletmelerde yoğunlaşırken, onların,
burjuvaziye karşı birleşme ve bağımsız bir toplumsal güç olarak örgütlenme
olanakları ve mücadele kapasite ve yetenekleri gelişir. İşçilerin,
birbirleriyle rekabeti ve makina düşmanlığı deneylerinden geçerek, iş yeri düzeyinde
ve birbirinden kopuk işçi gruplarının eylemleri olarak başlayan mücadeleleri,
birleşik ve bağımsız bir harekete doğru ilerler. İşçi hareketi 1831-34 Lyon
ayaklanmaları, İngiltere’de Çartist hareket ve 1848 kara Avrupası
devrimlerindeki mücadelelerden, işçi sınıfının kısa bir süre içinde olsa ilk
kez burjuvazinin egemenliğini yıktığı ve kendi egemenliğini kurduğu 1871 Paris
Komünü deneyiminden, 1 Mayıs’ın, dünya emekçi kadınlar gününün yaratıcısı
Amerikan işçi sınıfının mücadelelerinden edindiği tecrübelerle ilerleyişini
sürdürdü.</p>



<p><strong>TEKELLER VE EMPERYALİZM</strong></p>



<p>Makinaların mükemmelleşerek yaygınlaşması ve teknik ilerleme, 19. yüzyılın ikinci yarısında özellikle son üçte birinde, üretimin; makina, hammadde ve enerji üreten kesiminin hızla büyümesine ve hafif sanayii geri plana iterek öne çıkmasına, elektriğin keşfi ve patlamalı motorların yapımı gibi yeni buluşlara, petrol gibi yeni enerji kaynaklarının kullanılmasına, termik ve hidrolik santrallerin gelişmesine yol açtı. Haberleşme, deniz ve başta demiryolları olmak üzere kara taşımacılığı gelişirken, tarımda da makinalaşma hızlandı. İşletme ölçekleri büyür ve büyük işletmeler yaygınlaşırken, işletmeler ve sektörler arasında, tam bir iç içe geçiş ve kaynaşmaya doğru ilerleyen ve ulusal sınırları da aşan ilişkiler gelişti. Keskinleşen rekabet koşullarında, en ileri teknolojileri kullanmak zorunda kalan ve daha küçükleri yutarak gelişen büyük işletmeler, ekonomiyi ağ gibi sarmaya başladı. </p>



<p>Öncelikle birbiriyle en bağlantılı işletmeleri
ve sektörleri bünyesinde birleştiren ve dev sermayeleri kontrol eden anonim
şirketler gelişerek yaygınlaştı. Bu, aynı zamanda, banka sermayesinin az sayıda
bankada yoğunlaşıp merkezileşmesiyle dev bankaların ortaya çıktığı ve ekonomide
etkin bir rol oynamaya başladığı bir süreç oldu. Üretimin ve sermayenin
yoğunlaşması ve merkezileşmesindeki bu ilerleme, 19. yüzyılın son üçte birinde
sanayi sermayesi ile banka sermayesinin iç içe geçip kaynaşarak mali sermayenin
oluşmasına ve tekellerin ortaya çıkmasına yol açtı. 20. yüzyılın başlarında
kapitalizm, yeni bir aşamaya; tekellerin ve bu temelde mali oligarşinin egemen
hale geldiği emperyalizm aşamasına ulaştı.</p>



<p>Tekelci kapitalizm, temel özellikleri ve eğilimlerinin gelişerek bazılarının karşıtlarına dönüştüğü, yeni bir toplumsal düzene geçişin koşullarının olgunlaştığı, bütün çelişmelerinin, yeni bölünmeler ve karşıtlıkların da ortaya çıkmasına yol açarak şiddetlendiği, yüksek bir gelişme düzeyine ulaşmış kapitalizmdir. Sermayenin ve üretimin yoğunlaşması ve merkezileşmesi sürecinin ürünü olan tekeller, bu süreci, dünya ölçeğinde geliştirir. Bir yandan emeğin toplumsallaşması, diğer yandan toplumsal zenginliklerin küçük bir azınlığın elinde yoğunlaşmasıyla, toplumsal eşitsizliklerin derinleşmesi süreci ilerler. İşçi ve emekçi yığınlar üzerinde sömürü yoğunlaşır ve geleceğe güvensizlik büyürken, tekellerin küçük üreticiler ve tekel-dışı burjuva katmanlar üzerindeki boğucu baskısı artar. Üretimin toplumsal karakteri ile mülk edinmenin özel kapitalist niteliği arasındaki çelişme ve bunun sınıfsal plandaki yansıması olan işçi sınıfı ile burjuvazi arasındaki karşıtlık dünya ölçeğinde derinleşir. Emperyalizm, kapitalizmin genel bir bunalım sürecine girdiği son ve ölüm aşamasıdır.</p>



<p>Serbest rekabetin bir sonucu ve karşıtı olan kapitalist tekel; rekabeti bütünüyle ortadan kaldırmaz. Tekel, rekabetin yanı sıra ve onun üstünde varlığını sürdürür. Bu olgu; kapitalist gelişme sürecinin temel özelliklerinden biri olan dengesiz gelişmeyi derinleştirir, rekabeti burjuvazinin saflarındaki bölünme ve çelişkileri, yeni unsurlar kazandırarak şiddetlendirir. Tekeller, üretici güçlerin serbestçe gelişmesini sınırlar ve yeni teknolojilerin kullanılmasını bütünüyle azami kârın elde edilmesine ve tekeller arasındaki rekabetin seyrine bağlar.&nbsp; Tekellerin, üretici güçlerin gelişmesini sınırlayıcı etkisi; egemen ülkelerde belirgin bir durgunluk eğilimine yol açarken, geçici bir süre için de olsa bazı ülkelerde, dönem dönem de kapitalist dünyanın bütününde, kapitalizmin ve tekniğin eskisinden de hızlı gelişmesi olanağını ortadan kaldırmaz.</p>



<p>Emperyalizm aşamasında, sermaye ihracı meta ihracını da geliştirerek öne çıkar ve ülkeler arasındaki ekonomik ilişkilerin temel unsuru olur. Sermayenin ve üretimin uluslararasılaşması, bütün ülkelerin ekonomilerinin bir zincirin halkaları gibi kapitalist dünya ekonomisinde birleştirir ve bu süreci ilerletir. Ekonominin, kapitalist-emperyalist sistemin tüm bölünme ve sınırlamalarını aşarak, halkların karşılıklı yararı ve eşitliği temelinde uluslararası örgütlenmesi; üretici güçlerin gelişmesi bakımından da artan bir zorunluluk haline gelir. Ancak, mali sermayenin egemenliği koşullarında bu olanaksızdır ve kapitalist-emperyalist sistem; bunu engelleyen karşıtlıkları da yeniden üretir ve geliştirir. Ekonominin kapitalist emperyalist sistemin yol açtığı sınırlamalardan kurtularak özgürce gelişmesini sağlayacak ve tüm dünyayı kapsayacak tarzda uluslararası örgütlenmesi, ancak proleter dünya devriminin zaferiyle olanaklı hale gelir.</p>



