Emperyalizme karşı mücadele, devrim için mücadele

I

1.         1917’deki Rus Devrimi’nin zaferi, insanlığın tarihsel gelişiminde yeni bir çağ açtı: emperyalizm ve proleter devrimler çağı. Bu nitelemede iki temel unsur bulunmaktadır: biri, kapitalizmin, onu emperyalist bir kapitalizm durumuna sokan tekelci düzeylere ulaşması, diğeri ise kapitalist-emperyalist sistemin yıkılması, işçi sınıfının sosyalizm için devrimci mücadelesinin zaferi çağının başlaması.

2.         Lenin, 19. yüzyılın sonunda kapitalizmde mevcut olan ve onun gelişiminin en yüksek ve aynı zamanda son aşamasına ulaştığı sonucuna varmayı sağlayan unsurları mutlak bir kesinlikle belirtmiştir. “Emperyalizm, genel an­ lamda, kapitalizmin bazı özelliklerinin gelişimi ve doğrudan doğruya devamı olarak ortaya çıkmıştır. Ama, kapitalizm, kapitalist emperyalizm haline ancak gelişmesinin belirli ve çok yüksek bir düzeyinde, kapitalizmin esas özelliklerinden bazıları kendi karşıtlarına dönüşmeye başladığı zaman; ka­pitalizmin yüksek bir ekonomik ve toplumsal yapıya geçiş döneminin bazı ögeleri bütün gelişme çizgisi boyunca biçim­lenip belirdiği zaman gelebilmiştir. Bu süreç içinde, ekono­mik yönden de önemli olay, kapitalist serbest rekabetin yeri­ne kapitalist tekellerin geçmesidir…  Tekel, kapita­lizmden daha yüksek bir düzene geçiştir. Emperyalizmin olanaklı en kısa tanımını yapmak gerek­seydi, şöyle derdik: emperyalizm, kapitalizmin tekelci aşa­masıdır.” diyor Lenin, Emperyalizm: Kapitalizmin En Yüksek Aşamasında.

3.         Ayrıca, emperyalizmi tanımlamayı mümkün kılan beş temel özellik olduğuna işaret eder, ancak bu tanımın “tamamen ekonomik temel kavramları” dikkate aldığı konusunda uyarır; “kapitalizmin bu aşamasının genel olarak kapitalizmle ilişkili tarihsel yerini” dikkate almak gerektiğini, bu anlamda emperyalizmin kendi içinde “kapitalizmin belirli bir gelişme aşamasını” temsil ettiğini belirtir. Sermaye ihracının rantiye sektörü ile üretim arasındaki kopukluğu vurguladığına, bunun da “birkaç ülkenin ve denizaşırı sömürgelerin emeğinin sömürülmesinden geçinen tüm ülkeye asalaklık damgasını vurduğuna” işaret eder. Böylece, “dünya bir avuç tefeci devletle devasa bir borçlu devletler çoğunluğuna bölünmüştür. Rantiye devlet, asalak ve çürüyen kapitalizmin devletidir.

4.         Siyasi açıdan, “emperyalizm genel olarak bir şiddet ve gericilik eğilimidir.” Mali sermaye ve tekeller “her yerde özgürlük değil egemenlik eğilimini kışkırtır.

5.         “Söz konusu dönemin karakteristik özelliği” diyor Lenin, “dünyanın kesin olarak paylaşılmasıdır; yeniden paylaşılmasının imkansız olduğu anlamında değil –tam tersine, yeni paylaşmalar mümkün ve kaçınılmazdır–, ama kapitalist ülkelerin sömürgeci politikasının gezegenimizin sahipsiz topraklarının işgalinin tamamlamış olması anlamında. İlk kez olarak dünya paylaşılmış bulunmaktadır, öyle ki bundan böyle topraklar ancak yeniden paylaşma konusu olabilir; yani efendisi bulunmayan toprağa bir ‘efendi’nin sahip olması yerine, toprak bir ‘sahip’ten diğerine geçebilir…” Bu paylaşım için, Stalin’in sözleriyle, “…emperyalistlerin savaşa ihtiyacı vardır, çünkü dünyayı paylaşmanın, pazarları, hammadde kaynaklarını ve sermayenin kullanım alanlarını paylaşmanın tek yolu budur.

II

6.         İnsanlığın yaşadığı ve üretim süreçlerine dahil ettiği teknolojik-bilimsel gelişme, işçi sınıfı için emek gücünün daha fazla sömürülme biçim ve düzeylerine tabi tutulması anlamına gelmiştir. Kapitalist sistemde bu gelişmeler, işçilerin ve halkın refahını sağlamanın değil, artı değer elde edilmesini hızlandırmanın araçlarıdır.

7.         Üretici güçlerdeki gelişmeler mevcut sistemin sömürücü ve baskıcı niteliğini değiştirmemiş, aksine kapitalizmin Marksist-Leninist analizinin geçerliliğini ve çöküşünün kaçınılmazlığını ortaya koyan iç çelişkilerini keskinleştirmiştir. Bu gelişmeler, devrimci yadsımak isteyen bazı burjuva analistlerin işaret ettiği gibi, işçi sınıfının ortadan kalkmasına da yol açmamaktadır; üretici güçlerin gelişmesi, son yıllarda proletaryanın dünya ölçeğinde sayısal olarak büyümesine neden olmuştur.

