İşçi sınıfı partisinin kitleler içinde sistemli ve sürekli kılınmış günlük çalışması üzerine

Lenin’in de sık sık vurguladığı gibi, “Her devrimin temel sorunu devlet iktidarı sorunudur.”[1] İşçi sınıfının politik iktidarı ele geçirerek egemen sınıf olarak örgütlenmesi, kurtuluşunu gerçekleştireceği yeni toplumsal düzeni kurmasının  (komünist toplum) ön koşuludur. Bu nedenle, işçi sınıfının kurtuluş mücadelesi her şeyden önce devlet iktidarın ele geçirilmesini merkezine alan politik bir mücadele olmak, sınıfın bilinci de politik sosyalist bir bilinç düzeyine yükselmek zorundadır. Devrimin zaferi ve işçi sınıfının iktidarı ele geçirmesi için sadece objektif koşulların oluşması ve olgunlaşması yetmez. Yanı sıra sübjektif koşullarında da oluşması, hazırlanması gerekir. Sübjektif koşullar kendiliğinden olgunlaşmaz. Parti sübjektif unsurun hem en temel unsuru hem de hazırlayanıdır.

Ülkelerin kapitalist-emperyalist sistem içindeki konumları, kapitalizmin gelişme düzeyi ve biçimi ve buna bağlı olarak çeşitli sosyal sınıflarlar arasındaki ilişki ve çelişkiler, sınıflar mücadelesinin sürdüğü koşullar vb. farklılıklar gösterdiği için işçi sınıfının önündeki acil görev, izlenecek strateji ve taktikler de ülkelere ve zamana göre değişir. Devrilecek sınıf (ya da sınıflar ittifakı), işçi sınıfının müttefikleri, tarafsızlaştırılacak ve kazanılacak güçler (devrimin temel ve yedek güçleri) ülkelere göre farklılıklar gösterir. Ancak, işçi sınıfın iktidarı ele geçirerek egemen sınıf olarak örgütlenmesi ve komünist toplumu inşa edebilmesi; işçi hareketinin, sınıf mücadelesinin karmaşık ve sürekli değişen koşullarında yolunu şaşırmamasına, doğru bir strateji ve taktik çizgide gelişmesine, ezilen ve sömürülen diğer sınıfların desteğini alması ve onların hareketine önderlik etmesine, yalpalayan toplumsal güçleri tarafsızlaştırmasına bağlıdır. Bu nedenle, devrime hazırlık ve sübjektif etken, işçi sınıfının yanı sıra her tarihsel dönemdeki müttefiklerinin de hazırlanması ve devrimci mücadeleye kazanılmasını, onların hareketinin de doğru bir çizgide gelişmesini içerir.

Tarihsel deneyimin da kanıtladığı gibi, işçi sınıfı kendiliğinden hareketin dar alanında bu görevlerin üstesinden gelemez. Bunların gerçekleşmesinin koşulu; devrimci teoriyle işçi hareketinin birleşmesi, onun eylemi ve mücadelesinin bu teorinin kılavuzluğunda ilerlemesidir.

Ancak ve ancak devrimci teoriyle donanmış bir parti, doğru bir strateji ve taktikler geliştirebilir ve devrimin sübjektif koşulunun hazırlanması için gerekli çalışmayı en geniş kitleler arasında örgütleyebilir. Parti, devrimin temel gücü olan işçi sınıfının yanı sıra –kadın ve gençleriyle birlikte başta kent ve kır yarı proletaryası, yoksul köylülük ve ezilen milliyetler olmak üzere– ülkeden ülkeye değişen yedek güçleri durumundaki diğer ezilen ve sömürülen sınıflardan oluşan devrimin itici güçlerinin giderek genişleyen kesimlerini devrimci siyasi mücadeleye kazanamazsa, işçi sınıfı, sermayenin egemenliğine son verme amacını gerçekleştiremez. Partisinin yönetiminde güçlü bir işçi hareketinin varlığı ve gelişmesi, tüm ezilen ve sömürülen kitlelerin kazanılması ve onların birleşik mücadelesinin doğru bir çizgide ilerlemesinin de koşuludur.

Sınıfın devrimci partisi, işçi sınıfını ve halkı, siyasi iktidarı elinde tutan ve devleti kendi egemenliğinin bir aracı olarak çıkarlarının korunması için örgütleyen kapitalist sınıfa karşı mücadelede örgütlemeli ve yönetmelidir.

Kapitalist devlet, burjuvazinin işçi sınıfı ve tüm emekçi sınıflar üzerindeki diktatörlüğünün ifadesidir. Bu diktatörlük, liberal demokrasi, otoriter rejimler, neo-liberal, sosyal demokrat ve faşist hükümetler tarafından yürütülen gerici biçimler ve askeri diktatörlükler türünden çeşitli biçimler alır. Kapitalist-emperyalist egemenlik hangi biçimi alırsa alsın, sınıfın devrimci partisi, işçi sınıfı ve diğer emekçi sınıfların kapitalist devlet ve politikalarıyla günlük olarak yüzleşmesinin, baskı ve zorbalığa karşı özgürlükler ve demokrasinin, sendikal ve siyasi hakların kazanılmasının en kararlı savaşçısı olmalı; gericiliğe ve faşizme her koşulda karşı çıkmalı; bağımlı ülkelerde ulusal egemenlik ve emperyalist egemenliğe karşı mücadele bayraklarını yükseltmelidir.

İşçi sınıfı, sendikal mücadelede, özgürlük ve demokrasi için siyasi mücadelede, bütün olumsuzluk ve haksızlıklarıyla kapitalizmin teşhiri ve sosyalizmin ve onun sınıf dayanışması ve kolektivizm gibi maddi ve manevi dayanaklarının yayılması ve teşvik edilmesinde devrimci partisinin yönetiminde bilimsel sosyalizmi kavrayıp özümseyerek ilerleyecektir.

Emperyalizm ve proleter devrimler çağında yaşıyoruz. Kapitalist-emperyalist sistemin egemenliği dünya ölçeğindedir. Sosyalizmin geçici yenilgisine rağmen, kapitalizmin varlığından kaynaklanan burjuvazi ve emperyalizmin egemenliğine son verme ve işçi sınıfının kurtuluşu mücadelesinin nesnel koşulları gezegenin her yerinde mevcuttur.

Kapitalist-emperyalizme karşı mücadele; burjuvazi ve emperyalizmin bölmeye ve birbirine karşı kışkırtmaya çalıştığı işçi sınıfının ulusal ve uluslararası birliğini gerektirdiği gibi, ezilen halklarla birliğini; gelişmiş kapitalist ülkelerin proletaryasının mücadelesinin bağımlı ülke işçileri ve halklarının verdikleri mücadeleyle birleştirilmesini gerektirir.

I. SOSYALİZM VE İŞÇİ HAREKETİNİN BİRLEŞMESİ

1. İşçi sınıfının devrimci partisi, Lenin’in de vurguladığı gibi; “işçi hareketinin sosyalizmle birliğidir, ama herhangi bir sosyalizmle, burjuva ve küçük-burjuva sosyalizmiyle değil, proleter sosyalizmiyle, Marksist sosyalizmle birliğidir. Bu birliğin iki unsuru tarihsel ön koşulları itibariyle ortak bir temele –kapitalizm ve işçi sınıfının ortaya çıkarak gelişmesi– sahip olmakla birlikte, birbirinden ayrı ortaya çıkar ve gelişir.

2. Her ülkede Marksist teoriyle ilk kez yüz yüze gelen ve onu sistematik bir biçimde öğrenme olanağına sahip olanlar genellikle, toplumun her türlü bilimsel bilgiyi edinme, öğrenme ve kullanma olanağına sahip eğitilmiş kesimleridir. Bunların içinde de, sınıfsız, sömürüsüz yeni bir dünya, yeni bir toplumsal düzen arayışı içine girenlerin bir bölümü bu teoriyi öğrenmeye ve uygulamaya yönelir. Bu nedenle, Lenin’in de belirttiği gibi; “Bütün ülkelerde işçi hareketiyle sosyalizmin birbirinden bağımsız olarak varlıklarını sürdürdüğü ve ayrı yollarda yürüdüğü bir dönem olmuştur.” Birbirinden ayrı geliştikleri, birleşip kaynaşamadıkları sürece “bu bölünme, sosyalizmin ve işçi hareketinin güçsüzleşmesine yol açmıştır; ancak bütün ülkelerde sosyalizmin işçi hareketiyle birleşmesidir ki, ikisi için de sağlam bir temel yaratmıştır.[2]

3. Bu birleşme ve kaynaşma kendiliğinden gerçekleşmediği kadar, tarihsel deneyimin gösterdiği gibi, gerçekleştikten sonra da kesintisiz bir biçimde kendini yeniden üreterek gelişen, bir daha sarsılmayan, hatta birbirinden ayrı düşmeyen bir süreç olarak ilerlemez. Bu, her ülkede ve değişik tarihsel dönem ve koşullarda farklı biçimlerde ve farklı özellikler kazanarak gerçekleşen, inişler ve çıkışlarla ilerleyen zorlu bir süreçtir. Marksist teori ve sosyalizmin oluşma ve gelişme süreci gibi, onun işçi hareketiyle birleşme süreci de, başka şeylerin yanı sıra, en liberalinden en gerici olanı da dahil burjuvazinin belli başlı tüm akımlarına, burjuva ve küçük burjuva sosyalizmine karşı iki cephede yürütülen kararlı ve kesintisiz bir mücadelenin tarihidir.

4. 1890’lı yıllara doğru Marksizmin “işçi hareketi içindeki diğer ideolojiler karşısında tartışılmaz bir zafer kazan”masıyla (Lenin) birlikte; Marksizm karşısında gerileyen burjuva, küçük burjuva sosyalizminin belli başlı akımları, varlıklarını ve Marksizme karşı mücadelelerini Marksizm görüntüsü altında, onun saflarında ve genel olarak görünürde onun zemininde de sürdürmeye yöneldi. Bu yıllar ve sonrası, aynı zamanda; burjuva-kapitalist akademik çevrelerde geliştirilen tezlerden de esinlenip beslenerek, Marksizm adına onun burjuva, küçük burjuva bakış açısıyla revizyonuna ve devrimci-proleter özünü yok etmeye yönelen, koşullardaki değişim ve yeni gelişmeleri bunun için kullanan eğilim ve akımların proleter sosyalist hareketin saflarında ortaya çıktığı ve elverişli koşullar bulduğunda geliştiği bir süreç olma özelliği kazandı. Uç verme ve elverişli koşullarda gelişmekten de öte, bu eğilim ve akımlar, II. Enternasyonal’i çöküşe götüren yıllar ve geçen yüzyılın ikinci yarısında devrimci işçi hareketine egemen oldu.

