1. Milyonlarca insan iş, ekmek, dayanışma, barış ve iklim değişikliğiyle ilgili taleplerle dünyanın dört bir yanında sokaklara dökülüyor. İşçiler, gençler, kadınlar, köylüler ve emekçiler, sermaye ve hükümetlerinin sınıf politikalarını protesto etmek için örgütlenme ihtiyacını giderek daha fazla hissediyor. Kapitalizmin metropollerinde büyük çaplı grev mücadeleleri, kitlesel gösteriler, öğrenci işgalleri ve eylemler gerçekleşmektedir. Latin Amerika’da işçiler, gençler ve halkların emperyalist sömürüye ve IMF ve Dünya Bankası diktelerine, yerel oligarşilerin baskı ve uygulamalarına karşı hoşnutsuzluk ve öfkesi artmaktadır. AB parlamento seçimlerinin yaygın eylemleriyle halkların egemenleri desteklemediklerini gösterdiği Avrupa’da ve Avrupa Birliği’nde, işçi sınıfı ve emekçi halklar ücretlerin yükseltilmesi, çalışma koşullarının savunulması ve iyileştirilmesi, kamusal ve insana yakışır emeklilik, sağlık sistemleri, eğitim ve gericiliğe ve faşizme karşı mücadele için farklı derecede güçle mücadele ediyor. Afrika kıtasında işçiler, halklar ve uluslar, son derece karmaşık koşullar altında, değişen emperyalist güçlere ve onların yeni sömürgeci uşak rejimlerine karşı ulusal ve sosyal kurtuluş mücadelesi vermektedir.
İşçi sınıfı, kamu emekçileri, kadınlar ve gençler kendi güçleri, direniş örgütleme deneyimleri ölçüsünde mücadelenin zafere giden yol olduğu konusunda giderek artan bir farkındalık kazanmaktadır. Dünya çapında yepyeni bir nesil, emperyalizmin savaş ve katliam anlamına geldiğini öğreniyor. Kendi hükümetlerinin İsrail’in Filistin halkına yönelik soykırımına verdiği desteği ve katılımı görüyor ve en kitleselleri Avrupa ülkelerinde olmak üzere bunu protesto etmek ve Filistin halkının mücadelesiyle dayanışmak için seslerini yükseltiyorlar. İnsanlığın yakın geleceğini tehdit eden iklim değişikliği ve yaşadığımız ısı yükselmesi, kuraklık, devasa yangınlar gibi sonuçları uluslararası ölçeklidir ve halkları ayağa kaldırmakta olan küçümsenmez bir devrimci potansiyel kaynağıdır. Halklar arasında, medeninin kapitalist emperyalizmin kaynaklarıyla birlikte doğanın talanı olduğunu işaret eden iklim değişikliğinin sistem değişikliğiyle önlenebileceği içerikli sloganlar yayılmaktadır. Latin Amerika, ABD, Hindistan, Orta Doğu, Avrupa ve dünyanın diğer bölgelerindeki kitlesel seferberlikler gibi dayanışma eylemlerinin ölçeği ve gücü giderek artmaktadır.