8.         Sermayenin yoğunlaşması ve merkezileşmesi süreci, ilgili ülkelerde ve gezegen ölçeğinde amansız bir şekilde devam etmekte; milyonlarca erkek ve kadının işgücünün sömürülmesi, üretim araçları üzerinde özel mülkiyetin varlığı koşullarında ürettikleri artı değere el konulmasıyla mümkün olmaktadır. Güçlü tekel grupları, üretim ve birikimin alışılmadık ölçüde yoğunlaşmasıyla kendi ülkelerindeki işçi sınıfını ve gezegenin dört bir yanındaki milyonlarca işçiyi sömürmektedir.

9.         Bu koşullar altında, kapitalist-emperyalist sistemin belirleyici çelişkisi olan emekle sermaye, işçi sınıfı ile burjuvazi arasındaki çelişki keskinleşmektedir. Bugün dünyada yaşanan olaylar, burjuvazinin, sosyal demokrasinin ve revizyonizmin hangi kesimlerinin ne iddia ettiğinden bağımsız olarak, işçi sınıfının devrimci bir güç ve devrim ve sosyalizm mücadelesinin ideolojik ve politik öncüsü olma konumunu kaybetmediğini göstermektedir. Gelişmiş ülkelerde işçi sınıfının konumu önemli değişikliklere uğramıştır, şu anda sınıfın bileşiminde sanayi proletaryası esas olarak azınlıktadır ve üçüncül sektör ana sektör durumundadır ve bunun sosyal ve politik davranışlar üzerinde etkisi vardır, partilerin çalışması açısından zorluklara yol açmaktadır.

III

10.       Sermayenin egemenliği küreseldir, dünyada şu ya da bu ülkeden ya da emperyalist gücün mali sermayesinin müdahale ve sömürüsünden muaf tek bir ülke yoktur; bu devletlerin siyasi müdahaleciliği de geneldir, bugünkü koşullarda özellikle de en büyük kapitalist ekonomiler bakımından, emperyalizm ile ezilen halklar ve uluslar arasındaki çelişki derinleşmekte ve etkisi genişlemektedir.

11.       Emperyalist mali sermayenin dolaşımı, ister kredi ister doğrudan yabancı yatırımlar şeklinde olsun, sermaye alan ülkelerin ekonomik ve siyasi bağımlılığını pekiştirmekte, hammaddelerin yağmalanması ve işgücünün sömürülmesine kapıları açmaktadır. Yüksek kârlılık oranları ve kârların kaynak ülkelere geri dönüşü, bu sermayelere hizmetin kırıntılarıyla beslenen emperyalizm yanlısı burjuvaziler tarafından yönetilen hükümetlerce güvence altına alınmaktadır.

12.       Güçlü tekel grupları –devletleriyle birlikte– bağımlı ülkelere, ekonomilerini uluslararası büyük sermayenin birikim ihtiyaçlarına eklemleyen ekonomik programları ve “kalkınma” politikaları dayatmaktadır. Hükümetler tarafından gösterilen az sayıdaki direniş gösterilerine baskı, tehdit ve bunların sürdürülmesi halinde yaptırımlar, hükümet darbeleri ve ablukalarla karşılık verilir. Bağımlı ülkelerin egemenliği devredilemez bir hak olmasına rağmen sürekli olarak çiğnendiği için, kağıt üstünde kalan Anayasalarda yazılı bir ifade haline gelmiştir. Emperyalist ülkeler egemenliklerini sürdürebilmek için baskıcı gerici rejimlerin kurulmasına başvurmakta, “anayasal darbeleri” teşvik etmekte, insan haklarını ihlal etmekte, kamu özgürlüklerini kısıtlamakta ve sadece koşulları mevcut olduğunda burjuva demokrasisi kurallarına saygı göstermektedir. Egemen ve yurtsever duruşlar sergilemelerine rağmen, küreselleşen dünyada kendilerini izole etmemeleri gerektiği tezini savunarak şu ya da bu emperyalist gücün önünde secde eden rejimler vardır. Bu politikaların toplumsal alandaki sonuçları, işçilerin ve halkın yaşam koşullarının kötüleşmesi, yoksulluk ve aşırı yoksulluk oranlarının artması, işsizlik ve eksik istihdam, bağımlı ülkelerden büyük kapitalist ekonomilere birbirini izleyen göç dalgaları olarak ortaya çıkmaktadır; buna karşılık olarak hoşnutsuzluk, tatminsizlik, halkların öfkesi ve işlerin gidişatından sorumlu olanlara karşı mücadele etme arzusu artmaktadır. Sömürülenler ile sömürenler, işçiler ve halk ile egemen sınıflar arasındaki çelişki keskinleşmektedir.

13.       Bilişim ve dijital teknolojideki yüksek gelişme, servetin büyük tekellerde, özellikle de üretim süreçlerinin, bankacılığın, ticaretin, istihdamın, enformasyonun, siyasetin vb. bağlı olduğu mekanizmaları mükemmelleştiren “teknoloji devlerinde” daha büyük ve olağandışı bir şekilde yoğunlaşmasına neden olmaktadır. Beş büyük teknoloji şirketi (Google, Apple, Meta, Amazon ve Microsoft) ABD’de merkezileşmiştir, ancak dokungaçları tüm gezegene yayılmıştır, teknolojileri emperyalizmin müdahale ve ideolojik-politik kontrol mekanizmalarını güçlendirmektedir, öyle ki, bazı akademisyenler bu teknolojinin kullanımının kapsamı ve çağrışımlarını vurgulamak için “gözetim kapitalizmi çağı” terimini icat etmişlerdir. Uzaktan ve ev eksenli çalışma: burjuvazi bunu aile için olumlu bir şey olarak satıyor, ancak gerçekte işçileri izole ediyor, onları sendikalardan uzaklaştırıyor, onlara bireysel yükler yüklüyor.