5. Mülksüzleşme ve proleterleşme süreci, diğer toplumsal sınıf ve tabakalardan, onların bakış açıları ve özelliklerini de taşıyan kesimlerin işçi sınıfının saflarına katılmasına yol açar. Yüksek tekel kârları, kapitalizmin tekelci aşamasında burjuvazinin sistematik satın alma ve yozlaştırma faaliyeti ve işçi sınıfının burjuva tabakasını oluşturan işçi aristokrasisi ve bürokrasini geliştirme olanaklarını genişletir. Tüm bunların yanı sıra, içi sınıfının toplumsal varoluş koşulları, burjuvazinin işçi sınıfı ve hareketi üzerindeki çok yönlü baskısı vb. Marksizm görünümlü olanları dahil burjuva, küçük-burjuva sosyalizmi ve diğer gerici akım ve ideolojilerin işçi sınıfı ve hareketi içinde varlık bulmaları ve yayılmalarını olanaklı kılan başlıca etkenler arasında yer alır.

6. Burjuvazi, sınıf mücadelelerinden, Paris Komünü’nün yanı sıra, başta Ekim Devrimi olmak üzere proleter devrimlerinden çıkardığı sonuçlar ve derslerle, proleter sosyalizmi ile işçi hareketinin birleşmesini engellemek, birleştiğinde de birliğini bozmak, dağıtmak ve yeniden kurulmasını engellemek için tüm olanak ve araçları kullandı ve kullanmaya devam ediyor. Bunu gerçekleştirmek için, burjuvazi; sınıf mücadelesinin sürdüğü koşullar ve bu koşulların belirlediği öncelikler temelinde baskı ve terörün en ince ve vahşi tüm biçimlerinin yanı sıra sistemli ve kesintisiz bir satın alma ve yozlaştırma, işçi sınıfı ve hareketi içinde dayanaklar geliştirme gibi tüm yöntemleri ve ekonomik, politik, askeri tüm olanak ve araçları koordineli bir biçimde kullanıp uygulamaktadır.

7. İşçi hareketiyle Marksist sosyalizmin birleşmesi ve işçi sınıfının bağımsız bir toplumsal güç olarak örgütlenmesinin ilerlediği süreç uluslararası düzeyde ilk kez; oportünist eğilimlerin ortaya çıkarak gelişmesi ve II. Enternasyonal’e egemen olmasıyla birlikte, kısmen ve geçici bir süre için de olsa kesintiye uğradı. Marksizmin kapitalizmin son aşamasına yaratıcı bir biçimde uygulanması ve geliştirilmesi (Leninizm ve Bolşevik Parti deneyimi), başta II. Enternasyonal oportünizmi ve revizyonizmi olmak üzere her türden oportünizme ve sapmaya karşı kararlı bir mücadelenin yürütülmesi, Ekim Devriminin zaferi, işçi sınıfının yeni tipte M-L partileri ve Komintern’in kurulmasıyla birlikte; sarsılıp gerileyen bu birlik, daha sağlam temeller üzerinde yeniden sağlanıp pekişerek ilerledi. Bu ilerleme, I. Dünya savaşının yol açtığı yıkım ve mücadelelerin ardından, kapitalist dünya ekonomisinin öncesine göre göreceli bir büyüme sürecine girdiği 1920’li ve kapitalist-emperyalist sistemin tarihinin en şiddetli bunalımlarından birinin patladığı ve birçok ülkede faşist diktatörlüklerin kurulduğu 1930’lu yıllarda, II. Dünya savaşı sırasında ve sonrasında da bir süre devam etti.

8. Geçen yüzyılın ilk yarısında –işçi sınıfının sosyalizmi kurmaya giriştiği– Ekim Devriminin de etkisiyle öncesinden çok daha ileri düzeyde gerçekleşerek gelişen bilimsel sosyalizmle işçi hareketinin birleşme süreci, modern revizyonizmin işçi hareketine egemen olmasıyla birlikte yeniden sarsılarak kitlesel ölçekte kesintiye uğradı. II. Enternasyonal oportünizmi ile modern revizyonizmin ortaya çıkıp geliştikleri tarihsel koşullar ve bu koşulların belirleyip şekillendirdiği özellikler arasında önemli farklılıklar olduğu için, ikisinin işçi hareketinin gelişme süreci üzerindeki etkileri ve sonuçları da farklı oldu.[3] Modern revizyonizm, günümüzde de etkileri hala devam eden ve işçi sınıfı ve hareketinde kendisinden önceki ihanetlerle kıyaslanmayacak düzeyde ağır kayıplarla tahribat ve yenilgiye yol açtı.

9. Başta Enver Hoca ve AEP olmak üzere M-L parti, örgüt ve çevreler modern revizyonizme karşı kararlı bir mücadele başlatıp yürütmelerine karşın, modern revizyonizmin işçi sınıfının devrimci hareketine egemen olması engellenemediği gibi, bu egemenlik, süreç içinde zayıflamakla birlikte 1980’li yılların sonu ve 1990’lı yılların başına kadar devam etti. Uzun denilebilecek bir süre devam eden bu egemenliğin sonuçlarından biri; Marksizm-Leninizm ile işçi hareketi arasında Ekim Devriminin zaferi ve Komintern’in kurulmasıyla süreç içinde sağlanmış ve gelişmiş olan birliğin kitlesel düzeyde büyük ölçüde tasfiyesi ve ikisinin birbirinden ayrı düşmesi ve güçsüzleşmesi oldu.

II. İŞÇİ SINIFINA DAYANAN GÜNLÜK PARTİ ÇALIŞMASI

10. 1994 yılında kurulan CIPOML; işçi sınıfının kurtuluş mücadelesinin tüm teorik ve pratik birikiminin; “I. Enternasyonal’le II. Enternasyonal’in devrimci döneminin, III. Enternasyonal’in (Komüntern’in) ve Komünform’un devrimci döneminin, mirasçısı ve devrimci ilke ve uygulamalarının sürdürücüsü[4] ve modern revizyonizme, her türden oportünizme ve gericiliğe karşı Marksizm-Leninizme dayanarak başlatılan ve yürütülen mücadelenin kesintisiz bir devamıdır. CIPOML, sosyalizm ve komünizm iddialı diğer akımlardan farklı olarak, açık ve net bir Marksist-Leninist ideolojik, politik ve örgütsel platform ve çizgiyle ortaya çıktı ve sonraki süreçte de aşılması gereken zayıflıkları ve eksiklikleri olmasına karşın, bunu daha da netleştirip geliştirdi, geliştiriyor.

11. Yeni parti ve örgütlerin kurulması ve katılmasıyla genişlemesine ve güçlenmesine karşın; CIPOML, hala sınırlı sayıda ülkede örgütlü. Başta en gelişmiş kapitalist ülkeler ve işçi sınıfının yoğunlaştığı belli başlı ülkeler olmak üzere Japonya, Büyük Britanya, Kanada, Çin, Arjantin, G. Afrika gibi birçok ülkede CIPOML üyesi parti ve örgütler olmadığı gibi, olanlarda da parti ve örgütlerimizin işçi sınıfı ve hareketiyle bağları zayıf. Sınırlı sayıdaki ülke dışında CIPOML ve üyesi parti ve örgütler, toplumun sosyalizme yönelen ileri unsurlarının yanı sıra, işçilerin çoğunluğu, ana kitlesi bir yana, hala ileri kesimleri bakımından da güçlü bir çekim merkezi ve bir odak oluşturmuyor. Partilerimizin olduğu birçok ülkede sendikalaşma oranı düşük düzeyde seyrederken; sendikalar, genellikle sınıf işbirliği çizgisi izleyen sendika bürokrasisi ve işçi aristokrasisinin denetimi altında. Partilerimiz arasında bu bakımdan da önemli farklılıklar olmakla birlikte, CIPOML’nin, sendikalar ve işçilerin diğer kitlesel örgütleri içindeki çalışması ve etkisi hala zayıf. Devrimci durumların ortaya çıktığı, ayaklanmaya dönüşen kitle hareketlerinin geliştiği ve partilerimizin bu hareketler içinde önemli roller oynadıkları ülkelerde de; partilerimiz, başta sanayi işçileri olmak üzere, işçilerin ezici çoğunluğunu fabrika ve işyeri örgütleri üzerinden seferber eden ve yöneten bir genelkurmay durumunda değil.[5]

12. Lenin, sık sık hataları açıkça ortaya koymaktan utanıp korkmamamız ve “yapılan hatalardan ders çıkararak mücadeleyi daha iyi nasıl örgütleyeceğimizi öğrenmemiz[6] gerektiğini vurguluyor ve “Bir siyasal partinin kendi hatalarına karşı tutumu, bir partinin ciddiyetinin ve sınıfına ve emekçi kitlelere karşı görevlerini gerçekten yerine getirmesinin en önemli ve en doğru kıstaslarından biriolduğunu belirterek şöyle devam ediyordu: “Bir hatayı açıkça kabul etmek, nedenlerini ortaya çıkarmak, hataya yol açan koşulları adamakıllı tahlil etmek, hatayı düzeltmenin yollarını adamakıllı incelemek –ciddi bir partinin özelliği işte budur; yükümlülüklerini yerine getirmesidir, sınıfı ve sonra da kitleyi eğitmesidir.[7] Zayıflıklarımızı, eksikliklerimizi  ve hatalarımızı aşmanın yolu; her şeyden önce onları, nedenleriyle birlikte ve dersler çıkararak tüm yalınlığıyla ortaya koymaktan geçiyor ve ilerlemek için bunu yapmak zorundayız.