<p>Tekellerin ve mali sermayenin oluştuğu ve egemen hale geldiği süreç, aynı zamanda, dünyanın, kapitalizmin en geri ve ücra bölgelerine kadar yayıldığı ve paylaşımının da tamamlandığı bir süreç oldu. Burjuvazinin, el değmemiş “özgür” alanlara doğru genişleme ve kapitalist gelişme ile birlikte artan gerilim ve yüklerini, yeni alanlara yayma dönemi sona erdi. İşçi sınıfı ve ezilen halklar üzerindeki baskı ve sömürünün yoğunlaştığı, kapitalizmin çelişkilerinin sıçramalı gelişmelere ve sert çatışmalara yolaçarak keskinleştiği yeni bir dönem başladı. Belli başlı kapitalist grup ve devletler arasındaki rekabet ve dünyayı yeniden paylaşım mücadeleleri şiddetlenirken, kapitalizm; büyük emperyalist ülkelerin, dünya nüfusunun ezici çoğunluğunu oluşturan halkları ve ulusları köleleştirdikleri, özgür ve bağımsız gelişmelerini engelledikleri, ülkelerin ezen ve ezilen, sömüren ve sömürülenler olmak üzere ikiye bölündüğü bir dünya sistemi haline geldi.</p>



<p>Eşit olmayan, sıçramalı gelişme; emperyalist ülkeler ve uluslararası mali sermaye grupları arasındaki güçler ilişkisini değiştirir. Yeniden paylaşım mücadeleleri ve bu mücadelelerin devamı olan emperyalist savaşlar kaçınılmaz hale gelir. Emperyalistler arası çelişmeler; kapitalist sistemi zayıflatan, genel bunalımını derinleştiren, milyonlarca insanın ölümüne ve sakat kalmalarına, doğanın, üretici güçlerin ve yaşam araçlarının tahribine, aynı şekilde yoksulluğun, ahlaki çöküntü ve yozlaşmanın derinleşmesine ve yaygınlaşmasına yolaçan, onu kaçınılmaz sonuna yaklaştıran başlıca bölünme ve karşıtlıklardan biri olur.</p>



<p>Sermaye ihracındaki artış, geri ve bağımlı ülkelerde kapitalist gelişmeyi hızlandırır. Emperyalist sömürü ve boyunduruk yoğunlaşırken, emperyalizme ve yerli dayanaklarına karşı mücadelenin yeni güçleri ortaya çıkar. İşçi sınıfının yok denecek kadar zayıf ya da az geliştiği ve köylü toplumu özelliği taşıyan geri ülkelerde de sınıf farklılaşması derinleşir, işçi sınıfı ve hareketi gelişir, yarı-proleter kitleler büyür. Sosyalizmin maddi önkoşulları bu ülkelerde de gelişir. Bu ülkeler, emperyalizmin bir cephe gerisi olmaktan çıkar, emperyalizm ve yerli dayanakları başta olmak üzere her türden gericiliğe ve kapitalizme karşı mücadelelerin alanları olur. Emperyalizmle ezilen halklar ve uluslar arasındaki çelişki; şiddetlenen emek-sermaye temel karşıtlığının ve emperyalistler arası çelişmelerin yanı sıra, kapitalist-emperyalist sistemin başlıca çelişkilerinden biri olma özelliği kazanır.</p>



<p>Tekellerin ana hissedarları ve yöneticileriyle, devletin yönetici kurumları arasında tam bir iç içe geçiş ve kaynaşma gerçekleşir, devlet iktidarı mali oligarşinin elinde yoğunlaşır. Devletin, tekellerin çıkarları doğrultusunda en etkin bir biçimde kullanılması artan bir önem kazanırken, bunun ön koşulları oluşur ve tekelci devlet kapitalizmi gelişir. Kapitalist devlet, başta militarist-bürokratik aygıt olmak üzere, yeni örgütler de kurularak güçlendirilir. Toplam toplumsal üretimin giderek büyüyen bir bölümü; silahlanma ve savaş harcamalarına, toplumun sırtında asalak bir ur olan kapitalist devletin, en başta da militarist-bürokratik aygıtının geliştirilmesine ayrılır.</p>



<p>Emperyalizm, mali sermayenin az sayıdaki emperyalist ülkede aşırı yoğunlaşmasına ve üretimden tamamen kopmuş olan, ancak kârların büyüyen bölümünü ele geçiren rantiye tabakaların genişlemesine yolaçar. Bu olguya, üretimin artan ölçüde, emek-yoğun sektörler başta olmak üzere, sermayenin kıt, işgücünün, toprağın ve hammaddelerin ucuz, kâr oranlarının yüksek olduğu ülkelere doğru kaydırılması eşlik eder. Mali sermayenin en güçlü ve gelişmiş olduğu emperyalist ülkeler; dünya nüfusunun ezici çoğunluğunu sömüren, üretimden giderek daha çok kopan rantiye tabakaların ve onlara hizmet eden sektörlerin ve toplumsal kesimlerin genişlediği ülkeler haline gelir.</p>



<p>Emperyalizm; temsili kurumların görünürdeki sınırlı rollerinin ve yetkilerinin, demokratik hak ve özgürlüklerin sistematik bir biçimde kısıtlanması, gerektiğinde büsbütün rafa kaldırılması, gericiliğin, başka ulusları ve halkları köleleştirmenin, ulusal bağımsızlık ve egemenlik haklarını ayaklar altına almanın, ilhak eğilimlerinin alabildiğine gelişmesidir. Faşizm; mali sermayenin, bütün bu eğilimlerinin en yoğunlaşmış dışa vurumu; en gerici, en şoven, en saldırgan, en barbar akımı ve devlet biçimi olarak tarih sahnesine çıkar.</p>



<p>Mali sermaye, başta Ortaçağ gericiliği olmak üzere, kendi egemenlik koşullarına uydurarak her türden gericilikle ittifaka girer ve onları ayakta tutan temel dayanak haline gelir. Bilim ve özellikle teknikteki ilerleme ve yüksek gelişme düzeyine karşın; bilimsel bir dünya görüşü geliştiremeyen burjuvazi; tarihin çöplüğüne atılmış en geri dogmalara, dinsel, felsefi-ideolojik akımlara dört elle sarılır ve bunları yeni gerekçelerle yaygınlaştırmaya çalışır. Felsefede, kültür ve sanatın tüm dallarında yüzeysellik ve fikri sefalet alabildiğine gelişir, sürekli mücadele içinde gelişen işçilerin ve halkların sanat ve kültürü karartılmaya çalışılır.</p>



<p>Tekellerin üretici güçlerin özgürce gelişmesini engellemelerinin yanı sıra, emperyalist savaşların ve dönem dönem kısalan aralıklarla gündeme gelen, süreleri uzayan ve sonuçları ağırlaşan krizlerin; toplumsal hayatın tüm alanlarında yol açtığı yıkım büyür. Azami kâr peşinde koşan tekellerin gelişen teknolojiyi fütursuzca kullanması, bu yıkımı, doğanın tahribine doğru genişletir. Burjuvazi, üretici güçlerin gelişmesinin ve toplumsal ilerlemenin önünde engel haline gelir. Üretim araçları üzerindeki küçük bir azınlığın mülkiyetinin tasfiye edilmesi ve toplumun ortak malı haline getirilmesi, kapitalist üretim ilişkilerinin yerini sosyalist üretim ilişkilerinin alması tarihsel bir zorunluluk ve üretici güçlerin özgürce gelişmesinin koşulu olur.</p>