IV 

14.       Kapitalist-emperyalist sistemin mevcut özelliklerini analiz ederken, Lenin’in ortaya koyduğu temel özellikleri koruduğunu görebiliriz.

15.       Çeşitli ülkelerin ve emperyalist güçlerin gezegenin farklı bölgelerindeki varlıklarını ya da etkilerini sürdürmek ya da genişletmek, dünya pazarının bazı bölümlerini kontrol etmek, sermayelerini gerçekleştirecek alanlara sahip olmak için rekabet ettikleri çok kutuplu bir dünyada yaşıyoruz. Bu durum, emperyalizm çağının karakteristiğini belirleyen unsurlardan birini oluşturan emperyalistler arası çelişkilere yol açmaktadır. Bu çelişkiler, bazen şiddete dönüşen ve er ya da geç savaşa yol açan hegemonya mücadelelerini ifade etmektedir.

16.       Bu çelişkilerin nasıl ifade edildiğini anlamak çok önemlidir. ABD emperyalizmi, belirli bir düşüş yaşadığını gösteren çeşitli göstergeler olmasına rağmen, dünyanın başlıca gücü olmaya devam etmektedir. Bununla birlikte, ekonomik, siyasi ve askeri üstünlüğünü korumakta, başlıca rakipleri ve düşmanları olarak gördüğü Çin ve Rusya ile yüzleşmede (bugün Ukrayna’daki savaşta olduğu gibi) başta Batı olmak üzere emperyalist ülkelerle ittifak kurma ve yönetme yeteneğini kaybetmemiştir.

17.       Amerika Birleşik Devletleri gezegendeki en büyük ekonomi olmaya devam ediyor. 2023 yılına kadar GSYİH’sının dünya GSYİH’sının %15,45’ini temsil edeceği tahmin ediliyor, onu Çin, Japonya, Almanya ve Hindistan izliyor, ilk ikisinin ayrı ayrı, kendilerinden sonraki ülkelere göre mesafesi büyük; gezegendeki en büyük tekellerin çoğu, ilk onun dokuzu Amerikalıdır, en büyük 100 tekelin 61’i de bu ülkeden. Gezegendeki en büyük askeri güce sahiptir ve askeri harcamaları da en yüksek düzeydedir, dünya çapında 254 üs ve askeri tesiste tahminen 173.000 asker bulundurmaktadır. Uluslararası örgütler aracılığıyla kendi politikasının kurallarını dayatmayı ve kendi özel çıkarlarına dayalı bir düzen yaratmayı başarmıştır.

Ülkeler    Tahmini GSYİH (2022 – 2023)
 20222023
ABD25.346,8126.695,81
Cin19.911,5921.865,48
Japonya4.912,155.291,35
Almanya4.256,544.564,78
İngiltere3.3763.686,94
Hindistan3.534,743.893,67
Fransa2.936,73.086,23
Italya2.058,332.169,38
Kanada2.221,222.362,32
Güney Kore1.804,681.919,56
Rusya1.829,051.713,15
Brezilya1.833,271.980,48
Avustralya1.748,331.828,29

*(milyar dolar cinsinden)

Kaynak:

https://es.statista.com/estadisticas/600234/ranking-de-paises-con-el-producto-interior-bruto-pib-mas-alto-en/

18.       Çin haricinde, geçen yüzyılda Almanya ve ABD’nin İngiliz emperyalizminin gerilemesiyle boşalan yeri paylaştığı gibi, bugün ABD ile dünya hegemonyasını paylaşan başka bir güç yoktur. Hegemonya arayışı, emperyalistler arası çelişkilerin en üst ifadesidir, diğer emperyalistlerin hegemonya talep etme kapasitelerindeki eksiklik, aralarında çatışma dışında bulunmadığı anlamına gelmez.

19.       Çin’in bir güç olarak gelişme süreci son 40 yılda hızlanmış, İngiltere, Almanya, Fransa, İtalya veya Japonya gibi eski emperyalist ülkeleri geride bırakmıştır. Çin sermayesi kredi ya da doğrudan yatırım olarak tüm kıtalara yayılmaktadır. Asya devi, düşük ve orta gelirli ülkelere en büyük borç veren ülke haline geldi, aynı zamanda en büyük alacaklılardan biri; Çin sermayesinin ABD ekonomisindeki ağırlığı muazzam; Çin gezegendeki en büyük ihracatçı, ABD ise dünyanın en büyük ithalatçısı. Çin şu ana kadar başka bir ülkede herhangi bir askeri işgal gerçekleştirmedi, ancak savaş endüstrisi ve askeri teçhizat alımı ana faaliyetleri arasında ve ÇKP’nin sondan bir önceki kongresinde ortaya konan temel hedeflerden biri “dünya standartlarında bir orduya” sahip olma ihtiyacını ortaya koymakta, uluslararası ilişkilerinde İsrail gibi gerici hükümetleri desteklemektedir.