13. Marksist-Leninist teorinin temel alınıp benimsenmesi, onu somut koşullara uygulama ve buna uygun strateji ve taktikler geliştirmeye yönelme, sınıfın devrimci partisi olmanın koşullarından sadece biri ve bir başlangıçtır. Partinin, bu arada bizim partilerimizin de sınıfın devrimci partisi haline gelebilmesi için, bunların yanı sıra; başta sanayi işçileri olmak üzere, kitleler arasında çok yönlü, sistemli ve kesintiye uğramayan günlük bir devrimci çalışma yürütmesi ve buna uygun bir örgütsel yapı ve işleyişe sahip olması gerekir. Parti, ancak tüm bunları gerçekleştirebildiği ölçüde, işçi sınıfının giderek genişleyen kesimlerinin desteğini ve güvenini kazanan, sınıfın en ileri, en fedakar, en kararlı unsurlarının devrimci teoriyle donanmış, en sıkı disipline sahip örgütlü birliği, kadroları ve kitle bağları bakımından da sınıfın en ileri bir parçası ve öncü müfrezesi haline gelebilir.

14. Kuruluşunun ilk yıllarında Komintern üyesi partilerin “büyük çoğunluğu” da “henüz gerçekten birer komünist partisi değillerdi. Lenin, 1921 Ağustos’unda Alman Komünistlerine yazdığı mektupta bunu açıkça belirtiyor ve şöyle devam ediyordu: Partilerimiz ülkelerin büyük çoğunluğunda henüz gerçekten birer komünist partisi değiller, gerçekten devrimci ve tek devrimci sınıfın, eksiksiz bütün parti üyeleriyle kitlelerin mücadelesine, hareketine, günlük yaşamına katılan gerçek öncüsü değiller. Fakat bu eksikliğimizin farkındayız, bu eksikliği III. Kongre’nin parti çalışması üzerine kararında büyük bir kesinlikle açığa çıkardık. Ve bu eksikliği aşacağız.[8]

15. Bu eksiklik, partilerin, başta Ekim Devrimi ve Bolşevik Partisi olmak üzere, işçi sınıfının uluslararası deneyimi ve Marksist-Leninist teori ve onun unsurlarından biri olan Leninist parti öğretisi temelinde inşa edilmesi ve kitlelerin kendi öz deneyimlerinden öğrenmeleriyle birleşen, “eksiksiz bütün parti üyeleriyle kitlelerin mücadelesine, hareketine, günlük yaşamına katılan” kararlı ve sabırlı bir devrimci çalışmayla aşıldı. Süreç içinde artan sayıda parti, sınıfın en fedakar, en kararlı, en bilinçli unsurlarını ilerleterek saflarında örgütleyen, örgütlerinin ve parti üyelerinin sınıf bileşimi bakımından da işçi sınıfının bir parçası olan ve işçi sınıfının ve onun aracılığıyla diğer emekçilerin genişleyen kesimlerinin güvenini kazanan, onlar arasında da örgütlenen ve gelişen kitlesel işçi partileri haline geldi.[9] Ancak bu süreç düz ve basitçe ilerleyen bir süreç olmadı; zorluklar ve iniş çıkışlar, sapmalar, hatalar, eksiklikler ve bunların eleştirisi ve aşılmasıyla ilerleyen bir süreç olarak gelişti. II. Enternasyonal oportünizminin ihanetiyle birlikte sarsılan, sarsılmaktan da öte gerileyen sosyalizmle işçi hareketinin birliği, kararlı ve sabırlı olduğu kadar, başta fabrikalar olmak üzere işçilerin ve emekçilerin yoğunlaştığı işyerleri ve alanlar temeli üzerinde yükselen çok yönlü ve kesintisiz günlük bir devrimci çalışmayla, daha ileri bir düzeyde yeniden sağlandı. Ekim Devriminin zaferi ve Komintern’in kuruluş ve gelişme yıllarından çok farklı koşullarda yaşıyor olmamıza karşın; bu büyük deneyimi incelememiz ve dersler çıkarmamız, yukarda belirtilen zayıflık ve eksikliklerimizi aşarak gelişip ilerlememiz bakımından temel bir öneme sahip.

16. Proleter devriminin maddi koşulları ve bunun bir unsuru olarak işçi sınıfı nicel ve nitel olarak, Ekim Devrimi ve Komintern’in kurulduğu yıllar bir yana, emperyalist-kapitalist sistemin yeni cephelerden yarıldığı, aralarında en ileri kapitalist ülkeler de olan birçok ülkede işçi sınıfının devrimci partilerinin iktidar alternatifi kitlesel partiler haline geldiği II. Dünya Savaşı ve sonrasıyla da kıyaslanmayacak düzeyde gelişti. Ancak işçi sınıfının politik bilinç ve örgütlenme düzeyi, o yılların çok gerisinde seyrediyor ve işçi sınıfı ve hareketinin nesnelliğiyle öznel durumu arasındaki bu çelişme, proleter devriminin zaferi kadar işçi sınıfı ve halkların güncel toplumsal siyasal taleplerinin karşılanabilmesi için bile çözülmesi gereken bir sorun olarak önümüzde duruyor. Bu çelişkiyi ancak Marksist-Leninist teori temelinde yükselen ve gelişen bir ideolojik-teorik mücadeleyle birleşen, başta işçi sınıfı olmak üzere kitleler arasında adanmış, kararlı ve sabırlı devrimci bir çalışma örgütleyerek aşabiliriz.

17. Bu amaçla; Komünist Enternasyonal’in Üçüncü Kongresi’nin “işçi sınıfının çoğunluğu üzerinde baskın bir etki elde etmek ve bu sınıfın belirleyici kesimlerini mücadeleye dahil etmek” ve bu kesimlerin etkilerini diğer ezilen sınıf ve kesimlere doğru yaymak ve “onların sorun ve ihtiyaçlarının açık, eksiksiz ve uzlaşmaz ifadesi olmak” için tanımladığı bir dizi yönelim yol göstericidir.

Bu Kongre, “proleterleşmiş küçük burjuva kesimlerle ilişki kurma” ihtiyacını dile getirmiş; “büyük bir devrimci güç oluşturan” işsizler ordusu içinde çalışmanın önemini vurgulamış; proletaryanın iktidarını işçi, köylü ve asker sovyetleri aracılığıyla örgütleyen 1917 Rus Devrimi deneyimine atıfta bulunarak, “devrimci mücadelede işçi sınıfının yanı sıra belirleyici bir etken” olan köylüler arasında çalışmanın gerekliliğinin altını çizmiştir. Aynı Kongre, Avrupa ülkelerindeki durumu analiz ederken, “küçük köylüleri komünizm fikirlerine kazanma, devrimin sanayi merkezlerinden kırlara taşınmasını sağlayacağı için proletarya diktatörlüğünün zaferinin en temel önkoşullardan biri olarak tarım işçilerini kazanma ve örgütleme…” konusunda ısrar etmiş; emekçilerin büyük bir kesimini oluşturan ve “artan hayat pahalılığı, konut krizi ve durumlarındaki belirsizliğin baskısı altında, kendilerini siyasi hareketsizlikten kurtaran ve devrim ile karşı-devrim arasındaki mücadeleye sürükleyen bir mayalanma durumuna giren kent küçük burjuvazisinin geniş kesimleri” içinde çalışmanın önemi üzerinde durmuştur. Kongre, ayrıca “kapitalizm ile komünizm arasındaki geçiş döneminde proletarya diktatörlüğünün sanayi, ekonomi ve siyasi yönetimin teknik ve örgütsel sorunlarını çözmesini kolaylaştıracak olan ticaret ve sanayide çalışanların, alt ve orta düzey memurların ve entelektüellerin oldukça geniş çevrelerinin kazanılması” ihtiyacını dile getirerek, bunun, düşman saflarda kargaşaya neden olacağı ve proletaryanın kamuoyunun gözünde tecrit edilmesine son vereceğini belirtti:

Komünist partiler küçük-burjuva kesimlerin mayalanmasını yakından izlemeli, henüz küçük-burjuva yanılsamalardan kurtulmamış olsalar bile bu kesimlerden en uygun şekilde yararlanmalıdır. Bu yanılsamalardan kurtulmuş aydın ve çalışan kesimleri proleter cepheye katmalı ve onları mayalanmakta olan küçük-burjuva kitlelerin eğitiminin hizmetine koşmalıdırlar.

III. İŞÇİ VE EMEKÇİLERİN DURUMUNDAKİ DEĞİŞMELER VE PARTİ ÇALIŞMASI

18. Modern revizyonizmin Uluslararası Komünist Harekete egemen olduğu yıllar ve sonrası; aynı zamanda kapitalist gelişme sürecinin özünü ve tarihsel eğilimlerini değiştirmeyen, ama uzlaşmaz karşıtlıklarını daha da derinleştiren ve çok yönlü sonuçlara yol açan yeni gelişmelerin de olduğu bir süreç oldu.

Kapitalist üretim tarzının temel özelliklerinden biri, dönem dönem şu ya da bu ülkede geçici kesintilere uğrasa da üretim sürecinin başta teknik temeli olmak üzere yenilenmesi ve gelişmesidir. Üretici güçlerin gelişmesini sınırlayıcı etkisine karşın tekel rekabeti ortadan kaldırmadığı, rekabetin yanı sıra ve üstünde varlığını sürdürdüğü için bu özellik kapitalizmin son aşaması olan tekelci aşamada da devam eder. Her bakımdan dengesiz gelişme kapitalizmin mutlak yasasıdır ve bu yasa tekelci aşamada daha şiddetli bir biçimde hükmünü sürdürür. Başta teknik temeli olmak üzere, üretim süreci de dengesiz ve sıçramaları da içerecek bir biçimde gelişir.

19. Üretim sürecindeki gelişmeler, kaçınılmaz olarak sanayiden tarıma, ulaşımdan iletişime, ticaretten finansa, eğitimden sağlığa ekonominin tüm sektörlerini, alt yapının yanı sıra üst yapıyı, bütün toplumsal sınıfları ve aralarındaki ilişkileri de etkileyen çok yönlü sonuçlara yol açar. Bilim ve teknikteki devrim gibi, bu gelişmelerin sıçramalı bir özellik kazandığı dönemlerde bu etki ve çok yönlü sonuçları daha derin, çarpıcı ve görünür hale gelir. Sanayi devrimi, 19. yüzyılın ikinci yarısı ve özellikle son çeyreğindeki gelişmelerin yanı sıra II. Dünya Savaşı ve sonrası bilim ve teknikteki devrim ve günümüzdeki sonuçları, bu bakımdan çarpıcı örneklerdir.