2. İşçi sınıfı, daha zorlu çalışma ve yaşam koşullarıyla, sermayenin daha sert saldırılarıyla karşılaşacağı, burjuvazinin gericiliği ve faşizmi serbest bıraktığı ve büyük bir emperyalist savaş tehlikesinin büyüdüğü yeni bir döneme giriyor. Buna karşı koymak için, en geniş sınıf birliği, işçi sınıfının hayati ve acil ihtiyaçları temelinde, işçi sınıfı içinde ve sendikalarda sınıf mücadelesi temelinde inşa edilmelidir. Bu birlik, işçi sınıfının giderek büyüyen sendikasız kesimini, kölece koşullarda çalışan ve sayıları giderek artan göçmen, sözleşmeli ve belgesiz işçileri ve işsiz kalan milyonları kapsamalıdır. Gerekli olan, kapitalizm altında modern köleliğin kökeninde yatan sistemi yıkmak için siyasi bir sınıf mücadelesine dönüşmesi gereken bir sınıf ittifakıdır. Sömürü ve baskıya karşı tüm ülkelerde devrimci işçi ve komünist hareketin uluslararası cephesini inşa etmeliyiz. İşçi hareketindeki bölünmelerin üstesinden gelmek için, reformist ve oportünist güçlerin ve onların işçi aristokrasisindeki sosyal tabanlarının etkisiyle mücadele etmek komünistlerin/Marksist-Leninistlerin görevidir. Marksist-Leninist parti ve örgütler sınıf birliğini güçlendirmenin somut yollarını göstermeli ve kapitalist ve emperyalist sisteme karşı sınıf mücadelesinde öncü bir rol oynamalıdır.
İşçi sınıfının önderliğinin gerçekleşmesinin önde gelen somut dayanaklarından biri, tek tek ülkelerde ve uluslararası ölçekte emperyalizme, burjuva gericiliğine, faşizme ve savaşa karşı anti-emperyalist demokratik halk cepheleri oluşturmak üzere sömürülen ve ezilen sınıf ve tabakaları geniş ittifaklar içinde birleştirme başarısıdır.
3. Dünyanın dört bir yanındaki milyonlarca insan için kapitalizm altında yaşam günlük bir hayatta kalma mücadelesidir. Tekeller ve finans kapitalin kârları yeni rekorlara ulaşır ve milyarlık servetleri büyürken, sıradan insanlar pandeminin etkilerine, enflasyona, artan fiyatlara ve yaşam maliyetlerine karşı mücadele ediyor. Kapitalizmin giderek artan emek sömürüsü ve gezegenin kaynaklarını ve hammaddelerini yağmalaması, insanların varlığını ve geleceğini tehdit etmektedir. Emperyalist savaşlar, kapitalizmle birlikte iklim ve çevre felaketleri yaratmış ve bu yüzyıldaki en büyük küresel mülteci ve göçmen akınlarını yaratmıştır.
4. Kapitalizmin ekonomik, çevresel, sosyal, enerji, sağlık ve siyasi sonuçları ve tekrarlayan sarsıntıları giderek daha fazla iç içe geçmektedir. Birbirlerini etkilemekte ve derinleştirmektedirler. ‘Demokratik’ maskesini düşürdükçe burjuva devlet aygıtının gerici önlemleri artıyor. Aşırı sağcılığı ve faşizmi doğrudan devlet dairelerine taşıyor, revizyonizmin sınıf ihanetinin yeni varyantlarını besleyip teşvik ediyorlar. Kapitalist ve emperyalist devletlerin toplam ekonomilerini giderek askerileştirmelerinin halklar için anlamı, yoksulluğun derinleşmesi, otoriterleşme ve gericiliğin yoğunlaşması, faşizm ve savaş tehlikesinin büyümesidir. Mali oligarşi, ancak rakiplerinin ganimetlerini ele geçirerek ve emperyalist rekabeti arttırarak üstesinden gelebileceği yaklaşan bir krizle karşı karşıyadır.