<p><strong>EMPERYALİZM, EZİLEN ULUSLAR VE PROLETARYA DEVRİMİ</strong></p>



<p>Tekeller azami kâr peşinde koşar. Bunu gerçekleştirmenin koşulu ise; işçi sınıfı ve halklar üzerindeki sömürünün yoğunlaştırılması, diğer ülkelerin yeraltı ve yerüstü kaynaklarının sistematik bir biçimde yağmalanmasıdır. Sermayenin organik bileşiminin yükselmesine bağlı olarak kâr oranlarının düşme eğilimini engelleme ve azami kâr dürtüsü tekellerin işçi sınıfı ve halklar üzerindeki sömürüyü yoğunlaştırma eğilimini kamçılar. Sermayenin ve üretimin yoğunlaşma ve merkezileşmesinin eriştiği düzey, üretim araçlarının ve bu temelde politik iktidarın mali oligarşinin elinde yoğunlaşması, devlet iktidarının mali sermayenin çıkarları doğrultusunda her alanda etkin kullanımı ve tekelci devlet kapitalizminin gelişmesi; tekellerin, sömürü ve baskıyı yoğunlaştırma olanaklarının genişlemesine yol açar. Tüm bunlar ve mali sermayenin yoğunlaşan baskı ve sömürüsü, aynı zamanda; emek sermaye karşıtlığını şiddetlendiren, işçi sınıfı ve halklar arasında, mali sermayeye ve diktatörlüğüne karşı hoşnutsuzluk, öfke ve mücadele eğilimlerini geliştiren, onları işyerlerinin yanı sıra işkolu, ülke ve dünya ölçeğinde birleşme ve mücadele etmeye zorlayan yeni etkenler olur. Devletin tekelci kapitalist niteliği açıkça ortaya çıkarken, ezilen ve sömürülen sınıfların az çok kitlesel tüm mücadeleleri, sermaye ve hükümetlerine karşı politik bir mücadele özelliği kazanır.</p>



<p>Yüksek tekel kârları, mali sermayeye; işçi hareketinin ve sendikalar, kooperatifler ve kitleselleşmiş siyasi partileri gibi örgütlerinin belli başlı yöneticilerini satın alma ve yaşam tarzları, toplumsal ilişkileri, ruh halleri vb. her bakımdan işçi sınıfının ayrıcalıklı burjuva tabakasını oluşturan işçi aristokrasisi ve bürokrasisini geliştirme olanağı sağlar. Bu tabaka, burjuvazinin, mali oligarşinin işçi hareketi içindeki sosyal dayanağı ve her türden oportünizmin ve sınıf işbirliğinin başlıca kaynaklarından biri olur. İşçi sınıfının gelişen hareketini bastırmak, en geri düzeye itmek için, tekelci burjuvazi; sürekli güçlendirdiği burjuva devletin yanı sıra, işçi aristokrasisi ve bürokrasisini, yalpalayan ara güçleri de artan bir etkinlikle kullanır. İşçi hareketinin gelişme seyrine bağlı olarak tekelci burjuvazinin sürekli yenilediği ve geliştirdiği bu tabakalara karşı kesintisiz mücadele ve bunların tecrit edilmeleri, işçi sınıfının zafere ulaşmasının koşulu haline gelir.</p>



<p>Sermaye ihracının büyük boyutlara vararak artması, geri ülkelerde de ucuz emek sömürüsü üzerinde yükselen modern büyük işletmelerin ve bu işletmelerde yoğunlaşan bir işçi sınıfının gelişmesine yol açar. Modern bir sınıf olarak gelişmelerinin henüz başlarında olmalarına karşın, bu ülkeler işçilerinin mücadeleleri; ağır baskı ve sömürü koşullarının yol açtığı etkenlerin yanı sıra gelişmiş kapitalist ülkeler işçi sınıfının deneylerinden yararlanarak ve yardımlarını alarak bağımsız bir harekete doğru ilerler. Geri ülkelerde de işçi sınıfı ve bağımsız hareketinin gelişmesiyle birlikte; işçi sınıfının uluslararası hareketi ve kurtuluş mücadelesi, ileri kapitalist ülkelerle sınırlı bir hareket olmaktan çıkar, dünya ölçeğinde bir hareket olma özelliği kazanır. Burjuvazinin saflarındaki çelişkileri derinleştiren emperyalizm, ileri ve geri tüm ülkelerin işçilerini tek bir ordunun unsurları olarak birleştiren ve kurtuluş mücadelelerine uluslararası bir özellik kazandıran temeli geliştirir.</p>



<p>Ezilen ulusların ve halkların devrimci mücadelesi, işçi sınıfının devrimci hareketiyle emperyalizme karşı tek bir cephede birleşir ve dünya işçi devriminin bir bileşeni olur. Kapitalist gelişme, bu mücadelelerin, işçi sınıfı önderliğinde gelişmesi ve sosyalizme kesintisiz geçişi hedefleyen halk devrimleri özelliği kazanmasının maddi zeminini ve koşullarını olgunlaştırır. Dünya işçi devrimi de ileri kapitalist ülkelerle sınırlı bir sorun olmaktan çıkar ve eşit olmayan sıçramalı gelişmenin derinleşmesine de bağlı olarak, kapitalist-emperyalist sistemin en zayıf halkadan (ya da halkalardan) yarılmasıyla başlayan ve ilerleyen bir süreç olma özelliği kazanır. İşçi sınıfı en zayıf halkada (ya da halkalarda) politik iktidarı ele geçirerek egemen sınıf olarak örgütlenir ve tarihsel gelişim açısından köklü bir dönemeç olan sınıfsız toplumun inşası süreci, işçi sınıfının toplumsal devrimi süreci başlar.</p>



<p>İşçi sınıfı; nüfusun küçük bir azınlığının tekelindeki üretim araçlarını, toplumun ortak malı haline getirerek, sınıfların ve tüm biçimleriyle baskı ve sömürünün ortadan kalkacağı komünist toplumun temellerini atar. Kâr amacıyla ve pazar için yapılan, anarşik ve dengesiz bir gelişme gösteren kapitalist üretimin yerini; sürekli gelişen bir teknik temel üzerinde, toplumun ve her üyesinin maddi ve manevi tüm yönleriyle gereksinimlerini karşılamak için belirlenmiş bir plana göre yapılan toplumsal üretim alır. Sınıfları, baskı ve sömürü ilişkilerini tüm biçimleriyle ortadan kaldıracağı için, işçi sınıfının toplumsal devrimi, diğer ezilen ve sömürülen sınıfların da kurtuluşunu sağlar. İşçi sınıfı, bu tarihi devrimci rolünü ancak bilimsel sosyalizmin teorisiyle donanmış partisinin yönetiminde yerine getirebilir.</p>