20. İşçi sınıfının bileşiminde değişikliklere neden olan gelişmeler, işçi sınıfının yanı sıra diğer toplumsal sınıf ve tabakalar bakımından da çok yönlü sonuçlara yol açtı. Günlük, haftalık, aylık işgünü sürelerinin uzatılması, emek yoğunluğu ve verimliliğinin artmasının yanında, ulaşım ve iletişim dahil olmak üzere üretimin teknik temelinin yenilenmesi ve gelişmesinin sonuçlarından biri; hemen tüm sektörlerde özellikle emek-yoğun bazı bölümlerin, yüksek kâr imkanının yanı sıra pazarlara ve hammadde kaynaklarına yakınlık vb. gibi başka avantajları da olan ülkelere doğru kaydırılması oldu.

Yukarda belirtilenlerin yanı sıra, üretimin teknik temelinin ilerlemesi, uzmanlaşma ve iş bölümünün gelişmesine bağlı olarak daha önce fabrika işyeri örgütlenmesinin bir parçası olan işlerin –araştırma-geliştirme, bakım ve tamir, güvenlik vb. gibi– bir kısmının ayrılma ve yeni işkolları ve alanları haline gelme süreci de ilerledi. Sanayi üretimi ve örgütlenmesinin bir parçası olan bu alan ve işler diğer sektörlerin bir parçası olarak ele alınmaktadır. Yanı sıra sanayi işçilerinin hareketini ve örgütlenmesini zayıflatmak ve bölmek için sanayi işletmelerinin bazı bölümleri de diğer sektörlere kaydırılıp onlara ait sayılmaktadır. Öte yandan teknik ilerlemeden kaynaklı emek verimliliğinin yanı sıra son 30 yılda iş günü uzatılırken, emek yoğunluğu da artırıldı, daha az işçiyle daha fazla üretim yapılıyor. Tüm bu gelişme ve uygulamalara bağlı olarak, bazı ülkelerde sanayi işçilerinin toplam istihdam içindeki oranı gerilemesine karşın; birçok ülkede ve en önemlisi de dünya ölçeğinde sanayi ve sanayi işçilerinin toplam istihdam içindeki payı hem sayı hem de oran olarak azalma bir yana büyümeye devam etti. ILO verilerine göre; 1990 – 2019 arasındaki yaklaşık 30 yıllık sürede toplam istihdam içinde sanayinin payı, durgunluk ve krizlerden kaynaklı dalgalanmalar olmakla birlikte, %22’den (498.6 milyon) %23’e (749,6 milyon), hizmet sektörünün payı %34’den %51’e yükselirken, tarımın payı %44’den %27’ye geriledi.

Tarımın, ulaşım ve iletişimin yanı sıra hizmet sektörünün hemen tüm dallarında; finanstan ticarete, antrepo-depolamadan yerel hizmetlere, sağlıktan eğitime kadar hemen tüm alanlarda makineleşme ve makina kullanımı yaygınlaştı. Emekçilerin giderek genişleyen kesimleri sanayi proleterleri gibi daha fazla makinaların bir eklentisi olurken, proleterleşme süreci ilerledi. Bu alanlar, sermayenin ciddi ölçülerle yatırıldığı ve sömürünün yoğunlaşmasıyla büyük kârların elde edildiği alanlar haline geldi. Ulaşım ve iletişim üretim sürecinde küçümsenmez bir önem kazanırken, özelleştirme politikalarının da eklenmesiyle, örneğin öğretmenlerle sağlıkçılar büyük ölçüde ücretli işçiler haline geldi. Teknik ilerlemeye ve diğer gelişmelere bağlı olarak aynı miktarda meta daha az sayıda işçi ile üretilirken, sanayi ürünlerinin kullanım alanları genişleyip büyümekte ve sanayi ekonominin tüm dallarına daha fazla nüfuz etmektedir.

Köylülük hızla çözülür ve –mutlak sayı ve toplam nüfus içindeki oranı itibariyle– zayıflarken tarımda sınıf çelişkileri ve ayrışması da gelişti. İşçi sınıfının yanı sıra şehirlere yığılan yarı-proleter kitleler büyüdü. Tek tek ülkelerde farklı ulus ve milliyetlerden işçilerin birlikte örgütlenmesinin önemini artıran ülkeler ve kıtalar arası kitlesel göçler, öncesiyle kıyaslanmayacak boyutlara ulaştı, ve ileri kapitalist ülkeler bakımından da önemli sonuçlara yol açtı. Parti ve örgütlerimiz tüm bu gelişmeleri ve yol açtığı sonuçları göz önüne alarak çalışmalarını irdelemeli ve somut koşulların somut tahlili üzerinden ilerletmelidir. Çalışmamızın ilerlemesi bir yönüyle de buna bağlıdır.

21. Modern revizyonizmin işçi hareketi üzerinde uzun yıllar süren egemenliği[10], 1980’li yılların sonları ve 1990’lı yılların başlarında, bizzat modern revizyonistler tarafından da sosyalizmin iflası olarak ilan edilen SSCB’nin başında bulunduğu revizyonist-kapitalist blok ve revizyonist partilerin çözülüp dağılması ve tüm biçimleriyle revizyonist parti ve akımların çözülme ve zayıflamalarının yeni bir ivme kazanmasıyla sona erdi. Bunların bir bölümü dağılıp parçalanır, kalıntıları reformcu sağ veya sol sosyal-demokrat parti ve akımlar haline gelirken, bir bölümü de platformlarını yenileyerek varlığını sürdürmeye yöneldi. Tüm burjuva-kapitalist çevreler tarafından da sosyalizmin iflası olarak yansıtılan bu çözülüp dağılma, modern revizyonistlerin özü burjuva kapitalist olan düzenleri ve çizgilerini son ana kadar Marksist sosyalizm görüntüsü altında sürdürmelerine de bağlı olarak, kitlelerin sadece geri kesimleri bakımından değil, işçilerin ileri kesimlerinin ezici çoğunluğu tarafından da böyle algılandı. Dünya burjuvazisi ve tüm gerici akım ve çevreler, bunlar üzerinden tüm olanak ve araçlarını kullanarak, işçi sınıfı ve halkların tüm kazanımlarını yok etmek, devrime ve komünizme ilişkin her şeyi mahkum ederek kökünü kazımak için sonuçları itibariyle de tarihin en etkili anti-komünist kampanyasıyla saldırısını başlattılar. Öte yandan bu süreçte ulaşım ve iletişim de dahil olmak üzere üretimin teknik temelinin yenilenmesi ve gelişmesi; işçi sınıfının yanı sıra diğer sosyal sınıf ve tabakaların ve aralarındaki ilişkilerin gelişme sürecini de etkileyen sonuçlara yol açtı. Başka etkenler ve gelişmelerle birlikte tüm bunların kısa vadedeki en önemli sonuçlarından biri; tüm akımlarıyla sosyalizmin ve anti-emperyalist, demokratik-ilerici düşünce ve akımların, hatta tüm biçimleriyle sosyal-demokrasinin zayıflaması, işçiler ve emekçiler arasında, burjuva dünya görüşünün, liberal, neo-liberal biçimlerinden en gerici biçimlerine kadar burjuva ideolojisi ve politik akımlarının hatta Ortaçağ kalıntısı gerici dinsel akımlar ve mezheplerin/tarikatların güçlenmesi, etkisinin artması ve yaygınlaşması oldu. Sosyalizm ve işçi hareketinin kuşkusuz geçici olan tarihsel yenilgisi ve işçi sınıfının ideolojik olarak kuşatılmışlığı koşullarında partilerimizin gelişmesi bir yönüyle; ideolojik-teorik mücadele platformlarının yanı sıra, kitleler arasında yürüttükleri çalışmanın da tüm bu gelişmeler ve ülkelerindeki somut koşullar üzerinden yenilenmesi ve ilerletilmesine bağlıdır.

IV. ÖNCELİK; BAŞTA FABRİKA VE BÜYÜK İŞYERLERİ OLMAK ÜZERE İŞÇİ SINIFI İÇİNDEKİ ÇALIŞMA

22. Burjuva, küçük burjuva ideologlar ve esinlendikleri burjuva akademik çevreler, kapitalist gelişmeye eşlik eden ve yeni de olmayan sınıfın bileşimindeki –ülkelere göre farklılıklar gösteren ve bir kısmı da konjonktürel olma özelliği taşıyan– değişikliklerden hareketle, yeni toplumsal güçlerin geliştiği, işçi sınıfının kapitalizme ve sermayenin egemenliğine karşı mücadelenin öncü ve temel gücü olmaktan çıktığı, artık Marx’ın belirttiği tarihi devrimci rolünü oynama vasfını kaybettiği vb. içerikli görüşler ileri sürmektedirler. Onların her fırsattan yararlanmaya çalışıp bıkkınlık vererek yineledikleri bu iddialarının tam aksine; sadece mülksüzleşme süreci ilerlememekte, onunla birlikte ve onun kaçınılmaz bir sonucu olarak işçi sınıfı da bütün ülkelerde gelişmekte ve kesintisiz bir biçimde süren sınıflar mücadelelerindeki rolü azalmak bir yana artmaktadır. İşçi sınıfı, giderek artan sayıda ülkede her türden gericiliğe karşı mücadelenin en kararlı, en tutarlı ve en devrimci sınıfı olmanın yanı sıra nicelik olarak da bu mücadelenin başlıca ve temel gücünü oluşturmakta ve işçi sınıfının nitel ve nicel olarak gelişmesi süreci kadar, gericiliğe karşı mücadelede ona olan ihtiyaç dünya ölçeğinde gelişip artmaya devam etmektedir.