5. Uluslararası kapitalizmin 2020 krizinden sonra pandemi ile ağırlaşan eşitsiz ve kırılgan toparlanması, krize karşı alınan önlemlerin de bir sonucu olarak 2022’de kesintiye uğramıştır. Enflasyondaki artış hızı yavaşlayarak da olsa devam ederken, ekonominin, sanayi üretiminin ve ticaret hacminin büyüme hızı 2023 ve 2024 yıllarında dünya ölçeğinde ve küçük istisnalar dışında tek tek ülkelerde düşmektedir. Büyüme oranlarındaki genel düşüş eğilimi, başta Almanya ve Birleşik Krallık olmak üzere Avrupa ve bazı Afrika ülkelerinin ekonomilerini durgunluğa itmiş, hatta bazı ülkelerde iki çeyrek üst üste negatif büyüme yaşanmıştır. Çin sanayi iki çeyrekte sırasıyla %1,2 ve 0,3 oranında büyümeler gerçekleştirebilirken, “Avro Bölgesi” sanayi üretimi –sadece 2. çeyrekte %0,5 artan ithalatı bir yana– ticaret hacmiyle birlikte bu yılın üç çeyreğinde bir önceki çeyreklere göre sırasıyla %-0,9, -0,4 ve -0.4 oranlarıyla üst üste küçülmüş, sanayi üretimi Japonya’da bir öncekine göre ilk çeyrekte % -5,2 ile önemli bir düşüş yaşadıktan sonra 2. ve 3. çeyreklerde %2,1’lik ve +0.4’lük bir büyüme gerçekleştirmiş, ABD’de ise ilk çeyrekte % -0,4’lük düşmüş, 2. çeyrekte 0.6’lık küçük bir yüzdeyle büyüyebilmiş, üçüncüsünde yine -0.2 oranında küçülmüştür. Sanayi üretimi 2024’ün üç çeyreğinden ikisinde negatif büyüyüp ikincisinde %1’i bile bulmayan ABD, %1’in altında kalan ya da onu az geçebilen Çin ve 2024’ün üç çeyreğinde de negatif büyüyen Avro Bölgesi gibi en gelişmiş kapitalist ekonomilerinde gözlemlenen sorunlar nedeniyle dünyada bir durgunluk riski olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.
Oranları azalarak belirli bir büyümeyi sürdürebilen BRICS ülkeleri, ABD ve Çin ekonomilerinin yakın bir gelecekte uluslararası kapitalist ekonominin yeni bir toparlanmasının motoru olma olasılığı görünmüyor. Dünya ekonomisindeki belirsizlik ve dalgalanmalar geneldir ve IMF ve DB gibi uluslararası emperyalist finans kuruluşları örneğin ABD ve Çin ekonomilerinin büyüme hızlarındaki düşüşün önümüzdeki birkaç yıl içinde de süreceği görüşünde.
Kapitalist devletler tarafından izlenen korumacı, sıkı para ve ‘kemer sıkma’ politikaları, kontrol altına alınmış gibi görünse de hala pandemi öncesinden daha yüksek olan başta enerji ve gıda maddeleri fiyatları ve enflasyon oranlarıyla birlikte, işsizliğin artmasına ve yatırımların azalmasına yol açarak gelecekteki bir ekonomik krizin unsurlarını biriktirmektedir.
Başta gıda maddeleri olmak üzere emtia ticareti, bağımlı ülkelerin ve halklarının aleyhine işliyor ve yükü emekçilerin sırtına yükleniyor. Gelirler ve servetler arasındaki asimetri derinleşiyor; tekeller kârlarını büyük miktarlarda arttırırken, gerçek ücretler ve yoksul ve en yoksul kesimlerin gelirleri düşüyor. Tüm bunlar, belirsizlikler artarken biriken krizin belirtileridir. Bunlar aynı zamanda emperyalistler arasındaki rekabetin sertleşmesi ve hatta Ukrayna’da savaşa dönüşmesiyle birlikte kapitalizmin genel krizini ağırlaştırmaktadır.
6. Birçok Latin Amerika ülkesinde, Venezuela’da olduğu gibi, açıkça neoliberal hükümetlerin yerini sözde ilerici hükümetler almıştır. Bu durum işçiler, gençler ve halk arasında büyük beklentiler yarattı. Demagojik, popülist ve sol ifadeler içeren bir söylem kullanarak halkların değişim özleminden faydalandılar. Sosyal refah politikaları, halklardan aldıkları desteğin güçlenmesine ve tabanlarını genişletmelerine olanak sağladı; ancak bu sözde ilerici hükümetler, özünde burjuva siyasi akımlar olarak, kitleleri devrimci solun siyasal etkisinden uzak tutmak ve egemen kapitalist sisteme işlevsel bir toplumsal dayanak yaratmak için büyük sermayenin bir aletidir.