20.       Rusya, dünyada, Ukrayna’nın işgali ve Avrupa Birliği ve NATO bloğuyla olan çelişkilerin şiddetlenmesiyle boyutlanan bir siyasi üstünlüğü sürdürmektedir; ancak Rus sermayesinin dünyadaki varlığı, Rus ekonomisindeki sınai ve mali tekel gruplarının yabancı ekonomilerle eklemlenmesi gibi küçüktür. İngiliz, Alman, Japon, Fransız ve İtalyan gibi emperyalizmler eskiden sahip oldukları konuma göre zemin kaybetmişlerdir.

21.       Emperyalistler arası çatışma, ortak düşmanlara karşı koymak için bölgesel paktlar ve blokların oluşturulmasına yol açmakta, bunlar yerli egemen sınıfların rızasıyla bağımlı ülkeleri bünyelerine katarak, emperyalistler arası anlaşmazlıkların piyonları haline gelmektedir. Bazı durumlarda bunlar resmi olarak kurulmuş anlaşmalardır, diğer durumlarda ise çıkarların ve orta vadeli projelerin çakışmasının sonucudur. Avrupa Birliği, Aukus, NATO, Şanghay Anlaşması, Çin-Rusya paktı bunun örnekleridir. Bununla birlikte, bu blokların ya da anlaşmaların oluşturulması –sonsuza kadar sürmezler– üyelerin kendi aralarındaki mevcut çelişkileri ortadan kaldırmaz.

V

22.       Emperyalist ülkelerin her biri, kendi nüfuz bölgelerinde, sosyal ve ulusal kurtuluş mücadelesinin önemli bir unsuru olan dışa bağımlılık zincirlerini kırma mücadelesinde işçi sınıfı ve halkın düşmanı ve ana hedefi haline gelir (örneğin Fransız emperyalizminin önemli bir varlığa sahip olduğu Afrika’da olduğu gibi); ancak ekonomik, siyasi ve askeri gücü nedeniyle ABD emperyalizmi dünya çapında işçilerin ve halkların baş düşmanıdır.

23.       Emperyalist kapitalist sistem, egemenliğinin “meşruiyetini” dayatmayı ve kendisini, birbirine bağımlı bir dünyanın ifadesi olarak göstermeyi başarmıştır; tüm ülkelerdeki emekçi kitlelerin çoğunluğu, her ülkedeki tekellerin ve egemen sınıfların ideolojik manipülasyonunun kurbanıdır. Emeğin sermayeye, bağımlı ülkelerin emperyalist ülkelere, tekellerin ve emperyalist ülkelerin birbirlerine karşıtlığını temel çelişkiler olarak yeniden teyit ediyoruz.

24. Bu duruma karşı, tüm ülkelerde ve farklı düzeylerde, işçi sınıfı ve halkların belirli kesimleri, emperyalizmin kendi ülkeleriyle ilişkilerinde oynadığı alçakça rolü tanımlar; ekonomik ve siyasi müdahaleciliği, baskıyı, savaş çığırtkanlığını, halklara karşı saldırı savaşlarını mahkum eder; bu eylemlerle mücadele etmeye isteklidir. Bununla birlikte, kendilerine karşı doğrudan ya da daha açık bir şekilde hareket eden gücü kınayan ve ilerleme ya da özgürleşme sağlamak için başka bir emperyalist devletin verebileceği yardım ya da desteğe ilişkin beklentiler ortaya koyan tek yanlı görüşler de vardır. Bu değerlendirmeler, bazı durumlarda işçi sınıfı ve halkın kapitalist-emperyalist sistemi bütünlüklü bir şekilde anlama konusundaki siyasi sınırlılıklarına yanıt verirken, diğer durumlarda şu ya da bu emperyalizmin, sosyal demokrasinin, oportünizmin ve revizyonizmin hizmetindeki siyasi güçlerin etkisinin sonucudur.

25.       İYİ YA DA KÖTÜ EMPERYALİZM YOKTUR, iyi ve kötü emperyalist ülkeler yoktur. Hepsi emperyalist mali sermayenin çıkarlarını temsil eder; işçi sınıfının işgücünün sömürülmesi, halkların ezilmesi ve ülkelerin zenginliklerinin yağmalanması temelinde var olurlar; emperyalizm doğası gereği sömürü ve şiddet besler. Sosyalizmin ve komünizmin, devrimci güçlerin ve özellikle de Marksist-Leninistlerin düşmanıdır.

26.       İşçi sınıfı ve halkların sosyal ve ulusal kurtuluş  mücadelesi, proleter devrimin stratejik hedeflerinin tam olarak gerçekleştirilmesinin koşulu olan sınıf bağımsızlığı politikası tarafından yönlendirilmelidir. Bu, işçi sınıfı ve halkların çıkarlarının savunulmasını merkeze yerleştirmek ve büyük burjuvaziyi ve emperyalist egemenliği hedef almak anlamına gelir. Sınıf bağımsızlığı, belirli bir anda ve belirli bir toplumsal formasyonda ortaya çıkan burjuvaziler arasındaki çelişkilerden yararlanma olasılığı ve gerekliliğini reddetmez; aynı şekilde, proletaryanın sınıf bağımsızlığı politikası, ana hedef olarak belirlenen hedefin egemenliğini zayıflatmak ve devrimci güçler bloğunu güçlendirmek için emperyalistler arası çelişkilerden yararlanma gerekliliğini varsayar. Komünist parti, Enver Hoca yoldaşın “bir emperyalist ülkeyle savaşmak için başka bir emperyalist ülkeye bel bağlanamayacağı” öğretisini akılda tutarak, somut koşullara göre adil ve doğru bir politikayla emperyalistler arası çelişkilerden gerektiği gibi yararlanmalıdır.