23. Kapitalist gelişmenin düzeyi ve biçimi ülkelere göre büyük farklılıklar gösterdiği için, işçi sınıfının sanayi, tarım, maden, hizmetler gibi değişik sektörlerde yoğunlaşan kesimlerinin gelişme düzeyi ve bunun belirlediği bileşimi ve yapısı da ülkelere göre büyük farklılıklar göstermekte ve süreç içinde de değişmektedir. Ancak tüm bu gelişmelere ve farklılıklara karşın, sanayi proletaryası, dün olduğu gibi bugün de; Marksist-Leninist “düşüncelere en büyük yatkınlığı gösterir, en yüksek entelektüel ve politik olgunluğa sahiptir”, dayanışma ve birlik ruhu, politik, ekonomik, kültürel her bakımdan örgütlenme, kolektif hareket etme, mücadele kapasitesi ve yeteneği vb. tüm bakımlardan işçi sınıfının en gelişmiş kesimini oluşturur. Ayrıca ülkelerin ezici çoğunluğunda da “sayısı ve yoğunluğu sayesinde ülkenin büyük politik odak noktalarında tayin edicidir.” Bu nedenle, sadece sanayinin ve sanayi proletaryasının geliştiği ülkelerde değil, zayıf olduğu ülkelerde de “fabrika işçileri arasında sağlam bir devrimci örgütün yaratılması”, güçlerimizin ve olanaklarımızın buna uygun bir biçimde harekete geçirilmesi, partilerimizin “birinci ve en acil görevidir.[11]

24. Bugün başta yeni kurulanlar olmak üzere parti ve örgütlerimizin bir kısmı Lenin’in deyimiyle “kendimizi tamamen işçiler arasında çalışmaya adama ve bu rotadan en ufak bir sapmayı şiddetle reddetme kararlılığı[12] içinde olması gereken işçi hareketiyle proleter sosyalizminin birleşmesi sürecinin “başlangıç döneminde” bulunmaktadır. Öte yandan işçi sınıfı içinde en gelişmiş ve güçlü bağlara ve örgütlere sahip partilerimiz de, işçilerin ve özellikle sanayi proletaryasının çoğunluğu değilse bile, çoğunluğa yakınını kazanabilmiş, ileri kesimlerini saflarında örgütleyebilmiş ve yönetici organlarından temel örgütlerine kadar örgütleri ve üyelerinin sınıf bileşimi bakımından da sınıfın bir parçası olabilmiş değil. Olumlu örnekler olmakla birlikte, işçi hareketinin gelişmesi bakımından tayin edici olan belli başlı fabrika ve işyerlerinde sağlam ve kalıcı örgütler kurabildiğimiz, buraları bir daha kolay kolay sökülüp atılamayacak kaleler haline getirebildiğimiz ileri sürülemez. Bu nedenle parti ve örgütlerimiz, işçi sınıfı ve özellikle modern sanayi işçileri arasında çalışmayı tüm çalışmasının merkezine almalı, güçlerin dağılımını ve görevlendirmeleri buna uygun yapmalı, mücadelenin üç temel yönünü oluşturan teorik-ideolojik, politik ve ekonomik mücadeleyi bu perspektifle ele almalı ve yürütmelidir.

25. İşçi sınıfıyla bağlarımızın zayıflığı, aynı zamanda diğer toplumsal sınıf ve tabakalardan partilerimize yönelişteki zayıflığın ve bu kesimler arasında partilerimizin etkisinin sınırlı olması ve gelişememesinin de başlıca nedenlerinden birini oluşturmaktadır. Partilerimizin, başta sanayi proletaryası olmak üzere işçi sınıfı içindeki çalışmasını ilerletip sağlam örgütler kurdukça, onun giderek genişleyen kesimlerinin güven ve desteğini kazanıp her bakımdan sınıfın bir parçası haline geldikçe, aydınlar, diğer emekçi sınıflar ve özellikle yarı-proleter kitleler arasında etkisi artacak, onlar arasında da örgütlenme ve çalışmasının olanakları genişleyecektir. Ayrıca, işçi sınıfının farklı kesimleri, kendi aralarında ve diğer toplumsal sınıf ve tabakalardan soyutlanıp tecrit edilmiş bir yaşam sürdürmemektedir. Partinin işçiler arasında güçlenmesi ve kesintisiz günlük bir kitle çalışması yürüterek tüm üyelerini bu çalışmaya katan örgütler kurması, kaçınılmaz olarak onun toplumsal yaşam ve ilişkilerin tüm alanlarında etkisinin artması ve ilişkilerinin gelişmesine yol açacaktır. Bu nedenle, partinin işçiler ve özellikle sanayi işçileri arasındaki, büyük fabrikalardaki çalışmayı, tüm çalışmasının merkezine oturtup temel alması, güçlerini buna uygun olarak mevzilendirip örgütlemesi, sınıfın ve emekçilerin diğer kesimlerini ve onlar arasındaki çalışmayı önemsemeyip bir yana ittiği anlamına gelmemektedir. Aksine, partinin bu alanlarda da örgütlenme ve çalışma yürütme olanaklarının genişlemesi ve etkisinin artmasının yolu buradan geçmektedir. İşçi sınıfı içindeki çalışma, kuşkusuz; giderek uluslararası ölçekte stratejik bir önem kazanan enerji üretim ve dağıtımı, iletişim ve ulaşım işkollarını da kapsayarak yürütülmelidir.

26. Öte yandan hemen bütün ülkelerde partilerimizin “işçiler arasına gitme”, işçi sınıfı ve özellikle sanayi işçileri arasında –büyük fabrikalarda– doğrudan çalışma yürütme olanağı –ya da bu alanda verimli bir çalışma yürütmek için gerekli birikim ve özelliklere sahip– olmayan güçleri, parti çevreleri ve üyeleri bulunmaktadır. Parti bu güçlerini; toplumsal konumları ve ilişkilerinin yanı sıra yetenekleri ve partinin ihtiyaçlarını göz önüne alarak, bulundukları –işyerleri, kurumlar, semtler, köyler vb.– alanlarda çalışma yürütmek ve sınıf içindeki çalışmaya doğrudan katılamasalar da, bu çalışmanın örgütlenmesine katkıda bulunup güçlendirmek için görevlendirmeli ve örgütlemelidir.

27. İşçi sınıfının devrimci partisi, Lenin’in “Ne Yapmalı?” adlı eserinde ortaya koyduğu kitleler içinde çalışma anlayışına bağlıdır: “Sosyal-Demokrat, sadece sözde değil, proletaryanın siyasi bilincinin çok yönlü gelişiminden yanaysa, ‘nüfusun tüm sınıflarına gitmelidir’. […] Teorisyenler, propagandacılar, ajitatörler ve örgütleyiciler olarak ‘nüfusun tüm sınıflarına gitmeliyiz.’

Öncelikle iktidarı alaşağı etmek için güçlerin biriktirilmesini öngören devrimi örgütleme süreci, devrimci partinin, işçi sınıfı ve diğer sömürülen ve ezilen sınıflar içinde çalışma, kapitalist-emperyalist rejimle yüzleşip savaşan bir blok kurma ve işçi sınıfının iktidarı almasına öncülük etme ihtiyacını ortaya koyar.

28. Kurulur kurulmaz hiçbir parti, işçi sınıfının bütün kesimleri arasında, belli başlı işyerleri bir yana büyük sanayi işletmelerinde çok yönlü ve kesintisiz bir mücadele yürütmek için gerekli kadrolarla araçlar ve diğer olanaklara sahip olmaz. Önemli ve parti örgütlerimizin gelişmeleri bakımından tayin edici olan, güçlerimizin en etkili ve verimli bir biçimde kullanılması, programımıza ve önceliklerimize uygun bir dağılım ve görevlendirmenin yapılması, öncelikli ve –başta fabrikalar ve büyük iş yerleri olmak üzere– temel alanlara yönelik faaliyetin kesintisiz ve çok yönlü bir biçimde sürdürülmesini güvenceye almaktır. Elimizde son derece sınırlı güçlerin bulunduğu bir dönemde, güçleri dağıtmamak, işçi ve özellikle fabrika çalışmasında yoğunlaşmak gerekir.

29. Eğer parti, güçleri ve olanaklarını, onların doğru değerlendirilmesi temelinde ve bu değerlendirmeye uygun bir biçimde saptanmış öncelikli fabrika ve işyerlerinde yoğunlaştırmaz, parti örgütleri ağını ve çalışmasını derhal tüm ülkeye ve  bölgelere yaymaya yönelir, her yere ve her direnişe yetişmeye çalışırsa; fabrikaların hiçbirinde “sağlam bir temel inşa etmeyi bile başaramayacak”, istikrarlı ve kalıcı bir parti çalışması ve kitle ilişkileri geliştirme ve yeni unsurlar kazanmada yetersiz kalacaktır. Böyle bir çalışmanın, iyi niyetli bir azınlığın uzun ve kısa vadeli hedeflerinden hiçbirini tam olarak gerçekleştiremediği ve gerçekleştiremeyeceği, kitlelerle birleşme bir yana içine girmekte bile zorlandığı ve zorlanacağı, sürekli kendini tekrarlayan ve genelleşen bir çalışma özelliği kazanacağı anlaşılmaz şey olmayacaktır.

V. EKONOMİK VE SİYASİ TEŞHİR, AJİTASYON VE PROPAGANDA

30. Partilerimizin işçi sınıfına ve halklara karşı üstlendiği görev ve sorumlulukları yerine getirme ve ilerlemeleri için, güçlerimizin doğru bir dağılımı ve görevlendirilmesini benimsemek, buna yönelik kararlar almak yetmez. En az bunlar kadar önemli ve tayin edici olan; bunların uygulanmaları ve partilerimizin tüm örgüt ve üyelerinin, yaşam tarzlarıyla toplumsal ilişkilerini, üstlendikleri görevlere göre düzenlemeleri, Lenin’in Alman Komünistlerine mektubunda vurguladığı gibi “kitlelerin mücadelesine, hareketine, günlük yaşamına katılan gerçek öncü”leri olmaları ve yürüttükleri çalışmayı içerik, yaygınlık, derinlik, süreklilik vb. tüm bakımlardan somut koşullar ve gelişmelere uygun bir biçimde ilerleterek, Marksist-Leninist öğretinin öngördüğü düzeye yükseltmeleridir.[13]

31. İşçi sınıfı, diğer sınıflardan, sadece üretim araçları karşısındaki konumu, üretim sürecindeki yeri bakımından değil, bunların üzerinde yükselen günlük ilişkileri, yaşantısı, olaylara yaklaşımı, kültürü vb. yönleriyle de ayrılır. İşçileri her alanda ilerletecek bir çalışma, işçi sınıfının dışında kalarak ve ona dışardan seslenerek yürütülemez. Parti örgütleri ve üyelerinin günlük yaşantı ve ilişkileriyle de sınıfın içinde, ama onun ayrıksı, ona yabancı ve ondan kopuk olmayan sınıf bilinçli bir parçası olması gerekir. Bu, işçileri her bakımdan ilerletecek bir çalışma yürütme ve taktikler geliştirmenin; onların nabzını tutma, taleplerini formüle etme ve aralarındaki ilişkiyi kurmada hata yapma olasılığını en aza indirmenin vb. koşuludur.