Giderek saldırganlaşan ve şiddetlenen dünya emperyalizminin yol açtığı büyük emperyalist savaş tehlikesi büyüyor
7. Emperyalist güçler, toplumun ve doğanın zenginliklerinin paylaşımı ve kontrolü için birbirleriyle savaşıyor ve savaşın maliyetini emekçilerin omuzlarına yüklerken dünyayı yeni bir büyük ölçekli savaşa sürüklemekten çekinmiyorlar. Ölüm tüccarları, hızla büyüyen savaş endüstrisinden, silahlanmadan, şişen askeri bütçelerden ve yerel savaş ve çatışmalardan büyük kârlar elde ediyor. Emperyalistler arasındaki rekabet, yeni ekonomik yaptırımlar, tırmanan ticaret savaşları, askeri silahlanma ve birbirlerinin sınırlarına yakın kapsamlı askeri tatbikatlarla yoğunlaşıyor.
8. Trump değişik görüşler ileri sürmüş olsa da,Ukrayna’da iki yıldır devam eden ve binlerce kurbanın verildiği ABD/NATO/AB ve Rusya arasındaki emperyalistler arası savaşın her iki tarafı da savaşı tartışmalı bir yönde daha da tırmandırmaya istekli görünüyor. Ukrayna’daki savaşın alevlerine zaten akıtmış oldukları tonlarca silah, askeri teçhizat ve personele ek olarak, Avrupa Birliği Parlamentosu, şimdi Ukrayna’nın bu askeri desteği savaşı Rusya topraklarına doğru genişletmek için kullanmasına izin veriyor. Ukrayna’nın NATO’ya kabulü artık gelecek için bir vaat değil, gerçek bir müzakeredir. NATO’nun İskandinavya’daki İsveç ve Finlandiya’yı da kapsayacak şekilde genişlemesiyle birlikte, NATO, Rusya ile tüm Avrupa sınırı boyunca uzanmakta ve Avrupa, ABD’nin istediği gibi faaliyet gösterebileceği ABD askeri üsleriyle dolmaktadır. Rusya ise, Ukrayna ve Rus işçi sınıfı ve halkı için büyük sonuçlar doğuracak savaş çabalarını istikrarlı bir şekilde tırmandırıyor. Kremlin hükümeti taktik nükleer silahlar kullanmaktan ve bölgesel ittifaklarını güçlendirmekten söz ederken, Asya’da ABD ile Çin arasında doğrudan bir savaş görmektense Avrupa’da ABD ile Rusya arasında bir savaş görmeyi tercih eden Çin’den bahsetmek bile gerekmiyor.
Avrupa Birliği’ndeki (AB) birçok hükümet lideri, işçi sınıfını ve Avrupa halklarını önümüzdeki 5 yıl içinde Rusya’ya karşı doğrudan bir savaşa açıkça hazırlamakta ve sınıf mücadelesini korku ve belirsizlikle felç etmeye çalışmaktadır. Emperyalist savaş ve savaş tamtamları bölge genelinde milliyetçi eğilimleri arttırmıştır.
9. Ortadoğu’da Siyonist İsrail, Gazze, Batı Şeria ve Kudüs’te Filistinlilere yönelik aylarca süren soykırım ve etnik temizliğin ardından giderek daha da yalnızlaşmakta ve teşhir olmaktadır. Bu da hükümetini, savaşı komşu ülkelere ve bölgeye yayma tehlikesiyle daha da umutsuzca saldırgan davranmaya yöneltiyor.