VI

27.       Proletaryanın toplumsal devrimi özünde anti-kapitalist ve anti-emperyalist bir harekettir, bu iki unsur ayrılmaz bir şekilde birbirine bağlıdır. Halkların emperyalizmin tahakküm ve baskısına karşı mücadelesi, partilerimizin devrimci politikasının temel eksenlerinden biridir, çünkü uluslararası sermayenin tahakküm ve sömürü sisteminin kalbine vurur, çünkü günümüz kapitalizmini harekete geçiren mekanizmaya saldırır. Bağımlı ülkelerde, proletaryanın toplumsal devrim programı anti-emperyalist, anti-kapitalist ve demokratik görevlerin yerine getirilmesini iç içe geçirir; gelişmiş kapitalist ülkelerde, işçi sınıfının sosyalist programı büyük uluslararası tekelleri, bunların uyguladığı tahakkümü, burjuva sınıfının egemenliğini ve devlet iktidarını tasfiye edecektir.

28.       Proletarya partisi, uluslararası düzeyde örgütsel bir yapı inşa etmenin büyük zorlukları göz önüne alındığında, her şeyden önce siyasi düzenin bir unsuru olarak anlaşılan halkların büyük bir anti-emperyalist mücadele cephesinin oluşturulması için çalışmaktadır. Emperyalizmin baskısının kurbanı olan toplumsal kesimler, işçi sınıfının mücadelesinde nesnel müttefikleri haline gelerek onun eylemlerine dahil edilmeye yatkındır; diğer devrimci, sol, ilerici, demokratik güçler de öyle. Her ülkede, liderliği ve hegemonyayı kazanmak için ideolojik, siyasi ve örgütsel alanda anti-emperyalist cepheyi inşa etmek için çalışmalıyız.

29.       Anti-emperyalist cephe, proletarya partisinin birlik politikasının ifade edildiği geniş bir cephedir. İşçi sınıfı kitlelerini, yoksul ve orta köylülüğü, halk kesimlerinin gençliğini ve kadınlarını, eğitim emekçilerini, ilerici ve demokrat aydınları, emperyalizmin politikasını reddeden kent küçük burjuvazisinin kesimlerini bu cephenin içine çekmeyi öneriyoruz. Bu politika, her ülkenin somut koşullarını, özellikle de gelişmiş kapitalist ülkeler ya da bağımlı ülkeler olmalarına bağlı olarak sınıfların ve sektörlerin çıkarlarını ve farklılaşan davranışlarını dikkate almalıdır.

30.       Emperyalizm tarafından desteklenen, ülkelerin egemenliğini, halkların kendi kaderini tayin hakkını etkileyen, insan haklarını ihlal eden, savaş kışkırtıcılığını, askeri saldırganlığı ve savaşları teşvik eden, özgürlük ve demokrasiyi etkileyen, doğayı ve çevreyi tahrip eden, ırkçı, yabancı düşmanı, homofobik ve üstünlükçü anlayışları teşvik eden tüm politikaları kınayarak ve bunlarla mücadele ederek eylemini ifade eder; siyasi ve askeri bloklara ve askeri üslerin kurulmasına karşı, doğal kaynakların yağmalanmasına karşı, kültürel müdahaleye, kozmopolitizme ve “Amerikan yaşam tarzı”nın teşvik edilmesine karşı mücadeleyi yükseltir.

31.       Güçlü uluslararası tekelci grupların çıkarlarına fayda sağlayan devlet politikalarına muhalefet, vurduğu hedefler nedeniyle anti-emperyalist bir karaktere sahiptir; halkların enternasyonalist dayanışması da bu nitelikte bir çağrışıma sahiptir.

32.       Bu politikanın desteklenmesi, bazı durumlarda emperyalizme çok taraflı olarak karşı çıkan ya da belirli ya da özel konularda harekete geçen programlar etrafında yapılandırılmış siyasal öneriler ve eylemlerinin koordinasyonu için alan işlevini yerine getiren yerel, bölgesel ya da küresel nitelikte örgütsel biçimlerin ve araçların bulunmasını gerektirir.

33.       Anti-emperyalist hareket içinde, bazılarını anti-emperyalist cepheye dahil etmek için birlikte çalışılabilecek farklı siyasi akımlar ve güçler vardır; ancak bunların hepsi tutarlı ve tam anlamıyla anti-emperyalist değildir, çünkü dünya sahnesine bakışları onları sadece ABD emperyalizmini halkların düşmanı olarak görmeye ve diğer emperyalizmleri küçümsemeye yöneltmektedir; sosyal demokrasi ve revizyonizmin Amerikan karşıtı olan ancak anti-emperyalist olmayan kesimleri de vardır.