32. İşçi sınıfının kendiliğinden hareketin dar alanında siyasal sınıf bilincine ulaşamayacağı biliniyor. Daha geçen yüzyılın başlarında Lenin sorunun bu yönüne dikkat çekiyor, mücadelenin üç temel yönünü oluşturan ideolojik-teorik, politik ve ekonomik mücadelenin birbiriyle uyumlu, sistemli ve kesintisiz bir biçimde yürütülmesinin gerekliliği üzerinde duruyordu. İşçi sınıfına siyasal sınıf bilinci “dışarıdan” verilir; bu bilinen bir doğrudur, ancak sınıfa bilinci sınıfın tamamen dışından örneğin burjuva aydınların vereceği anlamına gelmez. Bilincin dışarıdan verilmesinin anlamı nettir: “Politik sınıf bilinci işçiye ancak dışarıdan verilebilir, yani ekonomik mücadelenin dışından, işçilerle işverenler arasındaki ilişki alanının dışından verilebilir. Bu bilginin elde edilebileceği tek alan, bütün toplumsal sınıfların ve katmanların devlet ve hükümetle olan ilişkilerinin alanıdır, bütün sınıflar arasındaki karşılıklı ilişkilerin alanıdır.[14] Bunu, ancak işçi kitleleri içinde sistemli bir günlük çalışma yürüten partisi gerçekleştirebilir.

33. İşçiler, kendiliğinden hareketin dar alanında ve kendiliğinden sosyalist siyasal bilince ve burjuvaziye karşı mücadelelerinde onları zafere götürecek ve kurtuluşlarını sağlayacak bir yönetim ve örgütlenme düzeyine ulaşamamalarına karşın; kısmi talepleri etrafında gelişen mücadeleleri, ilk bilinç kıvılcımlarının çakmasına ve kendi öz deneyimleriyle ilerleme olanaklarının gelişmesine yol açar. Bu ilk bilinç kıvılcımlarının ne ölçüde gelişeceği, kendiliğinden gelişen mücadelelerin biçimine, gelişme sürecine –işyeri düzeyinde bir grevle, genel grevin, genel grevle bir ayaklanmanın işçiler açısından yol açtığı sonuçlar kuşkusuz farklı olur–, sınıf bilinçli işçi ve örgütünün çok yönlü ve sistematik çalışmasının yanı sıra daha pek çok etkene bağlıdır.

34. Marksist-Leninist parti, bu nedenle, en geri sınıfsal talepler etrafında da olsa gelişen işçi (ve emekçi) mücadelelerini küçümsememeli, bunları ilerletmek ve geliştirmek için tüm olanaklarını harekete geçirerek içinde ve en önünde yer almalı, bunlara önderlik etmelidir. Ancak bu, partinin nerede bir grev ya da direniş varsa bütün güçlerini hemen oraya yığmaya yönelmesine, sınırlı güçlerini bir grev ve direnişten ötekine koşuşturduğu fabrika, işyeri, okul, kurum, semt vb. alanlardaki temel örgütleri ve çalışmasını tasfiye etmese bile zayıflatmasına ve dağıtmasına yol açmamalıdır. Bu, hiç kuşkusuz, kendiliğinden patlamalara sözde önderlik etme adı altında en pespaye kitle kuyrukçuluğu ve kendiliğinden hareketin peşinde sürüklenme olur. Ancak öte yandan parti, örgütü ve ilişkisi olmayan önemli grev ve direnişlerin yanı sıra diğer ezilen ve sömürülen sınıf ve tabakaların haklı talepleri için yürüttükleri mücadeleler ve bu mücadelelere yönelik saldırılar karşısında kayıtsız kalamaz, onları uzaktan seyretmekle yetinemez. Bu mücadelelere temel örgütleri üzerinden ve onları dağıtmadan, gerektiğinde geçici özel örgütler de kurarak, müdahale etmeye çalışmalıdır. Başta fabrika-işyerleri olmak üzere örgütleri ve çalışmasının olduğu tüm alanlarda, bu mücadelelere en ileriden katılma, destekleme, ilişkiler kurma ve geliştirmeye yönelik bir çalışma yürütmelidir. İşçiler, ancak diğer ezilen ve sömürülen sınıflar ve halklar üzerindeki baskı ve sömürünün tüm biçimlerine karşı çıkar; anti-emperyalizm, barış, demokratik özgürlükler, eğitim, sağlık, çevrenin korunması gibi ortak talepler için mücadele etmenin yanı sıra onların haklı tüm taleplerini savunur ve bunlar için sürdürdükleri mücadeleyi desteklerse tüm ezilen ve sömürülen kitlelerin öncüsü haline gelebilirler.

35. Kitlelerin acil günlük talepleri için mücadelelerini örgütleyip ilerletme ve bunun zorunlu koşulu olan ajitasyon ve örgütleme çalışması, işçi sınıfı ve emekçilerin en geniş kesimleriyle bağları geliştirmenin ve onların kendi öz-deneyimleriyle ilerlemelerine yardımcı olmanın vazgeçilmez koşuludur. Bunu kesintisiz bir biçimde yürütmeyen hiçbir örgüt işçiler ve emekçiler arasında yaygın ve sağlam ilişkiler geliştiremez ve onlarla birleşemez. Lenin’in ekonomizme yönelik eleştirileri, özellikle küçük burjuva sosyalizminin bazı akımları tarafından işçilerin acil talepleri, özellikle iktisadi talepleri için yürüttükleri mücadelelerin küçümsenmesi ve önemsizleştirilmesi için kullanılmaktadır. Partilerimiz, kendiliğinden hareket karşısında kayıtsız kalmaya kadar varan küçümseme eğilimlerinin yanı sıra, asıl görevini unutarak kendiliğinden hareket karşısında kendinden geçme ve tapınmaya varan eğilimlere karşı da mücadele etmeli ve bu eğilimlerin partilerimizin çalışmasını etkilemesine olanak tanımayan bir tutum içinde olmalıdırlar. Kitlelerin acil talepleri için yürüttükleri mücadeleye katılmalı, ancak kitleler arasında yürüttüğümüz çalışmayı bununla sınırlamamalıyız. Bu mücadelelere sadece onun taleplerini eksiksiz formüle eden ve en ilerden katılan unsurlar olmaktan öte, işçiler arasında, her türlü olanak ve aracı kullanarak yürüteceğimiz ekonomik ajitasyonu bizzat bu eylemler sürecinde ve onlarla uyumlu biçimde sürdürülecek canlı ve somut örneklere dayanan siyasi teşhir-ajitasyon ve propaganda çalışması ile birleştirmeliyiz. Siyasi teşhir-ajitasyon ve propaganda çalışması, şüphesiz siyasal taleplerin ve partinin siyasal programının yaygınlaştırılmasını, burjuva iktidarın alaşağı edilmesi ve işçi sınıfının egemen sınıf olarak örgütlenmesi zorunluluğunu kapsamalıdır. Parti, işçiler arasında sistemli, kesintisiz ve günlük politik teşhir, ajitasyon ve propaganda çalışması örgütlemezse işçi sınıfının bilincini ve eylemini onun kurtuluşu için gerekli politik bilinç ve mücadele düzeyine yükseltemez.

36. Kitlelerin hareketine kayıtsız kalmayarak acil talepleri üzerinden ekonomik, siyasal teşhir ve ajitasyon çalışması yürütme zorunluluğunun dolaysız sonucu, kitlelerin bulunduğu her yerde bulunmak, –başta sendikalar olmak üzere dernekler, federasyonlar vb.– kitle örgütlerinde parti çalışması yürütmektir. Partinin, emekçi kitleleri birleştirme ve aydınlatıp eğiterek harekete geçirme ve güçlenmesinin dayanakları olarak örgütleyerek devrim için güç biriktirilmesine hizmet eden aktarma kayışları durumundaki kitle örgütleri ve gericiliğin denetiminde olanlar da dahil özellikle sendikalardaki çalışmasını açık ya da gizli yöntemler kullanarak sürekli kılması zorunluluktur.

Bu nedenle, sendikal çalışmanın, fabrikalar ve diğer işyerlerinde yürütülen parti çalışmasının temel yönlerinden biri olması ve bu çalışmanın sendikalar ve diğer kitle örgütlerinde yürütülen çalışma ile birleştirilmesi artan bir önem kazanmıştır. Partinin fabrika ve diğer işyerlerindeki örgütleri ve yürüteceği çalışma, sendikalarda kalıcı ve sağlam mevziler kazanmanın temeli ve belirleyenidir. Gerek işyerlerinde gerekse sendikalarda yürütülen çalışmada parti sınıf sendikacılığını temel almalı, ancak, henüz parti çizgisini benimsemeyen ama patronlara ve sermayeye karşı mücadeleden yana olan muhalif ve ilerici, devrimci sendikal akımlar ve eğilimlerle ilişkilerini geliştirmeli, birlikte mücadele etmeli ve işçi aristokrasisi ve bürokrasi arasındaki çelişkilerden yararlanmalı, sınıfın sermayeye ve gericiliğe karşı mücadelede en geniş sendikal ve politik birliğini sağlamaya ve geliştirmeye çalışmalıdır. Bu birlik, maddi talepleri ve burjuva egemenliğine karşı siyasal mücadele içinde gelişir ve pekişir. İşçi sınıfının sendikal hareketi ve işçi hareketinin içinde bulunduğu ideolojik, politik ve örgütsel dağınıklık, işçi sınıfının birliği için çalışmamızı, bu birliği mücadele içinde inşa etmemizi, sınıfın acil taleplerini yükseltmemizi ve bu mücadeleleri, günlük olarak, kapitalistlere, burjuva hükümetler ve gerici politikalarına karşı mücadeleyle birleştirmemizi gerektirir. Acil taleplerinin elde edilmesinin yanı sıra sermaye ve gericiliğe karşı mücadeleye ve proleter devrim sürecine katılmaları amacıyla işçi sınıfının mümkün olan en geniş sendikal ve siyasi birliğiyle işçi sınıfının toplumun diğer ezilen emekçi sınıfları ve tabakalarıyla birliği sağlanmalı ve geliştirilmelidir.