İsrail’deki Siyonist ırkçı rejiminin ekonomik ve askeri garantörü olan ABD, ne kadar Filistinlinin hayatına mal olursa olsun, Ortadoğu’daki stratejik dayanağı olan İsrail’in ayakta kalması için mücadele ediyor. Aynı zamanda ABD emperyalizminin egemenliğine karşı artan bir direnç gösteren Rusya, başta İran olmak üzere bölgedeki ittifakları ve Suriye’deki varlığı aracılığıyla daha güçlü bir nüfuz için çalışıyor. Emperyalist güç Çin de bölgedeki nüfuzunu güçlendirme çabasında.
Amerikan emperyalizminin Ortadoğu’ya ilişkin amaçları şüphesiz yalnızca İsrail’i ve yayılmasını desteklemekle sınırlı değil. ABD İsrail’i, varlığını ve hedeflerini garanti edip desteklemenin yanı sıra onu, bölgedeki Amerikan karşıtı güçleri zayıflatıp yok etme içerikli kendi stratejik ve taktik hedeflerini gerçekleştirmenin bir aracı olarak da yönlendirerek kullanıyor. Amerikan emperyalizmi, İsrail’in yanı sıra Ortadoğu’nun bugüne kadar çözülmemiş tüm ulusal, dinsel ve mezhepsel sorunlarla başta bölgesel güç yarışı sürdürenler olmak üzere ülkeler arasındaki sorunları bölgeyi yeniden dizayn etme amacıyla kullanıyor. Savaşın Filistin ve Lübnan’ın ötelerine yayılma ihtimaliyle Ortadoğu bugüne kadar olanlardan daha farklı ve ileri boyutta gelişmelere gebedir.
Haziran ayındaki G7 zirvesi, İsrail’in terör devletini desteklemek ve Siyonist soykırıma karşı dünyanın birçok ülkesi ve halkının artan protestolarını bastırmak için ABD’nin ateşkes planını kabul etti ve Filistin direnişini bunu kabul etmemekle suçladı. Aylardır, ABD emperyalizmi ve ırkçı Siyonist İsrail devleti, İsrail’in tek taraflı savaşını desteklemeyen BM’nin ateşkes önerilerini bloke ederken, binlerce kişi öldürülmeye, yaralanmaya ve bir buçuk milyondan fazla kişi sürekli bombardıman altında yerinden edilmeye devam ediyor. İsrail, Gazze’de mahsur kalanlara insani yardım ulaştırılmasına izin verilmesi yönündeki BM taleplerine uymayı reddetmiş ve savaş suçlarını sürdürmüş, üstelik BM Barış Gücü’nün varlığını dikkate almayarak savaşı Lübnan’a yaymıştır. Bu eylemler BM gibi emperyalist uluslararası kurumların giderek daha fazla sorgulanmasına katkıda bulunmuştur. BM’nin zayıflaması, emperyalist güçler arasında artan çelişkilerin bir başka işaretidir. Dünya halkları kaderlerini hiçbir zaman bu tür uluslararası kurumların ellerine güvenle teslim edememiştir.
10. Filistin halkı İsrail’e karşı direnmeye devam etmektedir ve tüm dünya halklarının desteğine sahiptir. İsrail Siyonizmi, direnişi sona erdirme ve Gazze bölgesini tamamen terk etmeye zorlama hedefine ulaşamamıştır. İsrail, Batılı güçlerin desteğiyle soykırımı sürdürmekte ve saldırılarını Lübnan’a kadar genişletmektedir. Filistin halkının topraklarının ve anavatanlarının özgürleştirilmesi, mültecilerin ve yerinden edilmiş kişilerin geri dönmesi ve başkenti Kudüs olan bağımsız, demokratik ve laik bir devletin kurulması için verdiği mücadele haklıdır.