<p>Bu devrimin ön koşulu; işçi sınıfının iktidarı ele geçirerek egemen sınıf olarak örgütlenmesi ve kapitalizmin eski ve yeni tüm unsurlarına ve belirtilerine karşı kesintisiz bir mücadele sürdürmesi ve kapitalizmi yeniden kurma girişimlerini ezmesidir. Koşullardan bağımsız olarak, işçi sınıfının iktidarı ele geçirmesi ve egemen sınıf olarak örgütlenmesi, aynı burjuva devlet aygıtının el değiştirmesiyle olanaklı değildir. Kapitalist toplumla komünist toplum arasında, ikisinin de unsurlarının bir arada ve mücadele halinde bulunduğu ve işçi sınıfının egemen sınıf olarak örgütlendiği (proletarya iktidarı) ve komünizmin 1. aşaması olarak da nitelenebilecek bir geçiş dönemi yer alır. Proletaryanın egemenliği, kendisinden önceki sınıf egemenliklerinden farklı olarak, nüfusun ezici çoğunluğu için demokrasi, nüfusun küçük bir azınlığını oluşturan sömürücü sınıflar üzerindeyse diktatörlüktür. Kapitalist (ve öncesi) üretim ilişkilerinin kısıtlamalarından kurtulan üretici güçlerin özgürce gelişmesi; “herkesten yeteneğine ve herkese emeğine göre” ilkesinin egemen olduğu komünist toplumun 1. aşamasından, “herkesten yeteneğine ve herkese ihtiyacına göre” ilkesinin egemen olacağı son ve üst aşamasına geçişin koşullarını hazırlar.</p>



<p>Dünya işçi devriminin, emperyalizmin en zayıf halkalarında zafere ulaşarak ilerlemesi; sosyalist inşanın kapitalist emperyalist kuşatma koşullarında başlamasına ve gelişmesine, burjuvazinin ve kapitalizmin içteki dayanaklarının ve eski düzeni yeniden kurma girişimlerinin uluslararası alanda da güçlü desteklere sahip olmasına yol açar. İşçi sınıfı tam ve kesin bir zaferi, ancak; dünya ölçeğinde kapitalist sistemin yıkılması, kapitalist-emperyalist kuşatmanın yerini sosyalist kuşatmanın alması durumunda kazanabilir. Bu nedenle işçi sınıfının toplumsal devrimi, komünist toplumun kurulması süreci; ulusal ve uluslararası alanda inişleri ve çıkışları, atılımları ve geri çekilmeleri, zaferleri ve yenilgileri içeren karmaşık bir süreç olarak gelişir.</p>



<p>Ülkeler; kapitalist gelişmenin düzeyi ve özellikleri, kapitalist dünya sistemi içindeki yerleri, sınıflar arası ilişkiler ve güç dengeleri, tüm yönleriyle sınıf mücadelesinin sürdüğü toplumsal koşullar vb. birçok bakımdan eşit ve aynı durumda değildirler. Tüm bunlar; aynı nihai hedef etrafında birleşen değişik uluslardan işçilerin ve sınıf partilerinin önündeki kısa vadeli hedeflerin aynı olmamasına, burjuva diktatörlüğünün ve kapitalizmin yıkılması ve işçi sınıfının iktidarı alması, egemen sınıf olarak örgütlenmesi ve sosyalizmin kuruluşu sürecinde, toplumsal devrimin gelişme seyrinde farklılıklara yol açar.</p>



<p><strong>&nbsp;İŞÇİ SINIFI İKTİDARI, SOSYALİZM VE EMPERYALİST KUŞATMA</strong></p>



<p>Kapitalizm geliştikçe derinleşen çelişmeleri ve işçi hareketinin ilerlemesi, aydınlar arasında da bölünmeye, bir kesimi arasında kapitalizmin bilimsel tahlili temelinde eleştirisine yönelme ve işçi hareketiyle birleşme eğiliminin gelişmesine yol açtı. İşçi sınıfının dünya görüşü ve kurtuluş mücadelesinin eylem kılavuzu olan Marksist teori ve bu teori üzerinde yükselen bilimsel sosyalist akım, bu eğilimin gelişerek olgunlaşmasının bir sonucu olarak ortaya çıktı. İşçi sınıfının kurtuluş mücadelesi bilimsel bir programa, stratejik ve taktik kavrayışa kavuştu.</p>



<p>19. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren işçi sınıfının gelişmesi ve büyük ölçekli işletmelerde yoğunlaşması hız kazanırken, Marksizm de işçiler ve aydınlar arasında yayılıyordu, bilimsel sosyalizmle işçi hareketinin birleşmesi ve bu temelde işçi sınıfının başta Almanya olmak üzere kapitalist ülkelerde bağımsız bir parti olarak örgütlenmesi süreci ilerliyordu. İşçilerin mücadeleleri, sendikalar gibi kitle örgütleri gelişirken, bilimsel sosyalizmin teorisiyle donanmış devrimci partileri işçi sınıfının giderek büyüyen kesimlerinin desteğini alan kitlesel partiler haline geldi. İşçi hareketi belli başlı kapitalist ülkelerde, bilinç ve örgütlenme düzeyi, mücadele kapasite ve yeteneği bakımından da burjuvazinin egemenliğini tehdit eden bağımsız bir hareket olma özelliği kazandı. Bu süreçte işçi sınıfının uluslararası hareketi ve örgütlenmesi de gelişti. 1. Enternasyonal’in ardından 2. Enternasyonal; işçi sınıfının güçlenen partilerine dayanan ve dünya burjuvazisine karşı işçi sınıfının devrimci hareketini birleştiren bir merkez olarak kuruldu.</p>



<p>Sosyalizmin maddi ön koşulları olgunlaşır ve işçi hareketi burjuvazinin egemenliğini tehdit eden bir düzeye doğru ilerlerken, burjuvazi tüm olanaklarını kullanarak, işçi sınıfı ve emekçiler üzerindeki baskısını yoğunlaştırdı, işçi hareketi içindeki dayanaklarını güçlendirmeye yöneldi. Kapitalizmin tüm çelişmelerini keskinleştirecek ve dünyayı bir paylaşım savaşına götürecek etkenlerin birikmeye başladığı koşullarda, 2. Enternasyonal partileri içinde, burjuvazinin baskısına karşı koyamayıp, uzun barışçıl dönem boyunca burjuva parlamentolarından yararlanma dahil yasal olanakları yasalcılık ve parlamentarizmine dayanak edinerek sınıf işbirliğine yönelen oportünist eğilimler de gelişti.</p>



<p>Emperyalistlerin dünyayı yeniden paylaşmak için başlattıkları 1. Dünya Savaşı, üretici güçlerin tahribine, milyonlarca insanın ölümü ve sakat kalmasına, korkunç bir sefalete, birçok ülkede devrimci durumlara yol açarak sonuçlandı ve emperyalist kapitalist sistem, 1917 Ekim Devrimi ile Rusya&#8217;da yarıldı. Çeşitli milliyetlerden Rusya işçi sınıfı iktidarı ele geçirerek egemen sınıf olarak örgütlendi, kapitalizmin tasfiyesi ve sosyalizmin inşası süreci başladı. Kapitalist-emperyalist sistem pazar, yatırım, hammadde alanları bakımından daralır ve zayıflarken, dünya işçi sınıfı ve ezilen halkların kurtuluş mücadeleleri SSCB gibi güçlü bir uluslararası dayanağa kavuştu. SSCB’de sosyalist inşanın başlaması ve ilerlemesi; kapitalizmi can çekişen, ölüm aşamasındaki kapitalizme dönüştüren emperyalizmin başlıca çelişkilerinin yanı sıra yeni bir çelişkinin, kapitalist ve sosyalist sistemler arasındaki çelişkinin ortaya çıkması ve gelişmesine yol açtı.</p>