37. Ekonomik ve siyasal teşhir, ajitasyon ve örgütlenme çalışması, en can alıcı sorun ve gelişmelerin nedenlerinin ve bunların tam bir çözümünün nasıl ve hangi koşullarda gerçekleşeceğinin açıklanması ile birleşmelidir. İşçilerin kısa ve uzun vadeli hedeflerinin ve tam ve kesin kurtuluşlarının nasıl gerçekleşeceğinin somut ve canlı olaylar ve çelişkiler üzerinden açıklanması, kapitalizm eleştirisi ve sosyalizm propagandası, başta ileri işçiler olmak üzere, işçilerin her alanda ilerlemesini sağlayacak eğitsel bir çalışmayla birlikte yürütüldüğünde daha da ilerletici ve sonuç alıcı olacaktır.

38. Ekonomik ve siyasi teşhir ve ajitasyon çalışmasıyla uyumlu, işçilerin giderek genişleyen kesimlerine doğru yayılacak bir propaganda çalışmasının, parti çalışmamızın, kesintisiz bir biçimde sürdürmemiz gereken günlük çalışmanın temel yönlerinden biri olması, işçilerin ve özellikle ileri unsurlarının ilerletilmesi ve partinin dayanakları haline getirilmesinin koşuludur. Çalışmamızın diğer yönleri gibi propaganda –ve onun bir unsuru olan sosyalizmin propagandası da– toplumsal çelişkiler ve bunların yansımaları olan somut ve canlı olgular, gerçekler üzerinde yükselmeli, onlara dayanmalıdır. Aksi halde genel olarak propaganda, özel olarak da sosyalizmin propagandası hayattan kopuk kitabi bilgilerin tekrarlanmasına dönüşür ki, bu, Marksizm öncesi komünist propaganda dönemine dönüş, geriye doğru atılmış bir adım olur ve böyle bir çalışma ile amaçlanana ulaşılamaz.

39. İşçi sınıfı partisi, sınıf mücadelesini ideolojik alanda da geliştirmelidir; bu ise şu anlama gelir: işçi sınıfı ve halkların mücadelesini merkezi stratejik hedeflerinden saptırmaya çalışan burjuvazinin tezleri ve yaklaşımlarına karşı durmak; revizyonizmin, Troçkizmin, sosyal demokrasinin ve oportünizmin karşı devrimci karakterini açıklamak; Marksist-Leninist tez ve yaklaşımları işçi sınıfı ve devrimin itici güçleri içinde yaygınlaştırmak. Başta ileri işçiler olmak üzere, işçiler arasında, burjuva, küçük burjuva ideolojisinin tüm biçimlerine, anti Marksist akım ve eğilimlere karşı mücadele ve Marksizm-Leninizmin özellikle ileri işçiler arasında yayılması ve giderek egemen hale gelmesi, yürütülecek propaganda çalışmasının bir yönünü oluşturur. İşçiler ve emekçilerle onların kadın ve gençlik kitleleri arasında, başta bilgi ve bilinç olmak üzere, genel olarak gelişme düzeyi farklılıklarını gözeterek örgütlenecek eğitsel bir çalışma, partinin kitleler arasındaki çalışmasının tamamlayıcı ve ilerletici bir unsurudur.

40. Aynı zamanda bir örgütlenme ve propaganda aracı olan ve ülke ve bölge düzeyinde düzenli çıkan gazeteler, TV, radyo vb.’nin yanı sıra bildiriler, afiş, duvar gazeteleri teşhir-ajitasyon çalışmasının en etkili araçları arasında yer alır. Broşürler, kitaplar, dergiler de propagandanın etkili araçlarıdır. Özellikle ulaşım ve iletişimde üretimin teknik temelinin yenilenmesiyle telsiz, eski tip telefon, radyo gibi araçlara TV, internet, mobil telefonlar gibi dijital platformları kullanan yeni araçlar eklendi. Bunların teknik temeli sürekli yenileniyor ve kullanımı giderek yaygınlaşıyor. Partilerimiz, artık önceki yayın ve iletişim araçlarının –ki bunların tümü aynı zamanda teşhir-ajitasyon ve propagandanın da araçlardırlar– yanı sıra bunları da en etkili ve diğer araçlarla uyumlu bir biçimde ve profesyonelce kullanmadan edemezler. Gazete, dergi, broşür, kitap, afiş gibi teşhir, ajitasyon ve propaganda araçlarını tüm yöntemleri ve araçları kullanarak yaygınlaştırmalı, bunları kitleler arasında yürüteceğimiz sözlü ve yüz yüze teşhir, ajitasyon, propaganda ve örgütlenme çalışması ile birleştirmeliyiz. Yeni araçlar ve onların en etkin bir biçimde kullanımı, kitleler içinde yürüteceğimiz yazılı-sözlü teşhir-ajitasyon, propaganda ve örgütlenme çalışmasının, konferans, panel, toplantılar ve diğer çeşitli bireysel ve toplu etkinliklerin yerine geçirilemeyeceği gibi, onların alternatifi de olamazlar. Bunlar, günlük yaşantısı ve ilişkileriyle de kitlelerin bir parçası, ama sınıf bilinçli bir parçası olmanın ve en geniş kesimleriyle bağlar kurmaktan ve bunun için tüm araç ve olanakları kullanmaktan kaçınmanın bir gerekçesi olamazlar, olmamalıdırlar.

KESİNTİSİZ GÜNLÜK PARTİ ÇALIŞMASI

41. İşçi hareketinin canlandığı ya da işçi eylemlerinin başladığı ve yaygınlaştığı dönemlerde yürütülen ya da canlanan ve sonra sönen bir çalışma ile parti; kitleler arasında gelişemez, başta fabrikalar olmak üzere, kalıcı örgütler kuramaz. İşçi hareketinin yükseldiği en görkemli günlerde olduğu gibi, en geri düzeye çekildiği dönemlerde de, parti kitlelerden kopmamalı, onlarla birlikte, ama gerçek öncüleri gibi hareket etmeli, örgütlenmesi, ilişkileri ve çalışmasının biçimi ve yöntemlerini koşullara uygun olarak yenileyerek geliştirmelidir. Bu, hareketin yükseldiği ve geri çekildiği dönemlerin yanı sıra en karanlık denebilecek baskı ve terör koşullarında da kitleler arasında kesintiye uğramayan devrimci bir çalışma yürütmenin vazgeçilmez koşullarından biridir. Lenin’in de sık sık vurguladığı gibi; devrimci çalışma, sadece devrimci dönemlerde değil, hareketin geri çekildiği, hatta yenildiği, en karanlık denebilecek baskı ve terör koşullarında da yürütülen çalışmadır. Parti çalışması, partinin tüm üye ve örgütleri, koşullar ne kadar ağır olursa olsun, kitlelerden kopmadan ve onların içinde kalarak çalışma ve örgüt biçimlerini koşullardaki değişime uygun bir biçimde yenileyebildiklerinde, kesintiye uğramayan bir çalışma olarak yürütebilir. Bunun zorunlu koşulu olduğu kadar ilk adımı da, partilerimizi, başta fabrikalar olmak üzere, madenler, tarımsal işletmeler, sağlıktan eğitime, ulaşımdan iletişime hemen tüm sektörlerde işyeri birim örgütleri/hücreleri temelinde inşa etmek, bu örgütleri partinin temeli haline getirmektir.

42. Partinin kitleler arasında yürüttüğü ajitasyon ve propaganda çalışması, düzenli ya da düzensiz periyotlarla ulusal, bölgesel ve işyeri-fabrika düzeyinde yayınlanan gazetelerin dağıtımına, okunmasına, onlara haber yapılmasına indirgenmemeli, çalışmamızın temel unsur ve araçlarından biri olarak ele alınmalıdır. Temel parti örgütleri, bu çalışmayı; bildiri, broşür, afiş, duvar gazeteleri, dar ve geniş işçi toplantıları gibi yazılı-görsel ve sözlü tüm araç ve yöntemlerin en etkin biçimde kullanıldığı bir çalışma ile birleştirirlerse, somut ve canlı olgulara dayanan bir çalışma yürütebilirler. Parti çalışması ancak, bu birleşme, kesintiye uğramayan ve somut koşullara uygun ve mücadelenin ihtiyaçlarına yanıt verecek bir biçimde hayata geçirildiğinde; kitlelerin bilincini, örgütlenme ve mücadele düzeyini ilerleten çok yönlü, günlük bir çalışma özelliği kazanabilir. Partinin kitlelerin giderek genişleyen kesimleri arasında kesintiye uğramayan günlük ve çok yönlü bir çalışma yürütmesinin koşullarından biri de; fabrikalar, madenler, tarım işletmeleri, kurumlar vb. alanlardaki temel örgütler ve üyelerinin iyi bir iş bölümü yapmaları, parti çevreleri ve diğer ilişkilerini yeteneklerine uygun iş ve görevler vererek, örgütlü bir biçimde harekete geçirmeleri, merkezi ve yerel tüm araçları uyumlu ve en etkin biçimde kullanmalarıdır.