34.       Sosyal demokrasi ve oportünizmin çeşitli kesimlerince Çin ve Rusya’nın emperyalist ülkeler değil büyük güçler olduğu, ABD’yi dengeledikleri ve Amerikan ve Avrupalı emperyalistlerin yayılmacı ve hegemonyacı iştahlarını dizginlemeye yardımcı oldukları ve bu nedenle işçilerin ve halkların dostları olarak görülmeleri gerektiği tezlerinin ileri sürüldüğü unutulmamalıdır. Bunlar yaygın olarak dolaşıma sokulan ve emperyalist tahakküm ve baskıya karşı mücadeleye ilgi duyan işçilerin, halkların ve orta sınıf ve tabakaların kafalarının karışmasına katkıda bulunan fikirlerdir.

35.       Proletarya partisi açısından, kitlelerde gerçek bir anti-emperyalist bilinç geliştirmek amacıyla, bu olguların açıklığa kavuşturulmasına yönelik bir çalışma geliştirmek elzemdir. Bu, genel olarak kapitalist-emperyalist sistemi hedef alan, emperyalist ülkelerin işçi ve halklara karşı yürüttükleri eylem ve politikaları göz önünde bulundurarak maskelerini düşürmek ve aynı şekilde halkların düşmanı olduklarını göstermek için sabırlı ve sistematik bir çalışmadır.

36.       Emperyalizmin yeni-sömürgecilik politikası zor ve şiddet kullanılarak dayatılmış ve sürdürülmüştür, ancak aynı zamanda ideolojik bağlılıkla da sürdürülmektedir. İdeolojik savaşta, uluslararası büyük burjuvazi ve güçlü tekelci gruplar, halkların zihnine özellikle Batı’nın büyük kapitalist ekonomiler tarafından gerçekleştirilen ve sözde halkın sorunlarını çözüp yaşamını kolaylaştıran “fantastik” gelişmeye hayranlık tohumları ekerek üstünlüğü ele geçirmiştir. Bu, halkların yoksul kesimlerinin “Amerikan rüyası”na, gelişmiş kapitalist merkezlerdeki umut verici gelecek fikrine kapılmalarına neden olmaktadır.

37.       Emperyalizm tarafından teşvik edilen düşünceler ve sosyal uygulamalar nedeniyle gençliğin ideolojik etkilenmesi büyüktür. Gençler arasında bireycilik, hazcılık, şiddet hayranlığı ve bu bakış açılarını destekleyen putlara tapınma gelişmiştir. Gençleri bu bakış açılarından uzaklaştırmak ve onları demokratik, ilerici ve devrimci fikirlere yönlendirmek esastır; genel olarak emperyalist egemenliğe karşı mücadeleyi güçlendirmek için, emperyalizm tarafından işçiler ve halklar arasında teşvik edilen anlayışlarla ideolojik olarak yüzleşmek vazgeçilmezdir.

38.       Günümüz dünyasında –pek çok ülkede– aşırı gerici güçler yeniden canlanmaktadır ve bunlardan bazıları açıkça faşizm yanlısı ve faşisttir. Proletarya partisi, tehdit altındaki demokrasi ve özgürlüklerinin bayraklarını yükseltme ihtiyacını, demokratik ve anti-faşist programlar ve cephelerin oluşturulmasını önerme ve bunların oluşturulması için ciddi bir şekilde çalışma zorunluluğunu ortaya çıkaran bu koşulları dikkate almalıdır. Faşist ve faşizm yanlısı politikaların arttığı yerlerde faşizme karşı mücadele temel görev haline gelir. Sosyal reformist hükümetlerin başarısızlığa uğraması ve halkların arzularını boşa çıkarması nedeniyle faşizmin güçlü bir halk desteğine sahip olduğu gerçeğini ve faşizmin vaazlarına kulak vermeyi kolaylaştıran partilerimizin sınırlılıklarını dikkate almalıyız. Genel olarak konuşmak gerekirse, komünistler faşizm tehdidini küçümsememelidir.

39.       Tüm ülkelerde komünistlerin temel görevlerinden biri, işçi sınıfı ve halkların kurtuluş mücadelesinde vazgeçilmez bir araç olan anti-emperyalist cephenin inşasıdır. Devrim ve sosyalizm mücadelesi her yerde emperyalist kapitalist sistemle karşı karşıyadır. Emperyalizmle ve bağımlılık zincirleriyle savaşmadan ve onları yenmeden işçi sınıfının ve onunla birlikte insanlığın kurtuluşunu kazanmak mümkün değildir; bağımlı ülkelerde toplumsal devrim ve ulusal kurtuluş tek bir büyük görev oluşturur; emperyalist tekellerin yok edilmesi devrimin ve sosyalizmin zorunlu bir görevidir.

40.       Anti-emperyalist cephe her ülkede kapitalizme karşı mücadeleyi mümkün kılacak, işçi sınıfı ve onun partisi tarafından yönetildiği takdirde devrimin ve sosyalizmin zaferine yol açacaktır. Bu koşul yerine getirilmezse, proletaryanın, diğer emekçi sınıfların ve halkların mücadelesi zafere bile ulaşabilir, ancak bu savaşların nihai hedefi ücretli köleliğin ortadan kaldırılması, devrim ve sosyalizm olmayacaktır. Olabildiği kadarıyla, bir emperyalist ülkenin egemenliğinin ortadan kaldırılması ve bağımlılığın başka bir emperyalist ülkeye aktarılması olabilir.

