Kahrolsun Erdoğan’ın faşist hükümeti!
18 Şubat’ta Türkiye’deki demokratik ve emek hareketini bir tutuklama dalgası vurdu. Aralarında Emek Partisi (EMEP) üyelerinin yanı sıra partinin İstanbul İl Başkanı Sema Barbaros, Halkların Demokratik Kongresi (HDK) gibi muhalefet partilerinin üyeleri ve çok sayıda gazetecinin de bulunduğu 52 kişi tutuklandı. Gözaltına alınanlar arasında aktif bir işçi hakları ve sınıf sendikacılığı mücadelecisi olan BİRTEK-SEN Başkanı Mehmet Türkmen de vardı. Türkmen’in tutuklanmasına ve işçi örgütlerine yönelik baskılara karşı protestolar derhal ülke geneline yayıldı.
Türkiye’deki kardeş partimiz EMEP tarafından da belirtildiği üzere, bu tutuklamalar Erdoğan hükümetinin giderek daha baskıcı ve gerici bir rejim inşa etmeye çalıştığı manevraların bir parçasıdır: Belediye başkanlarının mahkeme kararıyla görevden alınması ve grevlerin defalarca yasaklanması gibi, siyasetçilerin, sendikacıların ve gazetecilerin tutuklanması da demokratik güçleri sindirmeyi ve Türkiye işçi sınıfının sömürüye karşı mücadelesini bastırmayı amaçlamaktadır.
Türkiye’nin işçileri, Erdoğan’ın ‘yeni Osmanlı’ özlemleriyle övündüğü ‘yeni Türkiye’nin üzerine inşa edildiği emek ve sosyal haklarının erozyonuna yıllarca maruz kaldılar: günde 10-12 saatlik çalışma günleri, daha esnek işten çıkarma, işbirlikçi sendikacılık ve sendikal hakların ihlali, polis ve yargı baskısı, emeklilik maaşlarının erozyonu vb. Şimdi, işçi sınıfının aşırı sömürülmesi pahasına birkaç yıl boyunca inanılmaz karlar elde ettikten ve devletin hoşgörüsünden ve milyon dolarlık muafiyetlerinden yararlandıktan sonra, Türk şirketleri, yabancı sermaye ve hükümet krizin sonuçlarını işçilerin sırtına yüklemeye niyetli.
İşçiler aylardır patronların ve AKP hükümetinin birleşik saldırılarına karşı mücadele ediyor. Şubat ayında BİRTEK-SEN, Başpınar’daki (Antep) tekstil fabrikalarında ücret artışı talebiyle binlerce işçinin katıldığı bir grev dalgasına öncülük etti. Eylemler diğer sektörlere de yayıldı ve birçok şirkette kazanımlar elde edildi. Yetkililer, işçilerin direnişini ve mücadelelerinin birliğini kırmak amacıyla derhal polis baskısıyla karşılık verdi ve tutuklamaları, hükümetin otoriterliğine karşı işçilerle ortak bir cephe oluşturabilecek siyasi ve entelektüel kesimleri de kapsayacak şekilde genişletti.
Baskılara rağmen, proletaryanın geniş kesimleri yasaklara meydan okuyarak Antep ilinde greve devam etti. Buna ek olarak, sendikal örgütlenme ve toplu pazarlık hakkı için ‘Engelsiz sendika! Yasaksız grev! İş güvencesi!” sloganı altında, işverenlerin engellemeleri, tehditleri ve suiistimallerine karşı mücadele ettiler.
Bizler, CIPOML üyesi Avrupa partileri olarak, EMEP’in tüm işçilere ve ülke halklarına yaptığı demokrasi, barış, iş ve ekmek için örgütlenme ve mücadeleyi yükseltme çağrısına katılıyoruz. Türkiye işçi sınıfı, tüm ülkelerde olduğu gibi, kolektif hakların savunulmasında eylem birliği için mücadele etmeli ve yabancı tekelleri ve onların ‘milli’ işbirlikçilerini alaşağı etmek için siyasi mücadeleye katılmalıdır. Tarihin defalarca gösterdiği gibi, proletarya barış mücadelesinde ve kapitalizm ile burjuva devletinin devrimci yollarla aşılmasında merkezi bir role sahip olmaya devam etmektedir.
Genel olarak işçi sınıfını, özel olarak da Avrupa’daki demokratik ve ilerici örgütleri, Türkiye’deki sınıf kardeşlerimizle aktif dayanışma göstermeye ve sermayenin saldırılarına, devletlerin artan otoriterliğine ve savaş tehdidine karşı birlik ve mücadele örneklerini takip etmeye çağırıyoruz.
Yaşasın Türkiye işçi sınıfının mücadelesi!
Patronların suistimallerine karşı birleşik eylem!
Demokrasi, barış, iş ve ekmek!
________________________________________
CIPOML Avrupa partileri ve örgütleri