43. Ulusal ve uluslararası ölçekte birçok etken ve gelişmeye bağlı olarak sınıflar mücadelesinin, burjuvaziyle proletarya arasında süren mücadelelerin koşulları değişmektedir ve bundan sonra da değişecektir. Parti, ortaya çıkan her koşulda harekete geçme kapasitesine sahip olmalı, kitle hareketi ve ülkenin siyasal yaşamı üzerindeki etkisini sürdürmek için çalışma ve mücadele araçları ve biçimleri geliştirmeli, eylemde bulunduğu somut koşullara uygun olarak tüm mücadele biçimlerini ve yasal ve yasadışı çalışmayı nasıl birleştireceğini bilmelidir. Parti, en demokratik koşullardan en koyu gericilik yıllarına, hareketin yükseliş dönemlerinden geri çekildiği, yenilgiye uğradığı dönemlere kadar her koşulda kitleler arasında olmalı ve her aracı kullanarak kitlelerin mümkün olan en geniş kesimlerine ulaşan kesintisiz-günlük çalışma yürütmelidir. Kesintisizlikten anlaşılması gereken yönlerden biri de, budur. Bunun gerçekleşebilmesi, partinin en temel örgütünden en üst organına kadar tüm örgütleriyle ve her kademede legal ve illegal çalışma yöntemleri, her türden yayın, seçimler ve parlamenter mücadeleye katılma gibi biçim ve araçların koşullara uygun bir biçimde birleştirilmesini ve koşullardaki değişime bağlı olarak bu ilişkinin sürekli yenilenip geliştirmesini gerektirir. Partilerimiz, en demokratik burjuva cumhuriyeti de dahil her koşulda, çalışmasını sınıf düşmanı ve egemenlik aygıtlarının parti örgütleri ve ilişkileri konusunda en az bilgi sahibi olabileceği biçimde yürütmek zorundadır. Bu sadece diktatörlüğün ilerideki olası ve yoğunlaşacak saldırılarını etkisiz kılmak, püskürtmek ve kayıpları en aza indirmek bakımından değil, kapitalistlerin işten atma vb. saldırılarını püskürtmek, kalıcı ve sağlam örgütler kurmak bakımından da gereklidir. Parti çalışmasının yöntem, biçim ve araçlarının her koşulda uygun şekilde birleştirilmesi, partinin üst organları kadar en temel örgütünde iş bölümüne dayanan kolektif bir çalışmanın örgütlenmesini şart koşar. Partinin başta büyük fabrikalar olmak üzere, kitlelerin olduğu her yerde örgütlerinin kurulması; sadece kitleler arasında kesintisiz bir faaliyet yürütme, onların bir parçası olma, dolayısıyla ruh hallerini doğru saptama, nabızlarını en etkili şekilde tutup ölçerek doğru taktikler izlemesinin değil, ama aynı zamanda düşmanın saldırılarını püskürtme ve en ağır koşullarda faaliyet yürütebilmesinin de koşulu ve başlıca dayanaklarından biridir.


[1] Lenin, seçme eserler, 6.Cilt, Sf:40

[2] Lenin, Seçme Eserler, Cilt. 2, Lenin, sf. 23, Aralık 1900’de yazılan ve Iskra’nın başmakalesi olarak yayınlanan “Hareketimizin Acil Görevleri” başlıklı makaleden

[3] Modern revizyonizmin yıkıcılığı ve tahribatının daha ağır ve uzun süreli olmasını da açıklamak üzere ikisi arasındaki farklılıklar bakımından şunlar söylenebilir: 2. Enternasyonal oportünizmi; a-kapitalist dünyanın, bütün çelişkilerini keskinleştiren, çok yönlü bir yıkım ve tahribata yol açan yeni bir paylaşım savaşına sürüklendiği, b- bu nedenle kitlelerin kendi öz deneyimleriyle görme olanaklarının hızla geliştiği ihanetin gerçek yüzünün görece çabuk ortaya çıktığı, c- savaş koşullarında yaşam ve çalışma koşulları hızla kötüleşen işçiler arasında öfke, hoşnutsuzluk ve mücadele eğilimlerinin geliştiği ve başta Almanya olmak üzere birçok ülkede işçi ayaklanmalarının gündeme geldiği, d- Ekim Devrimiyle emperyalist kapitalist sistemin Rusya’da yarıldığı ve SSCB’nin bütün olanaklarını işçi sınıfının devrimci partisi ve hareketinin örgütlenmesi için seferber ettiği koşullarda ortaya çıktı ve gelişti. Buna karşılık modern revizyonizm; a- II. paylaşım savaşının ardından yeni yarılmalara uğramasına ve büyük sarsıntılar yaratmayan devrevi krizler yaşamasına rağmen kapitalist dünya ekonomisinin, savaşın yıkıntıları üzerinden büyüme sürecine girdiği, b- ezilen ulus ve halkların sömürge sisteminin dağılıp parçalanmasına yol açan mücadeleleri sürmesine rağmen işçi hareketinin geri çekildiği ve özellikle ileri kapitalist ülkelerde işçileri yatıştırmak için “sosyal devlet” uygulamalarının yaygınlaştığı, c- savaştan kapitalist dünyanın tek hakim gücü olarak çıkan ABD’nin komutasında emperyalistlerin tek merkezden yönetilen birleşik bir saldırı yürütmelerinin olanaklı hale geldiği, d- Arnavutluk dışındaki sosyalist ülkelerin devrimci işçi hareketinin anavatanı olmaktan çıkarak karşı-devrim ve gericiliğin dayanakları haline geldiği ve sahip oldukları büyük prestijle ekonomik, politik, askeri tüm olanakların modern revizyonizmin egemenliği için seferber edildiği bir süreçte ortaya çıkıp gelişti.

[4] CİPOML Mücadele Platformu: “Kapitalizm, İşçi Sınıfı ve Komünizm için Mücadele

[5] Arap Baharının yanı sıra, Sudan, Haiti, Fransa, Yunanistan, Hindistan, Bangladeş gibi birçok ülkede dönem dönem gelişen işçi ve halk mücadelelerinin istikrarlı ve birleşik bir mücadele olarak ilerleyememesi ve devrimci durumların oluştuğu birçok ülkede zafere ulaşma bir yana, geçici ve sınırlı kazanımlarla sönmesi, bazı ülkelerde tam bir yenilgiye uğramasının başlıca nedenlerinden biri, en başta geleni, hiç kuşkusuz işçi sınıfının ana kitlesi ya da çoğunluğunun kendi partisinin yönetiminde bağımsız ve örgütlü bir güç olarak bu mücadelelere katılamaması, bu mücadelelerin işçi sınıfının önderliğinde ve hegemonyasında gelişememesidir.

[6] Komünist Enternasyonal’in taktiğini savunma konuşması, Seçme Eserler, Lenin, Cilt. 10, sf. 316

[7] “Sol” Komünizm Bir Çocukluk Hastalığı, Seçme Eserler, Lenin, Cilt. 10, sf. 113

[8] Alman Komünistlerine Mektup, Seçme Eserler, Lenin, Cilt. 10, sf. 329

[9] Komintern YK organı Komünist Enternasyonal’deki “Partilerin Bolşevikleşmesi” başlıklı makalesinde, Komintern’deki SSCB delegesi ve Yürütme Komitesi Sekreteri D. Manuilsky, Bolşevikleşmenin temel bir yönünü, “Kardeş partilerimizin temel görevi, çabalarının ana hedefi, fabrika ve atölye devrimcilerinden oluşan, her şeyiyle devrim davasına bağlı en geniş kadroları oluşturmaktır. Avrupa partilerinin fabrika ve atölye hücrelerine dayalı yeniden örgütlenmesinin hedefi budur” şeklinde ortaya koymaktaydı. “…tüm ulusal seksiyonlarımızın karşı karşıya olduğu ortak bir görev var. Tüm seksiyonlarımızın işçilerle daha da yakınlaşması gerekiyor. Partilerin fabrika ve atölye hücreleri temelinde yeniden örgütlenmesi, sadece dışa yönelik ilişkilerin yeniden inşasıyla ilgili mekanik bir reform değildir. Parti çalışmasının merkezinin bir bütün olarak alt fabrika hücreleri alanına kaydırılması anlamına geliyor. Atölyelerdeki komünist hücrelerini, proleter kitlelerin devrimci mücadelesine önderlik edecek mücadeleci kadrolara dönüştürmüş bir parti ancak gerçekten Bolşevikleştiğini söyleyebilir” diyor ve bu açıdan FKP’deki ilerlemeye dikkat çekiyor ve şunları belirtiyordu: “Komünist Enternasyonal, Fransa Komünist Partisi’nin bu yolda attığı büyük adımı gururla gözlemliyor. Parti kongresine katılan 237 delegenin 200’den fazlası işçiydi.” (Komünist Enternasyonal, 1924, cilt 1, sayı. 10)

[10] Her türden oportünizm ve revizyonizm, izlediği çizgi ve kitleler arasında yarattığı hayal kırıklıkları ve savrulmaların yanı sıra özünde aynı burjuva dünyaya bakış açısına sahip olduğu için, işçi hareketi içinde burjuva ideolojisi ve akımlarının en gerici olanları da dahil tüm biçimlerinin yayılması ve güçlenmesinin koşullarını geliştirir.

[11] Aktarmalar Lenin’in 1897 yılında yazdığı “Rus Sosyal-Demokratlarının Görevleri” başlıklı makaleden yapıldı, Seçme Eserler, Cilt. 1, sf. 482-483

[12] Seçme Eserler Cilt. 2, sf. 111

[13] İşçi sınıfının devrimci partisini kurmanın ilk girişimi olan Komünistler Birliği’nin 1847’de toplanan 1. Birlik Kongresi’nde Marx ve Engels’in aktif katılımıyla hazırlanan ve 2. Kongresi’nde kabul edilen tüzüğün 1. maddesinde amacı, 2. maddesinde ise Komünistler Birliği’ne üye olabilmenin koşulları açıklanmaktadır. Üye olabilmenin birinci koşulu; tüzüğün 1. maddesinde belirtilen amaç “doğrultusunda bir yaşam biçimi ve faaliyet” içinde olunması ya da sürdürülmesidir. Marx ve Engels işçi sınıfının kurtuluş mücadelesinin eylem kılavuzu olan teorilerini inşa etmenin daha ilk yıllarından itibaren, Komünist Manifesto ve Komünistler Birliği tüzüğünün ilk maddesinde çok özlü bir biçimde ifade edilen amaca uygun bir “yaşam ve faaliyet” içinde oldular. Lenin, diğer alanlarda olduğu gibi, sınıfın devrimci partisine ve ona üye olabilmenin koşullarına ilişkin Marx ve Engels’in görüşlerini, her türden oportünizme karışı savunarak geliştirdi.

[14] Lenin, Ne Yapmalı, sf. 187