41.       Marksist-Leninist parti ve örgütler, ülkelerimizdeki özgül koşulları göz önünde bulundurarak, işçi sınıfını, diğer ezilen ve sömürülen sınıfları –esas olarak kent ve kır yarı-proletaryasını, yoksul köylülüğü ve ezilen ulusları– kadınları ve gençleri kapsayan örgütsel organların oluşturulması için, emperyalist kapitalist sistemin doğasının tartışıldığı, demokratik mücadele ve sosyal kurtuluşun yanı sıra emperyalizmle yüzleşmede ilerleme sağlayan politika ve faaliyetlerin koordine edildiği bir çalışma önermektedir. Bu girişimler CIPOML tarafından koordine edilmeli ve çok taraflı olarak desteklenmelidir.

42.       Her parti ve örgütün kendi ülkesinde anti-emperyalist birliğin kurulmasında önemli deneyimleri vardır, uluslararası düzeyde ilerlemek için bu pratikler incelenmelidir.

43.       “Latin Amerika’da Devrimin Sorunları” Semineri, çeşitli siyasal örgütlerin görüş ve bakış açılarının paylaşılmasına, emperyalist saldırı ve yağma politikalarının kınanmasına, katılımcıların diğerlerinin deneyimlerinden öğrenmesine ve enternasyonalist eylemlerin belirli bir düzeyde koordinasyonuna, devrimciler, işçiler ve halklar arasında dayanışma ve yardımlaşmaya olanak sağlayan bir deneyimdir.

44.       Latin Amerika ve Karayipler Sendikacılar Toplantısı ve Latin Amerika’da gelişen Kadın İşçiler Toplantıları güçlendirilmesi gereken inisiyatiflerdir. Yeni görev ve deneyleri teşvik etmek ve bunları diğer bölgelerde geliştirmek için bu deneyimlerden dersler çıkarmalıyız.

45.       Emperyalizmi kınama ve ona karşı mücadele, her ülke ve bölgede özel bir şekilde somutlaştırılması gereken bazı genel sorun ve yaklaşımları aklımızda tutmamızı gerektirir:

  Ulusal egemenliğin savunulması,

  Doğal kaynakların yağmalanmasına karşı çıkılması,

  Ülkelerin dış borçluluğunun kınanması ve bununla mücadele edilmesi,

          Tekellerin ve emperyalist ülkelerin doğaya karşı yağmacı politikalarıyla mücadele edilmesi,

          Emperyalist kültürel müdahalenin kınanması,

          Saldırı savaşlarının kınanması,

          Emperyalist savaşa karşı muhalefet,

          Emperyalist askeri blokların, NATO’nun, Şanghay Paktı’nın, AUKUS’un, Amerikalılar Arası Karşılıklı Yardım Anlaşması’nın, Avrupa Birliği’nin kınanması,

          Farklı enlemlerde toplumsal kurtuluşları için emperyalist tahakküme karşı mücadele eden işçiler ve halklarla en aktif dayanışmanın geliştirilmesi.

Aralık 2023

CIPOML üyeleri

Tunus Emekçileri Partisi (PTT)

1986 yılında Tunus İşçileri Komünist Partisi (Parti des Travailleurs de Tunisie - PTT) adıyla kurulan parti, 2011 yılında legal alanda faaliyete başladı. 2012 yılında adını...

Meksika Komünist Partisi (Marksist-Leninist)

Meksika Komünist Partisi (Marksist-Leninist) Meksika'daki proleter sınıfın öncü müfrezesidir. PC de M (m-l), Meksika'daki ve dünyadaki sınıf mücadelesinin mevcut durumu koşullarında Marksizm-Leninizmi korumak ve geliştirmek...

Kolombiya Komünist Partisi (Marksist-Leninist)

Kolombiya Komünist Partisi (Marksist–Leninist), 1965'te Kolombiya Komünist Partisinden ayrıldı. Parti ve silahlı ıkanadı kadrolarının çoğunluğu hükûmet tarafından yakalandığı 1990 yılında büyük bir darbe aldı. Bu grubun üyeleri kendilerini, Umut,...

Proletarya Komünist Partisi Örgütü, İtalya

Komünist Platform (PC) Şubat 2008'de, İtalya'nın farklı şehirlerinde birkaç yıl önce birlikte çalışmaya başlayan komünist grupların birleşmesiyle kurulmuştur. PC, aynı dünya anlayışına sahip, komünizmin ilkelerini...

Fildişi Sahili Devrimci Komünist Partisi (PCR-CI)

Partinin web sitesi

İspanya Komünist Partisi ML

İspanya Komünist Partisi (Marksist-Leninist), 1964 yılında İspanya Komünist Partisi (PCE) içindeki bölünme sonucu kuruldu. İspanya Komünist Partisi ML, CIPOML üyesidir. Partinin web sitesi

Devrimci Demokrasi Örgütü, Hindistan

Devrimci Demokrasi Örgütü, altı aylık teorik ve siyasi Devrimci Demokrasi dergisini yayımlamaktadır. Dergi, özellikle Rusya, Çin ve Hindistan'la ilgili olmak üzere komünist hareketin karşı...

Fransa İşçileri Komünist Partisi (PCOF)

Fransa İşçileri Komünist Partisi (PCOF), 18 Mart 1979 tarihinde Paris Komün Kongresi'nde doğdu. Partinin kuruluşu, Fransa Komünist Partisi'nin (PCF) tamamen yozlaşması ve yeni bir...