<p>Yeni bir devrimler çağını, proleter devrimler çağını pratikte de başlatan Ekim Devrimi, emperyalist savaşın tam bir felakete ve yıkıma sürüklediği işçiler ve ezilen halklar arasında örgütlenme ve mücadele eğilimlerini geliştiren, onları sarsan yeni bir etken oldu. Kendi burjuvazisiyle işbirliğine yönelen ve sosyal-şoven, sosyal-emperyalist bir çizgi izleyen 2. Enternasyonal utanç verici bir yıkım ve çözülüşe sürüklenirken, bütün ülkelerde işçi sınıfının bağımsız parti olarak örgütlenme girişimleri yoğunlaştı. Bu temelde 3. Enternasyonal ileri ve geri tüm ülkelerin devrimci işçi parti ve örgütlerini birleştiren işçi sınıfının uluslararası örgütü olarak kuruldu.</p>



<p>Ekim sosyalist devrimi kapitalizm ve emperyalizmin hamlelerini durdurdu, yeni bir dünyanın oluşmasına yol açtı: işçilerin toplumu ve sosyalizm, insanlık tarihinde yeni bir çağ açtı: emperyalizm ve proleter devrimler çağı. Bu dönem sürekli keskinleşen ve birbirini etkileyen temel çelişkiler barındırır ve bunların şiddetlenmesi emperyalist zincirin en zayıf olduğu halkaların kırılmasında yeni devrimci süreçlerin başlamasına yol açar. Bu çağın temel çelişkileri bir yandan emek, işçi sınıfı ve sosyalizm, diğer yandan ise sermaye, burjuvazi ve kapitalizm arasındaki mücadeleden, ezilen halk ve ulusların emperyalist ülkelere karşı mücadelelerinden ve tekellerin ve emperyalist ülkelerin kendi aralarındaki mücadelelerden oluşur.</p>



<p>Ekim Devrimi’ni, Almanya, Avusturya, Macaristan başta olmak üzere birçok ülkede işçilerin ve emekçilerin, Çin, Türkiye, İran ve Afganistan örneklerinde de görüldüğü gibi ezilen halkların ve ulusların devrimci ayaklanmaları ve kurtuluş mücadeleleri izledi. Sosyal demokrasinin, işçi aristokrasisi ve bürokrasisinin desteğini alan burjuvazi ve gericilik, Rusya dışında işçi sınıfının devrimci ayaklanmalarını bastırdı. Kapitalist emperyalist sistem kısa süreli bir nispi istikrar döneminden sonra, 1929 Bunalımı’yla birlikte, başlıca çelişmelerinin keskinleşeceği, yeni çatışmalar ve sert mücadeleler dönemine girdi.</p>



<p>Emperyalist savaşın, ardından da iç savaşın tam bir yıkıma uğrattığı, kapitalist-emperyalist kuşatma altındaki Sovyetler Birliği; emperyalizmin ve gericiliğin, içte burjuva-kapitalist unsurların ve tüm geçiş dönemi boyunca varlığını sürdüren kalıntılarının direnişine ve yıkıcı saldırılarına karşın; her alanda, tarihin o güne kadar tanık olmadığı bir hızla ilerledi. Başta İtalya, Japonya ve Almanya olmak üzere kapitalist ülkelerde faşizm güçlenir, birçok ülkede faşist diktatörlükler kurulur ve 1930’lu yıllarda kapitalist dünya krizden krize ve yeni bir paylaşım savaşına doğru sürüklenirken; SSCB, temel üretim araçlarının toplumsallaştırıldığı, sosyalizmin ekonomik temellerinin atıldığı, işçilerin, köylülerin ve aydınların yaşam ve çalışma koşullarının iyileştiği, gelişmiş bir sanayi-tarım ülkesi haline geldi. Derinleşen kriz ve sermaye ve faşizmin yoğunlaşan saldırısı koşullarında işçiler ve ezilen halklar arasında öfke ve mücadele eğilimi gelişirken Fransa ve İspanya gibi birçok ülkede antifaşist halk mücadeleleri, Çin gibi sömürge, yarı-sömürge ve bağımlı ülkelerde de ulusal kurtuluş hareketleri gelişti.</p>



<p>2. Dünya Savaşı; İspanya ve Portekiz gibi ülkelerde faşist diktatörlükler yakılmasa da, faşist kampın yenilgisi ve kapitalist-emperyalist sistemin yeni cephelerden yarılması, halk demokrasili rejimlerin kurulmasıyla sonuçlandı. Doğu Avrupa ve Balkan ülkelerinde işçi sınıfı önderliğinde gelişen ve kesintisiz bir biçimde sosyalizmin inşasına yönelen halk devrimlerini, başta Çin ve Vietnam’daki devrimler olmak üzere Asya, Afrika ve Latin Amerika kıtalarındaki halk ayaklanmaları, ulusal kurtuluş savaşları ve devrimler izledi. İşçi sınıfının ve halkların yükselen devrimci mücadele ve ayaklanmalarıyla sarsılan, yeni cephelerden yarılan emperyalist kapitalist sistem; genel bunalımının ikinci aşamasına girdi. Başta Fransa, İtalya, Yunanistan, Endonezya olmak üzere birçok ülkede işçi sınıfının devrimci partileri, emekçilerin geniş kesimlerinin de desteğini alan, iktidar alternatifi kitlesel işçi partileri haline geldi. Eski sömürge sistemi, 1960’lı ve 70’li yıllarda da devam eden ezilen ulusların ve halkların hareketindeki büyük yükseliş karşısında tutunamadı, çözülme sürecine girdi ve dağıldı.</p>



<p>İşçi sınıfı ve ezilen halkların hareketindeki büyük atılım; emperyalizm ve dünya gericiliğinin sosyalist kampa, işçi sınıfı ve ezilen halkların devrimci hareketine karşı güçlerini birleştirme eğilimini güçlendirdi. ABD, diğer emperyalist ülkeler karşısında kesin bir üstünlük sağlayarak, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, emperyalist-kapitalist sistemin tek hâkim gücü oldu. Bu durum, emperyalizme, geçici bir süre için de olsa, ilk kez, sosyalizme, işçi sınıfı ve halkların devrimci hareketine karşı tek merkezden yönetilen, birleşik bir saldırı başlatma ve yürütme olanağı sağladı. Mali sermaye, işçi aristokrasisi ve bürokrasisinin yanı sıra yalpalayan ara güçlerle sarsılan ilişkilerini yenilemeye, bu güçleri kazanmaya ve en etkin biçimde kullanmaya, işçi sınıfını ve halkları yatıştırmak için geçici tavizler vermeyi de içeren yeni taktikler ve yöntemler geliştirmeye yöneldi. “Sosyal devlet” uygulamaları yaygınlaşırken, yeni sömürgeci yöntemler ve biçimler geliştirildi.</p>