11. Emperyalist savaşa ve savaş tehdidine karşı mücadele güncel bir görevdir. Savaş ağalarının gerici milliyetçilik bayrağı altında işçileri birbirine düşürememesi için emperyalizme, onun savaşlarına ve gericiliğine karşı mücadelede işçi sınıfı ve halkların uluslararası dayanışmasının bayrağını yükseltiyoruz. Bu, neoliberal ekonomik politikaların sonuçlarına karşı sınıf mücadelesinin ve tüm ülkelerde sosyal ve ulusal kurtuluş için verilen sosyal ve demokratik mücadelenin ayrılmaz bir parçasıdır. Anti-emperyalist mücadelenin ve işçi sınıfı, kadınlar, gençler ve halklar arasında barış için bir hareket yaratmanın bir parçası olarak, dünya halklarının özlemi ve umudu olan barış bayrağını yükseltiyoruz.
Anti-emperyalist mücadele tüm emperyalizme karşı yöneltilmelidir
12. Emperyalizmin dengesiz gelişimiyle birlikte son yıllarda ülkeler arasındaki güç dengesi değişse de emperyalizm karakterini değiştirmemiştir. Bu durum özellikle ABD ve Çin arasındaki rekabette açıkça görülmektedir. ABD emperyalizmi tartışmasız askeri üstünlüğe sahiptir ve giderek daha saldırgan hale gelmektedir. Derin sınıf ve ırk çelişkileri, artan yoksulluk ve halk içindeki siyasi kutuplaşmasıyla ABD, artan bir direnç altında, siyasi ve ekonomik sorunlarını ihraç etmeye çalışıyor. Öte yandan ekonomik gelişmesini genişletmek için emperyalist Çin, artan sınıfsal çelişkilere rağmen, nüfuz alanlarını yaygınlaştırmaya çalışmakta ve emperyalist dünya düzeninde ekonomik ve askeri gücüne göre uluslararası kurumlarda yer tutmayı hedeflemektedir.
13. Çin ve Rusya yeni ekonomik, siyasi ve askeri anlaşmalarla ortaklıkları ve ittifaklarını güçlendirmişlerdir. Mevcut aşamada birbirlerine ihtiyaçları vardır ve iki emperyalist gücün liderleri niyetlerini gizlememektedir. Çin liderinin de ifade ettiği gibi, “Yüz yıldır görmediğimiz değişimler yaşanıyor ve bunlara öncülük edenler de bizleriz”.
BRICS ülkelerinin (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika) bu yıl 4 ülkeye daha genişlemesi, “dünya halklarının ve uluslarının yararına emperyalist güçler arasında barış içinde bir arada yaşamaya ve adalete dayalı yeni bir uluslararası çok kutuplu dünya düzenine doğru bir süreç” olarak başlatılıyor. Ancak BRICS+ anti-emperyalist işlevi olan bir blok ya da örgüt değildir. Emperyalist güçleri ve az ya da çok gelişmiş kapitalist ülkeleri, bazıları emperyalist olmanın “eşiğindeki ülkeleri” içeren bir birliktir. Bu ülkelerin dünya sahnesine çıkması, mevcut emperyalist düzeni kırma girişimleri kaçınılmaz olarak yeni çatışmalar ve savaşlar yaratacaktır.
BRICS+’ya doğru genişleme, jeopolitik etkisinin arttığını gören Çin için yadsınamaz bir zaferdir. Çin, BRICS+ içindeki açık ara en büyük ekonomik güçtür ve Kuşak ve Yol projesinden Şangay merkezli Yeni Kalkınma Bankası’na kadar bu ülkeleri kesen pek çok girişimin arkasındadır.
14. Rusya, değişik bölgelerde Çin sermayesinin ‘istilasına’ ek olarak, silah, yönlendirme, eğitim vb. ve hatta hammadde ve gelecekteki çatışmalarda siyasi nüfuz karşılığında kendi paralı asker ordusuyla askeri güç sunduğu Afrika’da varlığını ve etkisini artırıyor. Rusya, başta Fransa olmak üzere ‘Batı’ emperyalizminin acımasız sömürüsüne karşı bölge halklarının haklı öfkesinden yararlanıyor. Afrika’daki çok yönlü kriz ve yeni-sömürgeci sistem bağlamında, halklar için hiçbir temel değişiklik getirmeyen askeri darbeler yeniden canlandı. Her şeyden önce bu darbeler, kapitalizmin içinde bulunduğu ekonomik, siyasi, ideolojik, sosyal ve askeri kriz ortamında, burjuvazinin yeni-sömürgeci güçlerin faşistleşmesine doğru ilerlemeyi seçtiği gerçeğini yansıtmaktadır.