Emek Partisi (EMEP), Türkiye

1996 yılında kurulan Emek Partisi (EMEP), işçi sınıfının dünya görüşü olan bilimsel sosyalizmi kılavuz edinir; saflarının sağlamlığı, üyelerinin gönüllü ideolojik, siyasi ve örgütsel birliğine...

Ekvador Marksist-Leninist Komünist Partisi (PCMLE)

Ekvador Marksist-Leninist Komünist Partisi (PCMLE), 1 Ağustos 1964'te kuruldu, Kuruluş Kongresi, Guayas eyaletinin Pascuales kasabasında yapıldı. Partinin öncülleri, geçen yüzyılın ellili ve altmışlı yıllarının...

Yunanistan Komünist Partisi Yeniden İnşa Örgütü (Anasintaxi)

Anasintaxi 1996 yılında kurulmuştur. Yunanistan'daki komünistlerinin tek bir Marksist-Leninist-Stalinist partide birleşmesi için mücadele eden Yunanistan Komünist Partisi Yeniden İnşa Örgütü (Anasintaxi), CIPOML üyesidir. Web sitesi

Komünist Emek Partisi (PCT), Dominik Cumhuriyeti

Dominik Cumhuriyeti Komünist Emek Partisi (PCT), 1980 yılında Maoist Dominik Halk Hareketi'nden ayrılarak kuruldu. CIPOML üyesi olan PCT, Lucha dergisini yayımlamaktadır.

Demokratik Yol, Fas

1995 yılında kurulan Demokratik Yol, kendisini Fas Marksist-Leninist Hareketi'nin (MMLM) ve özellikle de onun ana bileşeni olan ve illegal olarak faaliyet gösteren Ila Al...

Venezuela Marksist Leninist Komünist Partisi (PCMLV)

Venezuela Marksist Leninist Komünist Partisi (PCMLV), 2009 yılında kuruldu. PCMLV, CIPOML üyesidir. Web sitesi

Danimarka Komünist İşçi Partisi

Danimarka Komünist İşçi Partisi (Danca Arbejderpartiet Kommunisterne, APK) 20-23 Nisan 2000 tarihlerinde Kopenhag'da düzenlenen Kuruluş Kongresi'nde kuruldu. APK Kurucu Kongresi, "Sosyalist Bir Danimarka İçin Manifesto"...

Devrimci Komünist Parti (PCR), Brezilya

Mayıs 1966'da Recife'de kurulan Devrimci Komünist Parti (PCR), Brezilya Komünist Partisi'nin (PCdoB) çizgisini eleştirerek ayrılan bir grup militan tarafından örgütlendi. PCR ilk andan itibaren...

Benin Komünist Partisi

Benin Komünist Partisi (PCB), 1977'de Dahomey Komünist Birliği tarafından kuruldu. Parti, ilk olarak Dahomey Komünist Partisi (Parti Communiste du Dahomey) adını aldı. Partinin ilk...

Peru Komünist Partisi (Marksist-Leninist)

Peru Komünist Partisi (Marksist-Leninist), Ocak 1964'te Peru Komünist Partisi'ndeki bölünmenin ardından kuruldu ve başlangıçta Peru Komünist Partisi - Kızıl Bayrak (Partido Comunista Peruano -...

Revolusjon, Norveç

Revolusjon (Devrim) başlangıçta, Norveç'te Marksist-Leninist bir Komünist Partinin yeniden kurulması için gerekli koşulların hazırlanmasına yardımcı olmak amacıyla bir dergi yayımlayan genişletilmiş bir yayın kuruluydu. Birkaç...

Almanya Komünist İşçi Partisi İnşa Örgütü

Almanya Komünist İşçi Partisi İnşa Örgütü (Arbeit Zukunft) web sitesi

Arnavutluk Komünist Partisi

Arnavutluk Komünist Partisi 1991 yılında kurulan Marksist-Leninist ve revizyonizm karşıtı komünist partidir. Arnavutluk Emek Partisi'nin 1991 yılında Arnavutluk Sosyalist Partisi'ne dönüşmesinden ve sosyal demokrasiyi...

Amerikan Emek Partisi (APL)

Amerikan Emek Partisi 2008 yılında Amerika Birleşik Devletleri'ndeki tek açık anti-revizyonist Marksist-Leninist parti olarak kuruldu. Amerikan Emek Partisi'nin Programı GirişAmerikan Emek Partisi, Amerika Birleşik Devletleri'nde, amacı,...

Uluslararası durum ve görevlerimiz – 2023

1. Son Konferansımızdan bu yana dünya ekonomisi, başta gıda fiyatları olmak üzere yüksek enflasyon oranları, sanayi ve tarımsal üretim ile ticaret hacmi artış oranında...

Filistin halkıyla dayanışma!

Filistin direnişinin farklı grupları tarafından 7 Ekim'de başlatılan El Aksa Tufanı operasyonunun ardından, Netanyahu faşist hükümetinin liderliğindeki Siyonist İsrail devleti, güçlü askeri kuvvetleriyle Gazze...

Tüm tekeller ve emperyalistler halkların düşmanıdır

Dünyanın dört bir yanında yaşanan kanlı çatışmalar emperyalizme karşı mücadele bayraklarını yükseltmenin önemi ve aciliyetini her gün yeniden vurguluyor. Bu mücadeleyi dünya işçi...