<p>Dünya işçi sınıfının devrimci hareketi, emperyalizmin cepheden ve burjuvazinin işçi hareketi ve sosyalist kamp içindeki dayanaklarının, kararsız ve uzlaşmacı unsurların içerden yürüttükleri saldırıları püskürtme; kazanımlarını dünya ölçeğinde bir zafere doğru ilerletme yeteneği gösteremedi. Sosyalist inşayı kesintiye uğratan, kapitalizmin yeniden kuruluşu yolunu açan, emperyalizme, burjuvaziye ve her türden oportünist ve revizyonist akıma karşı mücadelenin yerine işbirliğini geçiren, ideolojik olarak modern revizyonizm biçiminde şekillenen karşı-devrimci çizgi, 20. Kongre’de SBKP’ne ve işçi sınıfının devrimci hareketine egemen oldu. Arnavutluk dışındaki sosyalist ülkelerde, sosyalizmi yenileme, komünizme geçiş vb. propagandası eşliğinde ve deforme edilen sosyalist biçimler altında kapitalizm yeniden inşa edilirken; devrimci işçi hareketi yenilgi ve gerileme sürecine girdi. Modern revizyonizm, diğer eski sosyalist ülkelerin yanı sıra dünyanın en gelişmiş ve güçlü ülkelerinden biri olan SSCB’nin olanaklarını, işçi sınıfı ve halklar nezdinde kazanılmış büyük saygınlık ve güveni, bilimsel sosyalizmin devrimci özünü boşaltmak, işçi sınıfı ve ezilen halkların mücadelesini her alanda en az direnme çizgisine çekmek için kullandı. İşçi sınıfının kitlesel devrimci partileri sınıf işbirliği çizgisi izleyen sendikalist, reformist-parlamentarist partilere dönüştü, devrimci işçi hareketi tam bir tasfiye süreciyle yüz yüze kaldı. Bu gelişme, işçi hareketinin yanı sıra ezilen uluslar ve hareketini de etkiledi. Burjuva, küçük burjuva uzlaşmacı akımların bu hareketler içindeki etkisi güçlendi.</p>



<p>Modern revizyonizmin egemenliğiyle birlikte, adım adım, toplumun ihtiyaçlarını sağlayacak istikrarlı ve uyumlu bir gelişmeyi güvenceye alan planlı üretimin yerini kâr ve pazar için üretim aldı. Kapitalist ekonomi ve bunun üzerinde yükselen kapitalist toplumun durgunluk ve kriz, her alanda dengesiz gelişme, açık ve daha çok da gizli işsizlik, asalak ve üretimden tamamen kopmuş küçük bir azınlığın elinde yoğunlaşan birikim ve lüks yaşam, buna eşlik eden artan yoksulluk, giderek büyüyen askeri harcamalar ve dış müdahaleler vb. türünden tüm sonuçları ortaya çıkmaya başladı. 1980’li yılların sonlarına doğru bu sorunlar öylesine boyutlara vardı ki, kapitalizmin bu özel ve geçici türü artık sürdürülemez oldu ve yerini, biçim de dahil, her alanda aslına, tipik olana, olması gerekene bırakması kaçınılmaz hale geldi. 1990’lı yılların başlarında da, SSCB ve başında bulunduğu blok dağılma sürecine girer, sosyalizm ve deforme olmuş biçimlerinin son kalıntıları da tasfiye edilir ve tipik kapitalist biçimlere geçilirken; Arnavutluk’ta da sosyalizm yıkıldı.</p>



<p>Tüm bu gelişmeler, komünizmin, devrim ve sosyalizm mücadelesinin iflası, kapitalizm ve pazar ekonomisinin üstünlüğünün kanıtlanması olarak ilan edildi ve tarihin en azgın, en saldırgan ve en etkin anti-komünist kampanyası başlatıldı. Bu kampanya, işçi sınıfı ve emekçilerin sadece geri kesimlerini değil, ileri kesimleri ve aydınları da derinlemesine ve yaygınlığına etkiledi. Liberal, neo-liberal, muhafazakâr, sosyal-demokrat, neo-faşist, Ortaçağ gericiliği ve önyargılarına yaslanan akımların kitleler arasında yayılmasının koşulları gelişti. Tüm biçimleriyle revizyonist akımlar güç kaybeder, bir kesimi dağılıp parçalanır, kalıntıları reformcu sağ veya sol sosyal-demokrat akımlar haline gelirken, bir kesimi de platformlarını yenileyerek varlığını sürdürmeye yöneldi, kapitalist-emperyalist sistem içinde çözümler ve seçenekler üretmeye yönelen “yeni” akımlar gelişti. Bilimsel sosyalist teorinin ve vardığı sonuçların eskidiği, aşılması gerektiği, hatta hiçbir zaman toplumsal süreçleri bilimsel olarak açıklayamadığı iddiası onların çıkış noktası oldu. Bilim ve teknikteki devrimin üretim ilişkilerinde köklü değişimlere yol açtığını, emek sermaye karşıtlığının aşıldığını, yapısı değişen işçi sınıfının tarihi devrimci rolünün sona erdiğini iddia eden teoriler yeni gerekçelerle tekrar canlandırıldı. Bunlara bağlı olarak, sınıf partileri ve örgütlerinin maddi temellerinin ortadan kalktığı, başta sendikalar olmak üzere, işçi örgütlerinin işlevinin değiştiği, hatta artık onlara gerek kalmadığı ve yerlerini yeni toplumsal örgütlenmelerin alacağı ileri sürüldü. Post-modern teorilerin yanı sıra bu tezler, yenilenmiş gerekçeler ve koşullara uydurulmuş biçimler altında “radikal demokrasi”, “21. yüzyıl sosyalizmi”, “piyasa sosyalizmi”, anarşizm, “eko-anarşizm” vb. adlarla yaygınlaştırılmaya çalışılıyor.</p>



<p>İşçi sınıfının ve halkların mücadelesi; SSCB’nin ve revizyonist blok ve partilerinin çözülüp dağılmasıyla birlikte tahrip edici sonuçları ortaya çıkacak olan bir yenilgi ve gerileme sürecine girmesine karşın, geri bir mevziden de olsa kesintisiz bir biçimde sürdü. Her türden revizyonist, oportünist, sosyal demokrat burjuva akıma karşı mücadele de gelişti. Bu mücadelede başta Enver Hoca olmak üzere, Arnavutluk komünistleri ve AEP, aldığı uzlaşmaz ve kararlı tutumla bir dizi eski parti içinde mücadelenin gelişmesi ve yeni partilerin oluşmasında önemli bir rol oynadı. Emperyalizme, burjuvaziye ve başta modern revizyonizm olmak üzere, Titocu, Troçkist, Euro-komünist, Maocu her türden oportünist ve revizyonist akıma karşı sürdürülen mücadele sürecinde, işçi sınıfının yeni devrimci parti ve örgütleri kuruldu. Bu parti ve örgütler, sosyalizmin ve devrimci işçi hareketinin ağır ancak geçici yenilgisi üzerinden tarihin en etkili anti-komünist kampanyasının yürütüldüğü 1990‘lı yıllar ve sonrasında da yeni katılımlarla birliklerini sağlamlaştırıp mücadelelerini sürdürdüler.</p>



<p>Mücadelelerini işçi sınıfına ve Marksist-Leninist çizgilerine dayanarak sürdüren partiler değişik kıtalardaki hazırlık toplantılarından sonra 1994’te Quito Deklarasyonu’nu yayınladılar.Bir araya gelen bu parti ve örgütlerinin oluşturdukları Uluslararası ML Parti ve Örgütler Konferansı (CİPOML), devrimci işçi hareketinin günümüzdeki enternasyonal örgütlenmesi olarak şekillendi. CİPOML, I. Enternasyonal’le II. Enternasyonal’in devrimci döneminin, III. Enternasyonal’in (Komintern’in) ve Kominform’un devrimci döneminin mirasçısı ve devrimci ilke ve uygulamalarının sürdürücüsüdür.</p>