15. İşçi sınıfı ve halklar, bir diğerine karşı mücadelelerinde bir emperyalist güce bel bağlayamazlar- fakat tüm emperyalistlere karşı mücadeleyi güçlendirmelidirler. Halkların ulusal kurtuluş için güvenebilecekleri savaş yanlısı saldırgan emperyalist ülkeler ile “ilerici” emperyalist ülkeler olduğunu iddia eden sözde “çok kutupluluk” tezi yanlıştır. Sadece nefret edilen ABD emperyalizmine karşı mücadele etmek yeterli değildir, çünkü o zayıflatılsa, hatta yok edilse bile diğer emperyalistler halkları yağmalayıp baskı altında tutmayı sürdürecektir. Vurulacak darbe ve verilecek mücadele tüm emperyalist sisteme karşı olmalıdır. İşçi sınıfı ve halklara düşen görev, ulusal ve sosyal kurtuluş mücadelesinde tüm emperyalistleri karşısına alarak emperyalizme karşı geniş birlikler ve anti-emperyalist cepheler inşa etmektir. Tarihte pek çok kez tekrarlanmış olan kanlı bir ders, bir emperyalist güce karşı mücadelede, hangi ilerici ifadelerle süslenirse süslensin, diğerine güvenmemektir.
16. Proleter ve ulusal ve sosyal devrimin çözülmesi gereken pratik sorunlar olduğu gelişmiş emperyalist ve bağımlı kapitalist ülkelerde nesnel koşullar devrim için giderek daha elverişli hale gelmektedir. Devrimci bir durumda yaşamıyoruz, ancak dünyanın birçok yerinde işçiler ve halklar burjuvazi ve hükümetlerine karşı mücadele ediyor, kapitalist sömürü ve tahakküm biçimlerine karşı savaşıyor, değişim arıyor. Partilerimizin en önünde yer alması gereken bu mücadele ve arayış yeni devrimci süreçlerin önünü açacak ve emperyalist “zincir” en zayıf “halkası” ya da “halkalarından” kırılacaktır.
17. CIPOML üyesi komünist Marksist Leninist parti ve örgütlerin güncel görevi, çalışmaları ve komünist propaganda ve ajitasyon yoluyla, başta işçi sınıfı olmak üzere halk kitlelerini kapitalist-emperyalist sistemi yıkmanın, kapitalizmin sonuçlarından, sermayenin sömürüsünden, faşist şiddetten ve emperyalist savaşlardan kurtulmanın tek devrimci yolu olduğu konusunda giderek daha fazla bilinçlendirmektir.
İşçilerin, halkların ve komünist Marksist Leninist hareketin güçlendirilmesi acil bir görevdir
18. Partisinin yönetiminde sadece işçi sınıfı, kapitalist tekellerin sömürü ve talanına, tekellerin boğucu diktalarına, “serbest ticaret anlaşmalarına”, AB ve Dünya Bankası’na karşı mücadele etmekten başka seçeneği olmayan emekçi sınıf ve tabakaları birleştirebilir. İşçi sınıfı ve partisi, müttefiklerini aşırı sömürü ve yağmaya dayalı tekellerin egemenliğinden ve sağ popülistlerin, gericiliğin, faşizmin ve dinin pençesinden kurtarmak için emperyalizme ve gerici burjuvaziye karşı ortak bir mücadele ve cephe örgütlemeli ve inşa etmelidir. İşçi sınıfı ve partisi, Güney veya Kuzey Amerika’da, Filistin’de, Asya’da, Avustralya’da ve Arktik bölgesinde emperyalizme karşı mücadelede birleşen tüm dünya halklarıyla ittifaklarını, mücadele ve eylem birliğini güçlendirmeli ve uluslararası işçi sınıfı ile ezilen bağımlı halkların dünya ölçeğindeki ittifakının güçlenmesi için çalışmalıdır. İşçi sınıfı, proleter devrimine önderlik etmek üzere ulusal ve uluslararası düzeyde somut koşullar temelinde kurulabilecek geniş bir anti-kapitalist ve anti-emperyalist cephe inşasının merkezinde yer alır. Anti-emperyalist, anti-faşist bir birleşik cephenin oluşturulması acil görevdir.