<p><strong>ÇELİŞKİLERİN KESKİNLEŞMESİ, MÜCADELENİN ARTAN OLANAKLARI</strong></p>



<p>1. İşçi sınıfının kurtuluş mücadelesi tarihinin en ağır yenilgisini almasına karşın, dünya işçi sınıfının ve ezilen halkların devrimci hareketinin ve kazandığı zaferlerin üzerinde yükseldiği temel; kapitalist emperyalist sistemi ölüme sürükleyen uzlaşmaz karşıtlıklar zayıflamak bir yana gelişmeye devam etti. Köylü toplumu özelliği taşıyan ve feodal kalıntıların güçlü bir biçimde varlığını sürdürdüğü geri ve bağımlı ülkelerde kapitalist üretim ilişkileri egemen hale geldi; köylülüğün çözülmesi ve proleter, yarı-proleter kitlelerin büyümesi süreci ilerledi ve sosyalizmin maddi önkoşulları gelişti. İşçi sınıfı ve yarı-proleter kitleler, dünya ölçeğinde, Ekim devriminin zafere ulaştığı yıllar bir yana 1950’li yıllarla kıyaslanmayacak düzeyde büyüdü. Kapitalist rekabetin yanı sıra, kapitalist ve sosyalist sistemler arasındaki karşıtlık ve mücadele koşullarında, bilim ve teknikte gerçekleşen devrim; atomun parçalanması, nükleer enerjinin keşfi ve kullanımı, bilgisayar ve program yapımcılığı gibi yeni sektörlerin ortaya çıkması, üretim, ulaşım, dolaşım ve iletişimin teknik temelinin yenilenmesi, elektroniğin yaygın bir biçimde kullanılması vb. gibi emeğin verimliliğini arttıran yeni gelişmelere yolaçtı. Üretimin, özellikle emek yoğun bölümlerinin iş gücünün, toprağın ve hammaddelerin ucuz olduğu ülkelere kaydırılması olanaklarını genişletti. Tarihsel olarak güçlü olduğu alanlarda, küçük işletmelerin ve serbest meslek sahipliğinin çözülmesi ve ücretli emeğin gelişmesini hızlandırdı. Sermayenin ve üretimin dünya ölçeğinde yoğunlaşarak merkezileşmesi ve uluslararasılaşması, üretimin tüm unsurlarıyla toplumsallaşması ve toplumsal eşitsizlik ve çelişmelerin derinleşmesi sürecini ilerletti. Üretimin toplumsal karakteriyle mal edinmenin kapitalist karakteri arasındaki çelişme daha da derinleşti. İşsizler ordusunun büyümesi, sömürünün yoğunlaşması, emeğin sermayeye bağımlılığının artması, mülksüzleşme sürecinin ilerlemesi, mülksüzlerle mülk sahipleri arasındaki uçurumun derinleşmesi, kapitalizm koşullarında, bilim ve teknikteki ilerlemenin kaçınılmaz sonuçlardır. Bilim ve teknikteki her ilerleme, kapitalizmin çelişmelerini keskinleştirirken sosyalizmin maddi önkoşullarını geliştirir, kapitalizmi ve emperyalizmi kaçınılmaz sonuna daha çok yaklaştırır.</p>



<p>2. Yenilgi ve bunun bir sonucu olarak gündeme gelen işçi sınıfının ve ezilen halkların hareketindeki çok yönlü gerileme, emperyalizmi ve dünya gericiliğini daha da saldırganlaştırdı. Özü, işçi sınıfının ve ezilen halkların kazandıkları hakların ve mevzilerin son kalıntılarını da geri almak, onların mücadelesini en geri düzeye itmek, sermayenin özellikle tekelci kesiminin, egemenliğini ve sömürüsünü ulusal ve uluslararası alanda sınırlayan tüm engelleri kaldırmak ve en yüksek kârı gerçekleştirmek olan ve burjuva kapitalist çevreler tarafından “neo-liberal” önlemler ve politikalar olarak sunulan saldırılar, küreselleşme demagojisinin eşliğinde yoğunlaştırıldı. Ekonomik krizlerin ve durgunlukların, şiddetlenen rekabetin, dünyanın yeni bir paylaşımı için güçleri sınamaya ve kesin bir hesaplaşmaya hazırlanmanın tüm yükleri; işçi sınıfının ve halkların sırtına yıkıldı.</p>



<p>3. Kapitalizmin örnek refah ülkeleri olarak sunulanları da içinde olmak üzere tüm ülkelerde tekellerin kârları artarken, ezilen ve sömürülen kitlelerin yaşam ve çalışma koşulları kötüleşiyor. Emeğin üretkenliği yükselmesine karşın; gerçek ücretler düşmekte, iş günü uzatılmakta, iş yoğunluğu artmakta, emeklilik yaşı yükseltilmekte, esnek çalışma ve taşeronlaşma ve kiralık işçilik yaygınlaştırılmaktadır. Bu sürecin en önemli sonuçlarından biri de, işçi sınıfının her düzeyde birliğinin ve örgütlenmesinin zayıflaması oldu. Bu durum, başta eğitim, emeklilik, sağlık ve işsizlik sigortası olmak üzere, işçilerin ve emekçilerin sosyal kazanımları en geri düzeye çekilmesini, eğitimden sağlığa kadar tüm alanlarda sınırlanmasını ve özelleştirmelerle sermayenin yüksek kârlar elde etmesini kolaylaştırdı. Ara sınıfların çözülme ve mülksüzleşme süreci hızlanırken, yoksulluk yaygınlaşmakta, işsizler ordusu büyümektedir. Terörizme karşı mücadele gerekçesiyle demokratik hak ve özgürlükler sınırlanmakta, en temel insan hakları ayaklar altına alınmakta, siyasal gericilik ve militarizm gelişmektedir. Burjuvazi, bu saldırganlığını, diğer burjuva akımlarla ayrım çizgileri kaybolacak kadar gericileşmiş sınıf işbirliği örgütlenmesi olan sosyal demokrasiden vazgeçmeksizin, tüm Ortaçağ gericiliğini de hizmetine koşarak, şoven milliyetçi, dinci, muhafazakâr ve faşist, neo-faşist akım ve örgütlenmeleri kullanarak yürütüyor.</p>



<p>4. Ezilen ve sömürülen kitleler arasında yarınından emin olamama ve geleceğe güvensizlik yaygınlaşmakta ve derinleşmekte, hoşnutsuzluk ve öfke artmakta, mücadele eğilimleri gelişmektedir. Saldırıları püskürtecek bir düzeye erişememiş olmasına ve kendiliğinden hareketin dar çerçevesini aşamamış olmanın yol açtığı tüm zayıflıkları taşımasına karşın; işçi sınıfı ve halklar saldırılara karşı direnmekte ve mücadele etmektedirler. Saldırıların yoğunlaştığı 1990’lı yıllar ve sonrasında; işçi sınıfının ve halkların mücadeleleri, işyeri ve işkolu düzeyindeki grevlerden genel grev ve direnişlere, kitlesel yürüyüş ve gösterilere, geri ve bağımlı ülkelerde halk ayaklanmalarına doğru ilerledi. Fransa işçilerinin 1995 yılındaki mücadeleleri bu bakımdan bir dönemeç oldu.</p>



<p>5. Eski sömürge sisteminin dağılıp parçalanması; burjuva-kapitalist çevrelerin ve işçi hareketi içindeki uzantılarının ileri sürdükleri gibi, emperyalizmin ve sömürgeciliğin tarih sahnesinden çekilmesine, emperyalizmle ezilen halklar arasındaki bölünme ve karşıtlığın ortadan kalkmasına veya yumuşamasına yol açmadı. Bu bölünme ve karşıtlık, eski sömürge sisteminin dağılması sürecinde ve sonrasında da, yeni unsurlar ve özellikler kazanarak derinleşmeye devam etti. Başta ABD olmak üzere büyük emperyalist devletler, eski sömürgeci yöntem ve biçimleri tamamen bir yana atmaksızın, yeni sömürgeci yöntemler ve biçimler altında saldırılarını yoğunlaştırdılar. Yaşanan süreç, tüm unsurlarıyla emperyalist-kapitalist sistem yıkılmadıkça, emperyalizm ve sömürgeciliğin sona erdirilemeyeceğini, ezilen halkaların tam ve kesin kurtuluşlarının gerçekleşemeyeceğini bir kez daha gösterdi.</p>



<p>6. Büyük emperyalist devletlerin, geri ve orta gelişmişlik düzeyindeki ülkelerin yanısıra, diğer bazı gelişmiş ülkeler üzerindeki boyunduruğu artmakta, bu ülkeler, bir tür ekonomik ve mali sömürgeler haline gelmektedirler. İkili ve çok yönlü askeri, ticari, mali vb. anlaşmaların yanısıra, büyük emperyalist devletlerin denetimindeki IMF, Dünya Bankası, DTÖ, OECD, AB, NAFTA, Birleşik Devletler Topluluğu, APEC, NATO gibi uluslararası birliklerin ve yönetim aygıtlarının ekonomik, politik, askeri, kültürel tüm alanlardaki yetki ve müdahaleleri arttırılmakta, üye ülkelerin ulusal bağımsızlık ve egemenlik hakları sınırlanmaktadır. Büyük emperyalist devletler, kapitalist dünya ekonomisinin uluslararasılaşması sürecinin ilerlemesine de bağlı olarak gündeme gelen bu birlikleri; saldırılarını koordineli bir biçimde yürütmenin, diğer ülkeleri ve halkları egemenlikleri altına almalarının, etki ve nüfuz alanlarını genişletmelerinin bir aracı olarak kullanmaktadırlar.</p>



<p>7. SSCB&#8217;nin başında bulunduğu blokun çözülmesi ve dağılmasıyla birlikte; emperyalistler arasındaki ilişki ve çelişkilerde, başında iki süper gücün bulunduğu bloklar temelindeki bölünme ve rekabetin yol açtığı sınırlamalar ortadan kalktı. BM, IMF, Dünya Bankası, NATO gibi ekonomik, politik-askeri tüm uluslararası kuruluşların ve anlaşmaların üzerinde yükseldiği güçler dengesi değişti. Çin ve SSCB’nin yıkıntıları üzerinden Rusya gibi yeni emperyalist ülkeler ortaya çıktı. Emperyalistler arası güçler ilişkisi değişir ve belli başlı emperyalist güçler yeniden mevzilenirken; yeni bir paylaşım mücadelesi başladı. Etki ve nüfuz alanlarını korumak ve genişletmek için ulusal-etnik, dinsel-mezhepsel vb. çelişmeleri kullanarak kışkırtılan gerici iç savaşların yanı sıra, doğrudan askeri müdahaleler yaygınlaştı. Halklar, özellikle Balkanlar, Kafkaslar, Afrika ve Ortadoğu’da gerici savaşların girdabına çekildi. Başta ABD olmak üzere belli başlı emperyalist güçlerin, Yugoslavya, Afganistan, Sudan, Somali, Irak, Libya, Mali vb. örneklerinde görüldüğü gibi doğrudan askeri müdahaleleri yaygınlaştı. Bu müdahalelerde ve emperyalistlerin kışkırttığı savaşlarda ölen insan sayısı milyonları buldu ve özellikle Afrika’da soykırımlar yaşandı.</p>



<p>8. Bilim ve teknikteki ilerleme ve üretim araçlarındaki gelişme; insanlığın, doğanının gelişme yasalarını bilme ve bu yasaları gözetme temelinde, doğaya egemen olma ve tüm kaynaklarını kullanarak gereksinimlerini karşılama ve güvence altına alma olanaklarını genişletti. Ancak gelişen üretim araçlarının, sermayenin ve tekellerin denetiminde ve en yüksek kârı gerçekleştirmek üzere fütursuzca kullanılması; doğanın çok yönlü tahribine ve kirlenmesine, ekolojik dengenin bozulmasına yol açmakta ve tüm insanlığın ve canlıların yaşam koşullarını tehdit eden ve acil olarak çözülmesi gereken bir düzeye ulaşmaktadır. Özellikle bağımlı, yarı-sömürge ülkelerin yeraltı ve yerüstü kaynakları büyük çevre felaketlerine yol açacak biçimde yağmalanmaktadır. Emperyalist-kapitalist sistem bu bakımdan da, insanlığı tam bir felakete doğru sürüklemektedir.</p>



<p>9. Proleter dünya devriminin maddi temelleri daha da gelişir
ve olgunlaşırken, tüm bölünmeleri derinleşen kapitalist-emperyalist sistem,
gerici emperyalist savaşları, işçi sınıfı ve halkların devrimci mücadelelerini
ve ayaklanmalarını kaçınılmaz kılan etkenleri ve koşulları geliştirmektedir.
Kapitalist emperyalist sistem krizden krize sürüklenmekte, birçok ülkede
devrimci patlama ögeleri birikmektedir. Kapitalist emperyalist sistem yeni bir
savaşlar, köklü alt-üst oluşlar ve devrimler dönemine doğru yol almaktadır.
Emperyalizm ve gericilik hangi yöntemlere başvurursa vursun, ne kadar azgınca
saldırırsa saldırsın, geçici başarısızlıklar ve yenilgiler ne kadar ağır olursa
olsun, kapitalist-emperyalist sistemin yıkılması ve proleter dünya devriminin
zaferi kaçınılmazdır.</p>



<p>10. Batı Avrupa&#8217;daki 1848 Devrimleri, Paris Komünü ve Ekim
Devrimi örneklerinde bütün yalınlığıyla görüldüğü gibi; sadece zaferler değil,
yenilgiler de işçi sınıfını ve halkları eğitmekte, daha ileri ve büyük mücadelelerin
ve zaferlerin üzerinde yükseldiği basamaklar olmaktadır. Paris Komünü,
1831-1834 Fransa işçi mücadelelerinin, İngiltere&#8217;deki Çartist hareketin ve 1848
devrimlerinin; Ekim Devrimi ise tüm bunların birikimleri üzerinde yükseldi. 20.
yüzyılın zaferleri ve yenilgileri de, işçi sınıfını eğiten, yeni ve daha ileri
atılımların ve mücadeleleri üzerinde yükseldiği dayanaklar olacaktır.</p>



<p><strong>Kasım 2016</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