19. Komünist Marksist-Leninist parti ve örgütler, büyüklükleri ne olursa olsun, işçi sınıfı, işyerleri ve sendikalar içindeki günlük sistematik çalışmalarıyla, işçi sınıfı ve emekçi halk içinde kök salmayı ve bağlarını güçlendirmeyi sürdürmeli, onların devrimci bilincini yükseltmeli ve bu yolla işçi sınıfını toplumda önde gelen bir siyasi aktör ve diğer emekçi sınıf ve katmanlar ile ezilen gruplar için siyasi bir referans haline getirmelidir. Kapitalizmin insanlığa verecek hiçbir şeyi kalmadığı ve nesnel koşulların köklü değişiklikleri dayattığı günümüz koşullarında öznel koşulların uygunlaştırılması, bunun için örgütsel çalışma temel önemdedir. Bugün pek çok yerde işçi sınıfı, devrimci bir sürecin ve devrimin gerçekleşmesine öncülük edecek güçlü bir Marksist-Leninist partiden yoksundur. Bilimsel sosyalizme dayanan, komünist güçleri, bilinçli işçileri ve devrimci aydınları bir araya getiren yeni ve güçlü Marksist-Leninist partiler inşa etmek, CIPOML’nin ihtiyaç duyduğu ve güçlendirmeye devam edeceği bir görevdir.
20. Kapitalist toplumsal sistem ne kadar yeni inisiyatif geliştirirse geliştirsin, işçi sınıfının, halkın, barışın ve çevrenin büyük ve temel sorunlarını çözmekten acizdir, çünkü her zaman kâra, sömürüye ve insanlığı hor görmeye dayanacaktır.
Kapitalist emperyalizmin tüm çelişkilerinin keskinleştiği günümüzde işçi sınıfı ve emekçi halkların kurtuluşunun tek yolu burjuvazinin egemenliğine ve kapitalizme son verecek olan uluslararası proletarya devrimidir. Faşizme ve yeni bir büyük savaşa doğru yol alan, tekellerin aşırı sömürü, yağma ve zorbalığıyla karakterize kapitalist emperyalist uluslararası düzenin yerini yeni bir uluslararası düzen almalıdır. Bu, ancak sosyalist bir düzen olabilir. Emperyalizm ve kapitalizmle karşı karşıya olan uluslararası işçi sınıfı, değişim için; üretim araçlarının özel mülkiyet konusu olmayacağı, kendisinin egemen sınıf olarak örgütleneceği ve bilimsel sosyalizme dayalı yeni bir toplum ve yeni bir uluslararası düzen için mücadele etmektedir.
Çağrımız, dünya işçi sınıfına ve halklarınadır: Uluslararası burjuvazi ve emperyalizmin barbarlığı ve vahşetine karşı mücadeleye yeni bir güçle katılalım. Emperyalizmin karanlık gölgesinde ilerleme, adalet ya da barış olamaz. Sadece bizlerin; işçi sınıfı ve halkların kapitalizm ve emperyalizme karşı ortak bir cephede birleşip mücadele etmesi çalışma ve yaşam koşullarımızda, sömürü ve zorbalığa dayalı dünyanın gidişatında gerçek değişime yol açabilir.
